Serapis Kültü

 

Serapis Kültü

Fotoğraf: Serapis, İsis ve ortada Canopus betimi olan kireçtaşı stel – Hellenistik Dönem – Leiden Müzesi
Arkhe Dergisi Sayı 13’te sizlerle…

Bilindiği gibi, Mısır’da yer alan tarih öncesi inancın temelinde totem yer almaktadır. Bu durumun en belirgin göstergesi, Mısır’da yer alan köylere totem olan hayvanların isimlerinin verilmesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu hayvanlara örnek olarak; çakal, yılan, köpek, şahin vb. gibi seçimler gösterilebilir. Sonraki evrelerde bahsi geçen hayvanlardan kimisi, insan vücuduna girerek farklı güçleri temsil eden ilahlar olmuşlar ve Mısır’ın siyasi birliği içinde Mısır Panteonu’na dahil edilmişlerdir.

Anadolu’da birçok tanrı/tanrıça inancı yer almakta ve bu inanç çeşitliliği dönem ilerledikçe artmaktadır. Bu çeşitlilikte ticari faaliyetlerin önemli bir yeri vardır. Çoğu ticari faaliyetin Anadolu üzerinden yapılması, Mezopotamya, Yunanistan, Roma gibi noktalarda yer alan kimi inanışların farklı şekillerde Anadolu’ya gelmesini sağlamıştır. Buna örnek olarak Mısır kökenli bir inanış olan Serapis inancı gösterilebilir.

Klasik döneme bakıldığında hiçbir yazar, tanrı Serapis’ten yahut onunla ilgili bir mitolojiden bahsetmemektedir. MÖ 4. yüzyılın sonlarına doğru Serapis anlatıları yalnızca birkaç yazıt olarak karşımıza çıkmaktadır. Serapis inancının yoğun olarak yaşandığı dönem MÖ 3. yüzyılda olarak görülmektedir. Hellenistik Dönem’e gelindiğinde, Serapis inancının popülaritesinin doruğa çıktığını söylemek yanlış olmayacaktır. Abydos (Mısır) kentinden ele geçen bir yazıtta Serapis ölüm tanrısı olarak nitelendirilmektedir. Hellenistik Dönem’de tanrı Osiris’in kült merkezi olan bu kentte yaşayan Mısırlılar Osiris adını kullanırken, Hellen halkı Serapis adını kullanmışlardır.

Serapis Kültü

Fotoğraf: Serapeion’dan ele geçen Serapis Heykeli – Roma/İtalya

Serapis gök tanrısı Zeus’un özelliklerini ve itibarını yansıtmaktadır. Bu durum “Zeus Serapis” ya da “Helios Zeus Serapis” olarak bilinmektedir. Serapis bunun yanı sıra; Asklepios’tan sağlık, Osiris ve Hades’ten ölüm tanrısı özelliklerini de almıştır. Genel olarak betimlemelerde başında kalathos, elinde ise cornucopiae ile bereket ile özdeşleştirilmiştir. Üzerinde Khthonik elbise ile Hades’e benzer olarak görülmektedir. Tanrı Serapis ayrıca Hades, Zeus, Poseidon, Dionysos, Adonis gibi tanrıların yetenek ve özelliklerini bünyesinde barındırmaktadır. Serapis’in rahipleri tanrının ağzından şu sözleri söylemişlerdir:

“…Başım, cennetin göğüdür, belim okyanustur; ayaklarım yeryüzünün yaratıcısı, kulaklarım gökyüzünde asılıdır; uzakları gören gözlerim ise parlak günesin ışığıdır.”

Serapis ile ilgili en eski ve en yaygın tanım kral I. Ptolemaios dönemine (MÖ 305-283) tarihlendirilmektedir. Çoğu antik yazar, Serapis’i diğer ulusal tanrılar ile aynı görmektedir. Diodorus Siculus (MÖ 1. yüzyıl) Serapis’i tanımlarken, Hellen halkının bir kısmının Osiris, bir kısmının Dionysos veya Ammon, kimisinin Pan ya da Pluton olarak hitap ettiğini aktarmaktadır. Tacitus’da (MS 1. yüzyıl) Serapis’i benzer bir şekilde tanımlamıştır: Hasta bedenleri iyileştirdiği için Asklepios, ayrıca Serapis’i bazen Osiris bazen Jüpiter olarak adlandırmıştır. Kyrillus Alexandrinus (MS 4. yüzyıl) Serapis’in Pluton değil, aksine Osiris veya Apis olduğunu belirtmiş ve “Osirapis” gibi tek isimle karşılaşıldığında ise Osiris ve Apis birleşimi tek bir tanrı olarak görmüştür.

Serapis Kültü

Fotoğraf: Serapis betimli kandil – Mısır – Petrie Müzesi

Serapis adının etimolojisi ile ilgili olarak, modern araştırmacılardan Ulrich Wilcken, Serapis adının Memphis kentinin boğası Apis ile Osiris’in birleşiminden doğduğunu ileri sürer ve bu görüsünü antik yazarlardan Nymphodorus, Phylarchus ve Athenodorus ile ispatlamaya çalışır. Antik Yunancada Σάραπις (Sarapis) veya Σέραπις (Serapis) olarak geçer; Σόραπις şeklinde yazılışı da ender olarak görülmektedir. Latince de ise Serapis şekli yaygındır. Az da olsa Sirapis şekli de görülmektedir.

Serapis Kültü

Fotoğraf: Roma Dönemi Serapis Büstü – Alabaster – MS 2.yy – Howard K. Smith Koleksiyonu

Plutarkhos’a göre Serapis adı, antik Yunancada “gülümsemek” anlamına gelen “σαίρειν” mastarı ile ilişkilidir. Bu düşüncenin kanıtı da Mısırlıların kutladığı “sevinç” anlamına gelen “Sairei” (Σαίρει) adlı bayramın varlığıdır.

Tanrı Serapis’in adını ve karakterini aldığı Apis boğası, tanrı Osiris’in ruhunu temsil ettiği düşünülen kutsal boğadır. Herodot, Apis boğasının bazı özelliklere sahip olması gerektiğini belirtmektedir. Herodot’a göre beyaz lekeleri olan siyah renkli bu boğanın başında üçgen seklinde bir işaretin yanında, alnında beyaz bir üçgen ve sırtında akbabaya benzeyen bir başka simge olmalıdır; sağ yanında bir hilal, dili üzerinde ise hamam böceğine benzeyen bir işaret vardır; ayrıca kuyruk tüylerinin çift olması gerekmektedir.

Serapis Kültü

Fotoğraf: Pozzuoli /Serapis Tapınağı Kalıntıları – Claude Joseph Vernet çizimi – 1750 yılı

Bütün bu özelliklere sahip Apis boğası, yasadığı müddetçe Memphis’te Ptah mabedinin karşısında yapılmış olan bir mabette, rahipler tarafından özenle bakılmış ve beslenmiştir. Gündüzleri belirli zamanlarda açık avluya çıkarılan kutsal boğanın her hareketinden rahipler bir anlam çıkarmışlardır. Bu hayvanın ölümü Mısırlılar için büyük bir mateme neden olduğu gibi, yeni bir Apis boğasının doğusu da büyük sevinç gösterilerine sebep olmuştur. Ölen boğalar mumyalanarak büyük cenaze törenleri düzenlenir ve Sakkara’da bulunan yeraltı galerindeki lahitlerine konulurdu. Bu kutsal hayvan için düzenlenen ayinler, Sarapeum adı verilen mabette yerine getirilmiştir. Mısırlıların inançlarına göre Apis ile Osiris birbirleriyle yakın ilişkilidir. Hatta Osiris öldükten sonra ruhunun Apis boğasına geçtiğine inanılmıştır. Erken Ptolemaioslar Döneminde Hellenler Osiris-Apis’i kendi tanrıları olan Hades ile özdeşleştirmişlerdir. Bu tanrı Mısırlılar arasında Serapis olarak bilinmektedir. Serapis’in hem Hellen hem de Mısırlılar tarafından saygı görmesi, MÖ 250 yılarından sonraya rastlar.

Tacitus’a göre, Büyük İskender’in ölümünün ardından imparatorluk parçalanırken Mısır’ı alan ve İskenderiye kentini kuran Ptolemaios I Soter (MÖ 305-283) Serapis kültünün kurucusudur. Tacitus şöyle aktarır: “Ptolemaios I, rüyasında çok yakışıklı ve tanrısal güzellikte genç bir erkek görür. Genç, krala en sadık arkadaşlarını Pontus’a gönderip heykelini bulup getirmelerini bunun krallığa ve ülkeye refah, güç ve ün getireceğini söyler. Daha sonra parlak bir ateş seklinde göğe yükselir.” Kral gördüğü rüyanın yorumu için Mısır rahiplerine başvurur ancak onlar yabancı memleketleri ve Pontus’u yeterince bilmedikleri için Atinalı Timotheus’u ve Manetho’yu önerirler. Timotheus, Pontus’u gezmiş olan seyyahlardan, burada “Sinope” (Sinop) adlı bir kent ve kentten çok uzakta olmayan “Jupiter Dis” tapınağı olduğunu ve tanrının heykelinin de yanında “Proserpine” adlı bir tanrıçanın heykelinin olduğunu da belirtmiştir. Ptolemaios, daha sonra bu rüyayı unutur. Ta ki, aynı rüyayı bir kez daha görünceye değin. Ancak bu kez, genç adam emirlerinin yerine getirilmemesi durumunda kralı öldürmek ve krallığını yok etmekle tehdit etmektedir. Bunun üzerine Ptolemaios, Sinope kralı Skydrothemis’a elçisiyle beraber hediyeler göndermiştir. Ancak yolculuk öncesi Apollon Pythios’a kehanet için başvurur. Tanrının yanıtı biraz farklıdır. Tanrı oraya gitmelerini ve babasının heykelini getirmelerini söylemiştir. Elçiler Sinope kentine gelip, krala tanrının buyruğunu ve Ptolemaios’un isteğini bildirirler. Ancak aradan üç yıl gibi uzun bir süre geçmesine rağmen kral heykeli geri verme konusunda kararsızdır. Ptolemaios ise bu isteğinden hiç vazgeçmez. Bu zaman zarfında Sinope kentinde hastalık, felaketler ve olumsuz olaylar baş gösterir. Halk bunu tanrının öfkesine yorumlar ve heykelin verilmesini isterler. Heykel kendini bizzat gemiye çıkarır üç gün içinde heykel İskenderiye varır.

Serapis Kültü

Fotoğraf: Alexandria Kenti Serapis Büstü (Roma Dönemi Kopyası) – Pio-Clementino Müzesi

Plutarkhos’a göre Ptolemaios rüyasında Pluton’u görmüş ona Sinop’tan heykelini alıp getirmesini söylemiştir. Heykel Mısır’a yerleştirildikten sonra ise Mısırlılar arasında Serapis adını aldığını belirtir. Timotheus ve Manetho Serapis heykelinin Hellenlerin yeraltı tanrısı Hades olduğunu söylerler. Serapis’in, Hades’in Mısırlılar arasındaki adı olduğunu belirtirler.

Tanrı Serapis, Ptolemaios devletinin resmi tanrısı olarak tanrılar ailesinin başına geçmiş, MÖ. 3. yüzyılın ortalarından itibaren İsis’le birlikte tüm Mısır tanrılarının temsilcisi sayılmıştır. Sarayın yaptığı sürekli propaganda sonuç vermiş ve Mısır’ın bu iki tanrısı (İsis ve Serapis) ülke sınırlarının dışına çıkmıştır. Önce Mısır’ın nüfuzu altında bulunan deniz aşırı ülkelere, devamında ise Ege denizi kıyılarına ve Yunanistan’a kadar uzanmıştır.

Hellenistik Dönemde ele geçen Serapis heykellerinin büyük bir çoğunluğu, kültün ortaya çıktığı ve yayıldığı İskenderiye Serapeum’undaki heykelin benzeri şeklinde işlenmiştir: Serapis tahtta oturur durumda bol dökümlü, chiton ve himation giymiştir. Basında kalathos taşımaktadır. Yukarıya kaldırdığı sol elinde genel olarak asa veya mızrak tutmaktadır; sağ eli ise, tahtın yanında oturan üç baslı Kerberos üzerindedir. Tanrının kalın saçları yüzünü çevrelemekte ve boynunun arkasına, enseye düşmektedir. Alnı üzerine iki ya da üç veya beş dalgalı kâkül sarkmıştır. Uzun ve bukleli sakal, yaklaşık orta kısımda iki yana doğru açılmıştır. Bıyığı da buklelidir ve her iki yana uzanmaktadır.

Serapis Kültü

Fotoğraf: Serapis Tapınağı – Alexandria – Illüstrasyon çalışması

Tanrı Serapis, Hellenistik Dönemde başka tanıların özelliklerini almaya devam etmiştir. İskenderiye’de, Memphis’te, Fayyum’da, Anakara’da ve adalarda yaşayan Hellen halkı, Serapis’i cana yakın görüp, Klasik Dönemin geleneksel kendi şehir tanrılarıyla beraber almışlar ve ihtiyaçlarına cevap verdiği için de, bu yabancı tanrıya inanmaya başlamışlardır. Hellenistik Dönemin din alanındaki eksikliği dışarıdan gelen bu yabancı dinin yayılmasında büyük bir etken olmalıdır. Çünkü bu inanç, krallar ve komutanlar, tüccarlar ve köleler ile Hellenler ve Doğulular arasında kısa sayılabilecek bir süreç içerisinde yayılmıştır.

Ege adalarından gelen Mısır tanrılarına adanmış yazıtların ve arkeolojik bulguların büyük bir çoğunluğu Delos adasından gelmektedir. Burada ele geçen 19 adak yazıtı, ada üzerindeki Mısır kültünü daha MÖ 3. yüzyılda saygı gördüğünü belgelemektedir. Adada ayrıca üç Serapion’un varlığı da bilinmektedir. En önemli buluntular arasında genellikle Serapis kültünde kullanılmış olan ϴƞσαυρός (thesauros) örneği verilebilir. Bu adak kumbarası, Ptolemaioslar’ın askerleri tarafından İsis, Serapis ve Anubis’e adanmıştır.

Kyklad adalarının çoğunda İsis ve Serapis kültünün yaygınlığı, MÖ 2. yüzyıla rastlar. Bu adalar içinde Thera adasının ayrı bir önemi vardır. Çünkü yalnızca bu ada Ptolemaioslar’ın egemenliği altında kalmış ve MÖ 2. yüzyıla kadar da Ptolemaioslar’ın karargâhı olarak kullanılmıştır. Adada ele geçen Serapis kültüne ait buluntular MÖ 3. yüzyıla işaret etmektedir. İsis ve Serapis kültüne ait izler Anadolu’da, sadece Mısırlıların egemenlik sürdürdükleri topraklarda değil; ticari ilişkilerin yaşandığı kentlerde de görülmektedir. Yukarda da bahsedildiği gibi Lindos’ta Mısır tanrıları adına düzenlenen kutsal törenlerin MÖ 3. yüzyılın ortalarından itibaren MS 1 yüzyıla kadar sürdüğü bilinmektedir. MÖ 170 yılına tarihlenen bir yazıt üzerinde İsis ve Serapis bir ara görülmektedir. MÖ 88 yılında, Mithridates Rhodos’a saldırdığında, bu şehirde İsis’e adanmış bir kutsal alanın varlığı bilinmektedir. Rhodos sikkelerinde ise (MÖ 1 ve MS 1 yüzyıl) Serapis, “Helios Zeus Sarapis” gibi ışınlı tacıyla işlenmiştir. MÖ 2. yüzyılın sonunda veya MÖ 1. yüzyılın başındaki sikkeler üzerinde ise İsis, başında boynuzlarla çevrili güneş diski veya tüyden oluşan geleneksel baslığı ile görülmektedir.

Serapis Kültü

Fotoğraf: Kartaca’da bulunan Serapis büstü – MS 2.yy – Louvre Müzesi / Fransa

Phoiniks’de, MÖ 3. yüzyıl veya biraz daha erken bir tarihte Serapis rahiplerinin varlığından söz edilmektedir. Syme adasındaki bu kültün varlığı, kült rahiplerinin listeleriyle belgelenmiştir. Bu yüzyılın sonrasında ise, Serapis ve İsis’in birleştiği görülmektedir. Ege’de iki büyük ada olan Girit ve Euboea’da da Mısır tanrılarının varlığı bilinmektedir. Mısırla sıkı ilişki içerisinde olan Girit adasının tümü üzerinde olmasa da Itanos ve Gortyna kentlerinde Ptolemaioslar’ın bir karargâhı vardır. Bu karargâh aracılığıyla Mısır ile Girit arasındaki askeri iletişim (işbirliği) ile Mısır tanrı kültünün MÖ 3. ile 2. yüzyılın ortalarından itibaren bu kentlerde yayıldığı tahmin edilmektedir. Bununla birlikte Hellenistik Döneme ait buluntular çok sönüktür. Gortyna’da MÖ 2. yüzyıla tarihlenen bir İseum’da, daha çok Ptolemaios propagandası yapılmaktadır.

Akdeniz havzasında yaygınlaşan kült, Roma’ya girmekte gecikmemiştir. Başta Roma İmparatorları olmak üzere bu kült üzerinde baskı kurulmaya çalışılmışsa da kült, Caligula Dönemi’nden itibaren Roma’da resmen kabul görmeye başlamıştır. Caligula’dan sonra gelen imparatorlar tarafından da bu kült ilgi görmüş ve kült taraftarlarının sayısı artmıştır. Tanrı Serapis adına adanmış tapınakların çevresinde tanrıça İsis’e adanmış küçük şapel ya da atlarlar yer almaktadır.

Hellenistik Dönem’den itibaren birbirlerinin eşi şeklinde bir bütün olarak görülen İsis ve Serapis, Roma İmparatorluğu içinde de aynı kült alanlarına sahip olmuşlardır. Bu nedenle İsis’in Roma İmparatorluk Dönemindeki yayılım şekli ve kültü için uygulanan politika Serapis için de geçerli olmuştur.

1 Yorum

  1. Bakınız: Arkeolojik İskelet Kalıntılarının İncelenmesinin Tarihsel Gelişimi ve Biyoarkeolojinin Doğuşu - Arkhe Dergisi

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir