Vikinglerde Cenaze Töreni

Vikinglerde Cenaze Töreni

Fotoğraf: Vikinglerde bir cenaze töreninin canlandırması…
Arkhe Dergisi Sayı 9’da sizlerle…

İskandinav toplumunda cenaze törenleri ayrı bir önem taşımaktadır. Genel olarak ölüye özel bir saygı duyulmaktaydı. Hatta düşman cenazelerine bile hassas davranılırdı. Bu nedenle cenaze törenleri, kurban ibadetiyle birlikte İskandinav pagan inancının en önemli dini ritüeli olmuştur. Ölüm gerçekleştiği sırada çok önemli bir gerekçe yok ise ölünün bir an önce hazırlanıp defnedilmesi gerekmekteydi. Buna en iyi örnek olarak Eidsivathing Kanunları gösterilebilir. Burada şiddetli hava muhalefeti gibi durumlarda eğer geçerli bir mazeret yoksa cenazenin beş günden fazla evde tutulması yasaklanmış olduğu belirtilmektedir. Eğer çok geçerli bir mazeret varsa cenaze, yakınları tarafından evin dışına çıkarılır ve üstü ağaçla veya samanla kapatılırdı.

Cenazenin hazırlanması sırasında ise bazı hususlara dikkat edilirdi. Şöyle ki; ölen kişi hayattayken çok çılgın ve ters mizaçlı birisi ise onun hayaletinin yaşadığı evi rahatsız etmemesi için cenazeyi hazırlayacak olan kişi cenazeye ön taraftan değil arka taraftan yaklaşırdı. Bir kişi öldüğünde ilk önce onun gözleri ve burun deliği kapatılırdı. Sonrasında ölü, bir ziyafete veya bir festivale hazırlanır gibi hazırlanılırdı. Önce yıkanır ardından ona en güzel kıyafetler ve ölüm ayakkabısı giydirilir ve özel ortamlarda kullandığı takıları takılırdı. Burada dikkat çeken nokta, ölüm ayakkabılarıdır. Bu ayakkabılar genel inanışa göre onun ölüler diyarında rahat gezmesi için çok gerekli idi. Gisli Saga’da Gisli, kardeşliği Vesteinn’in ayaklarına bu ayakkabıdan giydirmiş ve ölünün Valhall’a rahat gidebilmesi için bu ayakkabıya ihtiyaç duyduğunu anlatmıştır. Bu hazırlıklar tamamlandıktan sonra ölü, dışarıdan gelenlerin ziyaret etmesi için evin uygun bir yerine konularak bir müddet burada bekletilirdi. Bu sırada arkadaşları onun kulağına bir çeşit ağıt diyebileceğimiz veda şarkıları fısıldarlardı. İlginçtir ki bu uygulama İskandinavya’da uzun süre devam etmiştir. Hatta günümüzde İzlanda’nın bazı yerlerinde hâlâ sürmektedir.

Evdeki bu tören ve hazırlıklar bittikten sonra ölünün evden çıkarılması için hazırlık yapılırdı. Çünkü cenazenin evden çıkarılma yöntemi, onun hem karakteri hem de ölüm şekliyle ilişkiliydi. Ölen kişi, eğer eceliyle ölmüş ise evin ana kapısından çıkarılırdı. Başkası tarafından öldürülmüşse, cenazenin baş istikametinde evin duvarından bir delik açılır ve oradan çıkarılırdı. Bu uygulama, öldürülmüş olan kişiye paye verilmek için yapılmaktaydı. Bunun en iyi örneklerinden birisi, Egill Saga’da şöyle anlatılmaktadır:

“Egill, babası Skallagrimr’un yatağına yönelerek onu omuzlarından tutup kuvvetle geriye doğru çekti. Ardından da yatağa yatırıp ölüye yapılan son işlemleri gerçekleştirdi. Oradakilerden kazma küreklerini alıp evin güney duvarında delik açmalarını istedi.

Sonrasında Egill Skallagrimr’un cenazesinin başından, diğerleri ise ayaklarından tutarak onu duvardaki delikten dışarı çıkardılar.”

Bununla ilgili bir diğer örnek de Eyrbyggja Saga’da bulunmaktadır. Şöyle ki; bu sagada Arnkel, Thorolf’un cenazesini geleneklere göre defnettiğinden bahsetmektedir. Bu işlem sırasında cenazenin arkasında bir duvarı kırdığı ve onu bu duvardan dışarı çıkardığı ifade edilmektedir. Kayıtlarda Hristiyanlığın ilk dönemlerinde cenazenin evden çıkarıldıktan sonra evin çevresinde üç kez döndürüldüğü yönünde pagan bir gelenekten de söz edilmektedir; ancak bu konuda herhangi bir örnek bulunmamaktadır.

Oslo'da bir kral ve kraliçe mezarı

Fotoğraf: Oslo’da bir kral ve kraliçe mezarı

Defin şekline gelince hem “yakarak (kremasyon)” hem de “gömerek (inhümasyon)” defin işlemleri yapılmaktaydı. Örneğin İzlanda ve Grönland gibi Kuzey Atlantik sömürgelerinde, kremasyon son derece nadir uygulanırken, İngiltere’deki Viking hâkimiyetindeki bölgelerde ise höyüklerin altında pek az gömü bulunmuştur. Ayrıca İskandinav yarımadasının doğu bölgelerinde Vikinglerin kendilerine ait cenaze törenlerinin Slav, Hazar ve diğer kültürlerin uygulamalarıyla kaynaşmış olduğu görülmektedir.

Bu nedenle Avrupa’da kremasyon defin şeklinden söz edilince akla ilk olarak Vikingler gelmektedir. Snorri, Heimskringla adlı eserin önsözünde defin işlemlerinin dönemlere göre değişikliğe uğradığından bahsetmektedir. Ona göre erken dönemlerde ölüler yakılır ve küllerinin üzerine bir anıt taşı dikilirdi. Bu yüzden sözü edilen dönem “yakma çağı” diye anılmaktaydı. Fakat Frey’den sonra höyüklerin altına gömme uygulaması başlamıştır. Snorri, Ynglinga Saga’da bu uygulamaya “Odin Kanunu” demektedir. Bu kanun şu şekilde aktarılmıştır:

“Odin, bütün ölülerin, sahip oldukları şeylerle birlikte bir odun yığını üzerinde yakılmasını emretti. Külleri ise ya denize atılacak ya da gömülecekti. Böylece herkesin Valhall’a, odun yığınının üzerinde, yanında bulundurduğu zenginlikle geleceğini, ayrıca yere gömdüklerinden de yararlanacağını söyledi. Saygıdeğer erkeklerin anısına höyükler yapılacaktı. Bütün savaşçıların mezarlarının diğer mezarlar arasında fark edilir olmaları için mezar taşı dikilecekti. Bu gelenek, ondan sonra da uzun süre devam etti.”

Bu emir doğrultusunda İskandinavların, yakma işlemi sırasında ölüye ait silahları, atları, köpekleri, şahinleri ve ölünün sevdiği muhtelif eşyaları onunla birlikte yaktıkları iddia edilmektedir. Bunlar içinde özellikle at kurban edilmesi ilgimizi çekmektedir. Bu geleneklerden ölü yakma gibi bazıları Hintlilere dayanmaktadır. Bunun yanı sıra Orta Asya’da Türkler başta olmak üzere birçok millet her iki âdeti de uygulamıştır. Diğer Cermen kavimlerinde bunun çok nadir görülmesinden yola çıkarak İskandinavların bunu daha geç bir dönemde Türkler veya diğer kavimlerden öğrendiklerini düşünmekteyiz.

Prof. Dr. Pınar Ülgen

Dr. Halil Yavaş

3 Yorum

  1. Bakınız: Orta Çağ Avrupa'sında Üniversitelerde Sosyal Hayat - Arkhe Dergisi

  2. Bakınız: Arkhe Dergisi Sayı 7 - Arkhe Dergisi

  3. Bakınız: Antik Çağ'da Korsanlık - Arkhe Dergisi - Arkeoloji

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir