Vikinglerde Sosyal Yaşam ve Eğlence

Vikinglerde Sosyal Yaşam ve Eğlence

Arkhe Dergisi Sayı 8’de sizlerle…

Birçok toplumda olduğu gibi Orta Çağ İskandinav toplumunda da birlikte hareket etmek önemliydi. Ancak coğrafi ve iklim koşullarının zor olmasına bağlı olarak “Viking” toplumu için bu çok daha gerekli bir durumdu. Özellikle uzun kış geceleri bu birliktelikleri zorunlu tutmaktaydı. Nitekim Viking toplumunun sosyal yaşamında uzun kış gecelerindeki aktivitelerin önemli bir yeri bulunmaktaydı. Yakın komşular arasında toplanmanın yanı sıra daha uzak yerlere de gidilip misafir olunması yaygındı. Ancak bu misafirliklerde bir yerde üç günden fazla konaklanılması hoş karşılanmazdı. Misafirlik o kadar yaygındı ki bu sırada ortaya çıkabilecek bazı olağan dışı durumlar için hukuk kaideleri oluşmuştu. Örneğin bir kişi bir başkasının misafiriyken ölürse, ev sahibi onun eşyalarını üç yıl muhafaza ederdi. Bu zaman zarfında eğer bir varisi çıkmazsa ve söz konusu eşyalar üç marktan daha az bir değere sahipse ev sahibine kalır. Yok, eğer üç mark ve üzerinde bir değerdeyse yarısı ev sahibine yarısı da krala kalırdı.

Günlük yaşamda sıkça karşılaşılan misafirliklerin dışında çeşitli gerekçelerle daha özel ziyafetler tertip edildiği olurdu. Aslında Vikingler, eğlence ve ziyafet ortamlarını çok sevmelerinden dolayı her fırsatta kutlayacak bir şeyler bulurlardı. Kurban törenleri, yolculuğa çıkmadan önce ve yolculuktan döndükten sonra, cenaze töreni sonrasındaki miras taksiminde, düğünlerde ve çeşitli festivallerde ziyafet verilirdi. Ziyafet verilecek yerde bazı düzenlemeler yapılır ve buralar hazırlanırdı. Örneğin duvarlara halılar veya nakışlı örtüler asılırdı. Yerlerde döşeme bulumadığından dolayı çamur olmaması için saman serilirdi. Hem ziyafet ortamlarında hem de günlük yaşantıda evlerinde özel bir oturma düzenine sahiptiler. Bu düzende kimin nereye oturacağı, kişinin sosyal statüsüyle doğrudan alakalıdır. Önemli pozisyonda olan kişiler, bir çeşit taht olarak tanımlayabileceğimiz ortamdaki en önemli kişinin oturduğu yere yakın ve kapıya uzak otururken, daha alt konumda olanlar ise tersine kapıya yakın otururdu. Evlerin çoğunda oturulan salonun kuzeyinde ve güneyinde iki tane oturma sırası bulunmaktadır. Evin en önemli kişisinin oturağı kuzey duvarının dibinde ve ortada bulunurken, tam karşısındaki sırada konuklardan en üst rütbede olanlar otururdu. Tahtın sağında ve solunda sosyal statüsüne göre evin diğer üyeleri sıralanırdı. Konukların olduğu yerde de aynı sıralama uygulanırdı. Bu durum o kadar önemliydi ki bazen ziyafetlerde eşit statüdeki kişiler, kralın yakınına oturmak için kendi aralarında kura çekerlerdi.

Ziyafetlerde ve eğlencelerde, erkeklerle kadınlar arasında bir mesafe bulunmazdı. Hatta bazen ev sahibinin kızı konuklarla birlikte oturur ve onları eğlendirirdi.

Ziyafet sırasında sagalar ve çeşitli şiirler okunurdu. Öyle ki sırf bunun için krallar veya şefler çevrelerinde ozanlar bulundururlardı. Özellikle Viking Çağı’nın sonlarından itibaren arp, fidla, rebek gibi telli enstrümanlar çalınırdı. Hane sahibinin ekonomik durumuna göre soytarı ve eğitimli köpek gösterileri yapıldığı da olurdu.

Ziyafetlerde hem Tanrıları onurlandırmak hem de yemek için kurbanlar kesilirdi. Bu ortamların bir diğer vaz geçilmezi ise içkidir. İskandinavlar içki konusunda aşırıydılar. İbn Fadlan, Rusların (İsveçliler) içkiye çok düşkün olduklarını, gece-gündüz içtiklerini bildirir. Hatta içlerinden bazılarının elinde içki kadehiyle öldüğünü ifade etmiştir. Sagalarda bu durum neticesinde sıkça kanlı olaylar meydana geldiği ve bazen de insanların öldüğü anlatılmaktadır. Örneğin 1012 yılında bir eğlence sırasında, uzun süredir fidye almak için tutukları Canterbury (İngiltere) piskoposunu hayvan kemikleriyle vura vura öldürmüşlerdi.

Bazen ziyafetten veya eğlenceden sonra konuklara hediye verildiği olurdu. Hatta bu hediye konuğun önemine göre çok değerli olabilirdi. Örneğin Finnboga Saga’da ev sahibi Thorgeir, konuğu ve aynı zamanda akrabası olan Finnbogi’ye beş at hediye etmişti. Hediye veren kişi karşı tarafın ileride yapacağı ev sahipliğinde, aynı şekilde kendisine hediye verilmesini beklemektedir. Nitekim İskandinavya’da “hediye her zaman geri dönmeyi umar” şeklinde yaygın bir atasözü bulunmaktadır. Başka kültürlerdeki benzer uygulamaların gerekçelerinden yola çıkarak İskandinavlardaki bu âdetin mütekabiliyet esasına dayanan sıradan bir uygulama olmadığını düşünmekteyiz. Diğer Germen kavimlerinde şöyle bir inanç mevcuttur. Bir kişi başka birisine armağan verir de buna karşılık armağan verilen kişi armağan verene hediye vermez ise armağan verenden bolluk kaçar ve lanet onun üzerine olur. Nitekim Germen dillerinde hediye sözcüğünü ifade eden “gift” kelimesinin bir diğer anlamı zehirdir.

Ziyafetlerden sonra değinebileceğimiz bir diğer sosyal faaliyet festivallerdir. Snorri Sturluson, Ynglinga Saga’da yıllık olarak kutlanan ve kurban kesilen üç önemli festivalden söz etmektedir. Bunlardan birincisi hasat döneminde, ikincisi, kış ortasında, üçüncüsü ise yazın yapılırdı. Snorri’nin söz ettiği üçüncü tören kuvvetle muhtemeldir ki yaz başında kutlanmaktaydı. Çünkü Vikingler yaz döneminde, seferde veya savaşta olurlardı. Oysa bu törende daha savaş ve baskınlar başlamadan önce eylemlerinin iyi geçmesi için dualar yapılmaktaydı. Bununla beraber bazı kaynaklarda yaz ortasında dördüncü bir törenden daha söz edilmektedir. Hatta metinlerden anladığımız kadarıyla o dönem yukarıda zikrettiğimizin dışında başka törenler de bulunmaktaydı. Şimdi bu festivallerden en geniş katılımlı olanlarına kısaca değinelim.

Ekim ayında başlayan Viking takvimine göre ilk festival “Vetrarblot” (kış kurbanı) veya “vetrnott” (kış gecesi)dir. Bu festival iyi bir kış geçirmek için Ekim’in on dördünde kutlanmaktaydı. Festival sırasında Tanrı Frey için inekler ve atlar kurban edilmekteydi. Buna “kan-kurbanı” denirdi. Aslında kurbanlar, hem ibadet maksadıyla hem de kışa et stoklamak için kesilmekteydi.

İkinci festival olan “midsvetrarblot”a “hökunott” veya “Thor Bayramı” da denmekteydi. Ocak ayının ortasında yani Viking takvimine göre Thor ayının başında kutlanması hasebiyle bu isimle anılırdı. Daha sonraki dönemlerde Hristiyanlığın etkisiyle bu festivalin tarihi iki hafta erkene alınıp Noel’de kutlanmaya başlansa da birçok yerde Ocak ayının ortasındaki kutlamalar devam etmiştir. Öyle ki bugün bile Norveç’te bazı yerlerde Ocak ayının on ikisi, kış ortası olarak bilinmektedir. Bu festival, kanaatimizce hem önemine binaen hem de uzun kış gecelerinde zaman geçirmek için iki hafta kadar sürmekteydi. Kutlamalar sırasında önde gelen Tanrılar için kurbanlar kesilir ve büyük bardaklarla onlara bira ikram edilirdi. Ayrıca son zamanlarda ölmüş olan kişiler özel olarak anılırıdı. Çünkü onların hayaletlerinin kış boyunca dolaştıklarına inanılırdı.

Snorri, Olaf Haraldson Saga’da, Uppsala’da Viking takvimine göre Goi denilen ayda (Şubat ortasından Mart ortasına kadar) düzenlenmiş bir mevsimlik festivalden söz eder. Çok eski bir âdet olduğunu belirttiği bu festivale, İsveç’in birçok yerinden katılım olur ve bir hafta sürerdi. Sonraki dönemlerde bu festivalin Nisan ayında kutlandığı bildirilmiştir. Vikingler seferlere çıkmaya en fazla bu mevsimde başladıkları için bu festivale “sigrblot” yani “zafer kurbanı” denmekteydi. Kutlandığı aya baktığımızda söz konusu festivalin, Mezopotamya’dan Orta Asya’ya kadar çok geniş bir coğrafyada kutlanan Nevruz bayramına benzemesi dikkatimizi çekmektedir.

Yukarda bahsettiğimiz mevsimlik festivaller her tapınakta kutlanmaktayken bunların dışında bazı ulusal festivaller de bulunmaktaydı. Bunlar, o bölgenin merkezinde kutlanmaktaydı. Sözü edilen festivallerden bir tanesi İsveç’te her dokuz yılda bir Uppsala’da kutlanmaktadır. Bütün İsveçlilerin katıldığı şenlik sırasında huzur için veya o sırada savaş var ise zafer için kurbanlar kesilirdi. Merseburglu Thietmar, Danimarka Lejre’de benzer bir festivalden söz eder. Bu festival de Uppsala’daki gibi her dokuz yılda bir Ocak ayında kutlanmaktadır. İkinci festivalin Uppsala’dakinden farkı, burada çeşitli hayvanların yanı sıra insanların da kurban edilmesiydi. Dokuz yılda bir yapılan festivallerin Norveç’te de bulunduğu tahmin edilmektedir.

Misafirlik, ziyafet veya festivaller gibi çeşitli gerekçelerle bir araya gelen Vikingler eğlenmek için muhtelif oyunlar tertip ederlerdi. Bunların başında hava şartlarının zor olması, uzun kış geceleri ve uzun yolculuklar gibi etkenlerden dolayı az kişinin katılımıyla oynanabilen kapalı mekân eğlenceleri gelmektedir. Bunlar arasında bilmece sormak ilk sırada gelmektedir. Bilmece çözmek başta şefler ve diğer üst düzey erkekler arasında çok yaygındı. Öyle ki; bazı zor bulmacalar üzerine uzun süre düşünürlerdi. Ancak bilmecenin dışında kapalı mekânlarda daha organize eğlence türleri veya oyunlar da vardı. Bu oyunların çoğu Doğu ve Germen menşeli olsa da zaman geçirme ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri hasebiyle İskandinav toplumu tarafından benimsenmiştir.

Kapalı mekânlarda ve gemilerde en fazla masa oyunları tercih edilmekteydi. Masa oyunlarının içindeyse “tafl” denilen tür başı çekmektedir. Bu oyunun farklı türleri, muhtemelen daha sonraki dönemlerde diğer kültürlerin etkisiyle oluşmuştu. Ancak “tafl” sözcüğü bu tip oyunları ifade eden genel bir isim olarak varlığını muhafaza etmişti. Oyun eski kaynaklardan genellikle “satranç” şeklinde çevrilse de bazı türevlerinde zar kullanılmasından yola çıkarak bunun çok daha farklı bir içeriği olduğunu ifade edebiliriz. Bu arada tafl’ın, Keltlerdeki “fidchell” denilen oyun ile de çok benzerlikleri vardır. O da satranç tahtası gibi bir zeminde şah veya kral merkezli bir şekilde oynanmaktaydı.

Arkeolojik bulgulardan ve de sagalardaki atıflardan yola çıkarak bu oyunun zengin-fakir, kadın-erkek ayrımı olmaksızın toplumun her kesiminde çok yaygın olduğunu söyleyebiliriz. Hatta söz konusu oyunu öğrenmek, soylu çocukların eğitimlerinin bir parçasıydı. İskandinavlar kendilerini bu oyuna öyle kaptırırlardı ki bunun için kavga ettikleri bile olurdu. Sturlunga Saga’da, Thorgils Bddvarsson ve Sam Magnusson adlı iki kişinin, oyun yüzünden nasıl kavga ettikleri nakledilmektedir.

Bu aynı zamanda gemilerde önemli bir zaman geçirme aracıydı. Bunun içindir ki geminin hareketi sırasında oyun parçalarının yer değiştirmemesi için bu parçalar, oyun zeminindeki deliklere yerleştirilerek oynanırdı.

İskandinavlar arasında bir diğer eğlence türü kumardı. Tacitus’tan öğrendiğimiz kadarıyla kumar, diğer Germen kavimleri arasında da yaygındı. Öyle ki bundan dolayı özgürlüklerini bile kaybettikleri olurdu. İskandinavlar arasında kumarın yasal bir zemini bulunmaktaydı. Gulathing kanunlarına göre herkes iddiaya girme hakkına sahiptir. İki kişi tanıkların huzurunda iddiaya girerse, kaybeden taraf iddia konusunu yerine getirmek zorundaydı. Genellikle zar atarak kumar oynarlardı. Guta kanunlarından öğrendiğimize göre, Hristiyanlığa geçişle beraber kumar hoş karşılanmamaya başlanmış ve devamında da suç kabul edilmiştir. Hatta bu suçu işleyenlere 3 ons para cezası verilmesi kararı bile alınmıştı. Lakin bu yasaklar İskandinavya’da kumar oynamayı azaltmaya yetmemiştir.

Prof. Dr. Pınar Ülgen

Dr. Halil Yavaş

3 Yorum

  1. Bakınız: Tarihte Bugün - Dırdırcı - Tarihten Sesler Korosu

  2. Bakınız: Hellenistik Devir Stratonikeia Yontuculuğu - Arkhe Dergisi

  3. Bakınız: Tarihte Bugün - Dırdırcı | Kafa Ütüleme Makinası - Tarihten Sesler Korosu

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir