Selçuklular ve Selçuklu Tarihi Üzerine

Selçuklular ve Selçuklu Tarihi Üzerine

Fotoğraf: Erzurum Çifte Minareli Medrese
Arkhe Dergisi Sayı 6’da sizlerle…

10. yüzyılın son çeyreğinde başlayan Türk göçü, sadece Türk tarihinin değil, İslam ve Dünya tarihinin de seyrini değiştiren önemli bir olaydır. Türkler bilindiği gibi anayurtları Türkistan’dan tarih boyunca çeşitli sebeplerle göç etmişlerdir. Söz konusu bu göçler genellikle Güney’e Çin’e, güneybatıya Afganistan’a, batıya, Karadeniz’in kuzeyi ve Avrupa’ya olmuştur.

Türkistan’da Göktürkler ve Uygurlar gibi parlak dönemlerde temsil edilen; batıya geldikten sonra Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyetiyle Türklüğün başlıca temsilcileri olan Oğuzların-Türkmenlerin-Selçukluların tarihini öğrenmek, Türk tarihinin bugünlerden Hunlara kadar uzanan bütünlüğünü kavramak anlamına gelmektedir. Selçuklu tarihi Türk Milleti’nin iki bin yıllık tarih serüveninin kavşak noktası olması bakımından asla ihmal edilemeyecek bir dönemdir.

Türklerin tarih boyunca yaşadıkları sahalarda muhtelif devletler kurmuşlardır. İsimleri başka başka olmasına rağmen bu devletler bir devamlılık göstererek bugüne kadar gelmiştir. Milli tarihimiz bakımından bu devletlerin en önemlilerinden birisi şüphesiz Selçukluların kurduğu Büyük Selçuklu İmparatorluğu ile Anadolu (Türkiye) Selçuklu Devletleridir. Önce 11. yüzyılda Horasan ve Maveraünnehir’de kurulan Selçuklu Devleti, daha sonra yaptığı fetihler ile genişleyerek büyük bir imparatorluk olmuş ve Bizans Devleti’ni mağlup ederek Türk’ün askeri üstünlüğünü ispat etmiş ve Anadolu’da yüzyıllarca devam eden ve edecek olan Türk hâkimiyetinin temellerini atmıştır. İşte bu noktada bu temelleri atan “Selçuklular Kimlerdir?” Sorusuna burada cevap vermek yerinde olacaktır.

SELÇUKLULAR KİMLERDİR?

Selçuklular, 11.–14. yüzyıllarda Türkistan, Horasan, İran, Afganistan, Irak, Suriye ve Anadolu’da şubeler halinde hüküm sürmüş olan devletin ve onu yöneten hanedanın adıdır. Selçukluların ilk atası Dukak’tır. Yenikent yabgusu’nun hizmetinde sübaşı olarak görev yapmakta idi. Usta savaşçılığı dolayısıyla “demir yaylı” unvanını taşıyordu. Kaynakların yetersizliği dolayısıyla onun ataları hakkında bilgi sahibi değiliz. Dukak’ın ölümü üzerine yerine oğlu Selçuk sübaşı oldu. Adı kaynaklarda “Salcuk”, “Selcük”, “Selçuk”, “Sarçuk” gibi farklı şekillerde yazılmıştır. Selçuk Bey’in torunlarının kurduğu devlet devrin kaynakları tarafından, onu adına nispetle Selçukiyyan, Selaçıka, Al-i Selçuk olarak kaydedilmiştir. Selçuk Bey’in ailesi ve yakınlarına ilişkin olarak sadece Mikail, Arslan, İsrail, Musa İnanç, Yusuf Yınal ve Yunus adlı beş oğlunun varlığı tespit edilmiştir.

Selçuklular’ın Oğuzların Kınık boyundan geldiği ittifakla kabul edilmektedir. Ancak ne Dukak’ın, ne de Selçuk Bey’in Kınık boyunun beyi olduklarına dair herhangi bir bilgiye sahip değiliz. İkisinin de yalnızca Oğuz Yabguluğu’nda şübaşı olarak görev yaptıkları tespit edilebilmektedir.

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ(1038-1157)

Gazneli Sultan Mesud, topraklarına izinsiz giren Selçuklulara karşı mücadele başlattı. Yurt ihtiyacı yüzünden göçe mecbur kaldıklarını bildirerek yaptıkları af ve hizmet talepleri kabul edilmedi. 1035 yılında Nesa savaşı ile başlayan ve 1040 Dandanakan savaşına kadar devam eden bu mücadeleler sırasında Selçuklular, 1038 yılında Nişabur’u ele geçirip devlet ilan ettiler. Sultan Mesud’un, Türkmenler (Oğuzlar) ya da Selçuklu meselesini çözmek üzere yaptığı son büyük hamle de Dandanakan’da başarısız oldu. Bu başarısızlıkta, Selçukluların bu var ya da yok olma mücadelesinde kazanmaktan başka çarelerinin olmaması ve uyguladıkları vur-kaç savaş taktiği önemli etken olmuştur. Savaştan sonra Tuğrul Bey sultan ilan edilerek Selçuklu Devleti kuruldu (1040). Sırasıyla Tuğrul Bey, Alparslan, Melikşah, Sultan Berkyaruk, Muhammed Tapar ve Sultan Sancar tarafından yönetilen bu devlet, 1071 Malazgirt Meydan muharebesi ile en parlak yıllarına adım atmışken, 14 Eylül 1141 yılında Katvan Savaşı ile büyük bir yıkıma uğramış ve merkezi otoritesini kaybetmiştir. Kaybedilen bu otorite ise Selçuklu ailesine bağlı bazı aileler tarafından şube hanedanlıklar (atabeylikler-meliklikler) kurulmaya başlanmıştı. Bu şubeler tarih sırasına göre ise Kirman, Anadolu (Türkiye), Suriye ve Irak Selçuklularıdır. Bunlardan Kirman, Suriye ve Irak melikleri Büyük Selçuklu sultanları tarafından o bölgelere tayin edilmek suretiyle, Anadolu (Türkiye) Selçukluları ise Büyük Selçuklularla rekabet halinde, onlara rağmen kurulmuşlardır.

Selçuklular bozkır hayat tarzından, kültüründen cihan devletine, diğer bir deyişle imparatorluğa, dolayısıyla yeni bir medeniyete giden bir yola girdiler. Onlar aslında dört önemli süreci birlikte yaşadılar: Müslüman olarak din değiştirdiler. Bozkır’dan Horasan’a inerek yaşadıkları coğrafyayı değiştirdiler. Bununla birlikte yerleşik hayata adım attılar. Ve geldikleri bu topraklarda yürürlükte olan idari tecrübeden, birikimden yararlandılar, gulam sistemini benimseyerek devletlerini kurdular. İşte tüm bu süreç Selçuklu medeniyetinin de temellerini oluşturdu. Bu medeniyetin ise en göze çarpan kısımlarından biri abidevi cami mimarisi ortaya koymak olmuştur. Özellikle mihrap önündeki kubbeli mekanı geliştirdiler ve bütün Türkistan’a ve İran’a dört eyvanlı, avlulu ve mihrap önü kubbeli bu cami modeli hakim oldu. İsfehan Mescid-i Cuma’sı, bu yapıların en bilindik örneğidir.

Selçuklular ve Selçuklu Tarihi Üzerine

Fotoğraf: Sivas Çifte Minareli Medrese

ŞİMDİDE ANADOLU (TÜRK İYE) SELÇUKLU DEVLETİNE BAKALIM

Sultan Sancar döneminde yeniden parlayıp umut veren Büyük Selçuklu İmparatorluğu onun ölümüyle tarihe intikal ederken; Anadolu (Türkiye) Selçukluları adeta ilahi bir tecelliyle, bu boşluğu doldurmak üzere, elli yıllık tecritten çıkıp yükseliş dönemine girdiler. İkinci Haçlı seferinde, Haçlıların mağlubiyete uğratılması, Ermenilerin geriletilmesi, Danişmendlilerin yeniden itaat altına alınmasıyla başlayan bu yükseliş, 1176 yılında Mir – yokefalon’da Bizans’ın gücünün tamamen kırılmasıyla doruğa ulaştı.

Bu noktada hatırdan çıkmaması gereken şey ise; 11. yüzyılın hemen başında Tuğrul ve Çağrı beyler döneminde daha çok Anadolu’yu keşif, yani tanıma amaçlı yapılan ilk Türk akınlarıyla Anadolu sahasında kendini gösteren Türkler, 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi’nin hemen akabinde daha çok doğu ve güneydoğu Anadolu sahasında Anadolu’da Beylikler Dönemi dediğimiz sürecin ilk kısmını oluşturan Saltuklular, Mengücekliler, Artuklular ve Danişmentliler gibi beylikleri kurmuşlardır. Ancak bunlara rağmen Selçuklular otorite kurmaya ve tek olmaya gayret etmişlerdir. Bunu yaparken ise kimi zaman birine karşı diğeri ile müttefik, bazen de diğerine karşı öbürü ile karşıt saflarda yer almıştır. Hatta ve hatta söz konusu bu beyliklere karşı bazen Bizans’ın da yardımına başvurmaktan da geri kalmamıştır.

Anadolu’da, Süleymanşah ile kuruluş sürecini tamamla – yan Selçuklular, I. Kılıçarslan ile yükselirken yine aynı sul – tanın ölmeden önce ülkeyi ve devleti on bir oğlu arasında pay etmesi ile bir duraklama süreci de yaşamıştır. Birde tam bu sırada Anadolu’da görülen Haçlı varlığı durumu daha da kötüleştirmiştir. Ancak Sultan I. Mesud ve II. Kılıçarslan ile ise icraatları ve takip ettikleri politikalar ile bu duraklamayı ortadan kaldırmışlar ve devlet bir yükseliş sürecine girmiştir. I. Keyhüsrev ve II. Süleymanşah ile bu süreci hıza kavuşturmuş olan devlet, I. İzzeddin Keykavus ve I. Keykubad ile tam bir yükseliş dönemine girmiştir. Öyle ki her iki sultanın özellikle Anadolu’da yarattıkları güvenli ve otoriter iklim, bölgeyi hem bir ticaret merkezi hem de tercih edilebilir yaşam sahası haline getirmiştir. 1230 Babailer İsyanı ve hemen akabinde kendini gösteren Moğol İstilası’nda devletin başında olan ve her iki badireyi göğüslemek zorunda kalan ancak bunda başarısız olan II. Gıyaseddin Keyhüsrev ile birlikte ise artık eski günler aranır olmuş ve devlet yıkılış sürecine girmiştir.

Her ne kadar II. Keykavus ve IV. Kılıçarslan gibi isimler tahta çıkmış olsa da, artık çok geç olmuş ve devlet Moğollara (İlhanlılar) tabi hale gelmiş bir vaziyette kendini bekleyen hazin sonu bekler hale gelmiştir. Tam bu sırada ise Anadolu’da yeni bir dönem başlayacaktır; Karamanoğulları, Karesioğulları, Menteşeoğulları, Saruhanoğulları, Osmanoğulları, Candaroğulları ve Aydınoğulları gibi beyliklerin oluşturduğu İkinci Beylikler Dönemi.

Burada şunu da hatırlatmakta fayda var: Moğol istilası dışında Türkiye Selçuklu Devleti’nin yıkılışını hızlandıran en önemli faktörlerin başında şehzade isyanları ve liyakat sahibi sultan ve devlet erkânının olmayışıdır.

Kültür Medeniyet noktasında baktığımız zaman ise bugün Cumhuriyet Türkiye’sine miras olarak kalan Selçuklu eserlerinin tamamına yakını Anadolu (Türkiye) Selçuklu Devletinden bize kalmıştır.

Bu noktada ise başkent Konya ayrı bir önem teşkil eder. Zira devletin en önemli kültür ve medeniyet merkezi haline dönüştürülmüş olan şehir, bugün bile hala Selçuklu kenti olma özelliğini bizlere hissettirmektedir.

İşte bu hissiyatı duyanlar Anadolu Selçuklularının ülkenin pek çok yerinde cami, han, kervansaray, imaret, köprü, çeşme ve medreseler yaptırdıklarına şahit olurlar. Bu eserlerin başlıcaları ise; •Diyarbakır Ulu Camii (ilk cami), Konya Alâeddin Camii, Niğde Alâeddin Camii, Konya Sahip Ata Camii, Amasya Burmalı Minare Camii, Malatya Ulu Camii, Ankara Arslanhane Camii, Ankara Ahi Şerafeddin Camii, Konya Taş Mescit, Konya Sırçalı Mescit, Konya Karatay Mescidi, ve Konya Sahip Ata Külliyesi gösterilebilir.

Sonuç olarak ise; Anadolu Selçuklu kültürü, Asya, İran ve Anadolu gibi üç farklı coğrafyanın harmanlandığı bir kültür olarak karşımızda durur. Sanat eserleri ise, Selçuklu kültürü gibi kompleks araştırma alanında başlıca yol göstericidir.

1 Yorum

  1. Bakınız: Orta Çağ'ın Önemli Bir Ticaret Yapısı: Kervansaraylar - Arkhe Dergisi

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir