Veba’dan Kurtuluşa Dair Hikâyeler

14. yüzyılın ortalarında, Kara Veba’nın ağırlığı altında boğulan sokaklara çıkmak cesaret isterdi. Ailelerini kaybeden çocuklar cenazeleri gömmekten kaçınır, etrafta başıboş dolaşan çiftlik hayvanları yollarına çıkanlara korku saçardı.

Danimarka’da, salgının en öfkeli zamanında, bir boğanın kovaladığı küçük bir kızı, boğadan önce davranan hastalığın öldürdüğü söylendi -veba, o kadar hızlıydı. Ülkede salgından önce, yerden yükselen dumanlar görülmüştü. Salgının başında, Øster Løgum’daki herkes ölürken Havelund’daki Nis Hansen’ın çiftliğine sığınan üç adamın nasıl kurtulduğu konuşuldu: “Yanlarına altı aylık erzak alıp eve kapanan üç çiftçi, her sekiz günde bir dışarıya çıkarak uzun bir çubuğun tepesine astıkları taze sığır etini kontrol ettiler. Etlerin bozulup kararması, vebanın hâlâ havada olduğunun işaretiydi. Çiftçiler, etlerin iyi durumda olduğunu görene kadar çiftlikte kaldılar. Etin bozulmadığı gün, komşularına gittiler. Evden eve dolaştılar ama sadece insan ve hayvan cesetleriyle karşılaştılar. Civarda yırtıcılarla kartallardan başka canlı kalmamıştı.” Bölgeye uzun yıllar kimse gitmedi, sonunda bir rahip gelerek orayı kutsadı.

Veba’dan Kurtuluşa Dair Hikâyeler

İzlanda’da çiftçiler, hastalıktan korunmak için her sabah dua ederlerdi. Bunun önemiyle ilgili şu hikâye anlatılır: “Havanın karardığı bir sabah çiftçiler, samanları toplamaya uğraşıyorlardı. İçlerinden biri, işi bırakıp dua etmeleri gerektiğini söyledi. Diğerleri buna karşı çıktı, yağmur başlamadan önce samanlarla ilgilenmek öncelikliydi. Aralarında tartıştıktan sonra eve girip dua etmeye karar verdiler. Herkes içerideyken iki bulut öbeği çiftliğe doğru yaklaştı. İki gri at üzerinde bir kadın ve bir erkek silüetindeki bulutlar, evin tam üzerinde durdu. Kadının “Burayı ziyaret edelim mi?” dediği duyuldu. “Hayır!” dedi adam ve ekledi: “Bize bu emredilmedi!” Böylece Kara Ölüm, o çiftliğe uğramadan yoluna devam etti. Diğer çiftlikler ne yazık ki bu kadar şanslı değildi.”

İsviçre’de vebanın gizemli bir sisten kaynaklandığına inanılmıştı: “Luzern yakınındaki Weggen köyü hastalıktan kırılıyordu. Bir gün, gölün kıyısındaki eski çiftliğin sakinleri incecik, mavi bir duman gördüler. Evin çevresinde dolaşan duman sonunda duvardaki bir çatlağın içine süzüldü. Ailedeki herkes korkmuştu. Baba “Bu, veba!” diye bağırdıktan sonra belindeki bıçağı çekip dumanın girdiği çatlağa doğru fırlattı. Duman, çatlağın içine hapsolmuştu. Ondan sonra köydeki salgın da sona erdi. Olay her yerde duyulurken vebayı bitiren baba gururluydu. Tek oğulları asker olup uzaklara gitti. Aylar sonra askerden geri dönen delikanlı, ailesiyle kucaklaştı. Sohbet ederlerken duvardaki o çatlağa delikanlının gözü ilişti. Bıçak, sapına kadar duvarın içinde gömülü duruyordu. “Bakalım hâlâ orada mı?” dedi muzipçe. Ailesi yalvarsa da delikanlı umursamadı. Bıçağı sapından tutup çektiği anda mavi duman çatlaktan kaçtı gitti. Özgürlüğüne kavuşan vebanın ilk kurbanı, küstah delikanlıydı. Kısa süre içinde evdeki herkes öldü. Böylece veba, köye tekrar musallat oldu.” Kara Veba Hastalığı ve çok daha fazlası için arkhedergisi.com.tr’yi takip edip yorum bırakmayı unutmayın!

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir