Phrygler Kimdir?

Phrygler Kimdir?

Fotoğraf: Eskişehir-Seyitgazi İlçesi Çukurca Köyü’nün 500 m güneybatısında, Doğanlı Vadisi’nde “Gerdekkaya Mezar Anıtı”. Anıt büyük bir kaya kütlesinin doğu yüzüne oyulmuştur. Hellenistik Dönem’e tarihlenen mezar, Roma ve Bizans Dönemlerinde bazı ilave ve değişiklikler yapılarak kullanılmaya devam etmiştir. ©D. Muştu
Arkhe Dergisi Sayı 2’te sizlerle…

Günümüzden yaklaşık iki bin yıl önce yaşamış coğrafyacı Strabon’un bilerek ya da bilmeyerek yazının başlığında sorduğu bu soru, bir bakıma hala tam olarak yanıtlanabilmiş değildir. Bu halkla ilgili genel kabul edilen görüş, Phryglerin, Balkanlardan gelip, Çanakkale Boğazı’ndan geçerek, adeta güney Marmara üzerinden uçarak (!) Orta Anadolu’ya geldikleri ve burada büyük bir politik güç haline geldikleri şeklindedir. Strabon’dan hemen hemen iki milenyum sonra, XIX. Yüzyılın sonlarında Phrygler üzerine yazan Perrot ve Chipiez, aslında hala sorunun yanıtlanamadığını dolaylı olarak şöyle aktarmaktadırlar:“Frigyalıların Doğu dünyasında oynadığı rol Hititlerin oynadığı rol kadar önemli değildir. Ancak Hititlerin; ev, aile ve dil gibi özelliklerini almışken, çağdaş bir tarihçi Hititlere göre Frigler hakkında hemen hiçbir şey bilmemektedir” ile ilgili birçok makale, araştırma ya da kitapta (ve tabii ki çoğunlukla web üzerindeki kopyala – yapıştır bilgilerde) şöyle cümlelere rastlanabilmektedir: “Phrygia bölgesinde Hitit dönemi”, “Phrygia’nın prehistorik dönemleri”, vb. İlk bakıldığında herhangi bir yanlışlık yokmuş gibi gözükse de cümleler bir kez daha dikkatlice (ve düşünülerek) okunduğunda kendi içinde çelişkiler barındırdıkları açıkça görülmektedir.

Anadolu arkeolojisinde tanınmış bilim insanlarımızdan Akurgal’a göre “MÖ 1200’lerde Anadolu’ya gelen Phrygler, politik anlamda kendilerini MÖ VIII. yüzyılda göstermişlerdir. Kısa sürede Anadolu halklarından birisi olup hem Hellen kültürü hem de Geç Hitit etkisinde kalmakla birlikte, özgün bir Anadolu kültürü yaratmışlardır.»

Akurgal için kısa süre sayılan dört yüz yıl içinde, bir topluluğun sosyopolitik ya da sosyoekonomik açıdan bu kadar değişkenlik ve başarı gösterebilmesi olası mıdır? Bu gelenlerin sayısı ne kadardır da böylesi “özgün bir Anadolu kültürü” yaratabilmişlerdir? Peki, bu tür sor(u)nlar nereden kaynaklanmaktadır? Rönesans döneminden başlayarak XIX. yüzyıla kadar Eskiçağ Tarihi’nin yazılmasındaki ana kaynak olarak düşünülen filolojik eserler, gerek akademik çevrelerde gerekse popüler kültürde basmakalıp düşünceler doğurmuştur. Bu eserlerde geçen bilgileri kontrol edebilecek alternatif kaynakların olmayışı, yanlışların ya da eksikliklerin bir süre sonra genel kabul haline gelmesini sağlamıştır. XIX. yüzyıldan sonra gelişen arkeoloji, epigrafi ve nümizmatik çalışmalarının artması, geçmiş kültürlerin incelenmesini daha somut veriler aracılığıyla ve daha objektif sonuçlarla elde etmemizi sağlamıştır. Dolayısıyla bu yazının bir kısmını, Phrygler ve Phrygia üzerinden giderek, yukarıdaki soru(n)ların ortaya çıkmasına neden olan filolojik eserlerin, diğer disiplinlerle karşılaştırılarak tartışılması oluşturacaktır. En eskisi MÖ VIII. yüzyılda yaşadığı düşünülen Homeros’un eseri İlyada’dan başlamak üzere, MS V. yüzyıla kadar birçok filolojik eser çoğu zaman birbirini tekrar ederek Phrygler hakkında bilgi aktarmaktadır.

Bu bilgilerin doğruluğu (ya da gerçeğe yakınlığı) nasıl kontrol edilmektedir? Bu anlamda belki ilk bakılması gereken kaynaklar arkeolojik çalışmalardır. Strabon, olasılıkla kalıntıları görmediği için, buluntuların ne olduklarını tanımlayamadan Phryg eserleriyle ilgili şöyle bir bilgi aktarmaktadır: “Sangarios (Sakarya) nehrinin üzerinde eski Phrygialılara, Midas’a ve diğerlerine ait iskân kalıntılarına rastlanır.” Geçtiğimiz yüzyıldan itibaren yapılan arkeolojik çalışmalar, Strabon’un görmediği Phryglere ait birçok malzemeyi (seramik, metal, fildişi ve ahşap, vb.) ve mimari yapıyı gün yüzüne çıkarmıştır. Örneğin, Phryglerin Anadolu’ya girişleri ve politik bir güç haline gelme noktasında K. Blegen öncülüğünde Troia’da yapılan arkeolojik çalışmaların sonuçları filolojik kaynakları destekleyecek bilgiler vermiştir. Benzer şekilde, Phryglerin başkenti olarak düşünülen ve üzerinde en uzun soluklu çalışmalar yapıldığı için bu yazıda ele alınan ana merkezlerden birisi olan Gordion’da yapılan araştırmalar, MÖ VIII. yüzyılda burada ekonomik bir canlanma olduğu yönünde bilim insanlarının yeni teoriler üretmesini sağlamıştır. Gordion’da ele geçirilmiş MÖ VIII. – VI. yüzyıllar arasına tarihli seramik malzeme, bu merkezin hem doğu hem de batı kültürleriyle ticaret yaptığını da açıkça ortaya koymuştur.

Arkeolojik araştırmalar burada ayrıca; saray, kale, ev gibi mimari yapılar, kaya anıtları, tümülüs, ahşap eserler ve metal buluntular (kazan, fibula, kemer, toka, vb.) elde etmemizi sağlamıştır. Ancak politik anlamda bu sürecin bir kısmında Phrygler egemen olmadığı için, bu eserleri üretenlerin ne kadarının Phryg olduğu bilinmemektedir. İlk kazılara 1901 yılında başlanan ve açıkça bir Hitit yerleşimi üzerine yükselen Gordion’daki kazılarda ondan fazla tabaka ve beş kültür katmanı bulunmaktadır.

Kentteki Phryg dönemi MÖ 750 – 300 arası kabul edilmektedir. Ancak bu kadar uzun süreli bir Phryg yerleşmesinden kastedilen politik bir süreç değildir. Nitekim belirtilen tarihlerin büyük bölümünde bölgede; Lidyalılar, Persler ve Büyük İskender hüküm sürmüştür. Burada altı çizilmesi gereken konulardan birisi de tümülüslerin durumuyla ilgilidir. Gordion’daki tümülüs geleneğinin Balkanlardan geldiği düşünülürken, soylu kişileri gömmek için yapılmış tümülüsler hakkında bilgi veren Herodot, en büyük tümülüsün Lidya kralı Alyattes’e ait olduğunu ileri sürerken ve eserinde birçok yerde Phryglere değinmesine rağmen, olasılıkla bölgeye gelmediği için Phryglere ait tümülüslerden söz etmemektedir.

Phrygler Kimdir?

Fotoğraf: Yazılıkaya Frig Kale yerleşmeleri genel panoraması. ©D. Muştu

Arkeolojik veriler yanında filolojik eserlerdeki bilgilerin kontrol edilebilmesindeki diğer bir kaynak grubu da epigrafik buluntulardır. Epigrafik kaynaklar arasında ilk olarak Phryg diliyle yazılmış eserler gelmektedir. Filolojik eserler, bu dilden ve hatta diyalektiğinden söz etmektedirler. Henüz çözülememiş bu dilde yazılmış metinlerin dinsel içerikli olduğu düşünülmektedir. Politik anlamda ortadan kalkmış olsalar da yaklaşık sekiz asır sonra Roma İmparatorluk dönemine tarihli yazıtlarda karşımıza çıkan Phryg diline ait sözcükler, bölgedeki kültürel sürekliliği göstermesi açısından oldukça önemlidir. Roma egemenliği döneminde kırsaldaki halkın tercih ettiği, Grekçe yazılmış metinler içinde rastladığımız Phryg diline ait sözcüklere bakarak Phryg dilinin dönemin edebi ya da hukuk dili olduğunu söyleyebilmek şimdilik çok zordur.

Bunun yanında filolojik eserler, Phryg dili konusunda ilginç noktalara değinmektedirler. Örneğin Platon, bir sözcüğü anlatırken “sözcüğün Grekçe olmadığı ancak ufak bir değişiklikle Phrygler tarafından da aynı şekilde söylendiğini” vurgulamakta ve Grekçe ile Phryg dili arasındaki farklılığa işaret etmektedir. Strabon, Frig dilinin zamanla Lydia dili ile karıştığını yazarken, leksikograf (sözlük düzenleyici) olan Hesychius ve Suidas, Phryg dilinden geldiği düşünülen kimi sözcüklerin anlamlarını vermektedirler. Ancak bütün bunlar Phryg dilinin çözümlenmesi noktasında yetersiz kalmaktadırlar. Yapılan çalışmalar neticesinde Orta Anadolu’dan Kütahya’ya, kuzeyde Kastamonu’ya kadar yayılan Phryg dilinin kökeni üzerine de farklı tartışmalar bulunmaktadır. Buna göre; Hint – Avrupa kökenli ya da Fenike dilinden türetildiği gibi, Makedon dilinden veya Grekçeden geldiği de düşünülmektedir. Yerel bir dilin ticari etkiler sonucu farklı dillerin etkisinde gelişmiş olabileceği de olasılıklar arasındadır.

Epigrafik kaynaklar açısından değinilmesi gereken diğer bir veri grubu da, doğrudan Phryglerin kullanmadığı ancak kronolojik açıdan ilk sırada yer alan çivi yazılı eserlerdir. Asur, Urartu, vb. uygarlıkların bırakmış oldukları, hemen hemen tamamı resmi tarih anlayışa göre (taraflı) yazılmış bu eserler, söz konusu uygarlıkların politik güçlerini kaybetmelerinin ardından sessizliğe bürünmüşlerdir. Kültür tarihi açısından eksik kalan bu metinlerdeki boşluk, nihayetinde Hellen ve Romalı yazarlar tarafından doldurulmuştur. Örneğin, halen tartışılan ‘Muskili Mita’ konusu bu durumun bir uzantısı olarak devam etmektedir. MÖ XII. yüzyılda Asur kaynaklarında ortaya çıkan “Mita” adlı savaşçı bir kralın Phryglerin efsanevi kralı Midas ile aynı kişi olup olmadığı tam olarak çözülememiştir. Şimdilik söylenebilecek tek şey, Phryglerin MÖ XII. yüzyıldan önce Doğu Anadolu bölgesinde yaşadıklarına dair henüz somut bir ipucu bulunmadığıdır. Ancak bilim dünyasında büyük bir çoğunluk yine de Muskilerin doğuya giden Phryglerle akraba oldukları yönünde bir kanıyı taşımaktadır.

Nümizmatik buluntular ise genel anlamda Hellenistik dönemde kendilerini göstermeye başlamaktadır. Roma döneminde, özellikle imparatorluk sürecinde yoğunluk kazanan buluntuların üzerlerinde Phryglere ait kültürel etkiler açıkça görülmektedir. Aslında bu durum Roma’nın bilinçli politikasının bir sonucudur. Nitekim imparatorluk süreciyle birlikte Akdeniz etrafındaki uygarlıklarda sosyoekonomik ve sosyokültürel bir hareketlilik başlatılmıştır. Bunun neticesinde Phrygia’daki kentler için de yaratılış mitosları oluşturularak, Phrygia bölgesi imparatorluğun parçası yapılmaya çalışılmıştır. Bütün bu gelişmeler sikkeler üzerinden izlenebilir.

Tüm bu verilere dayanarak, yani filolojik eserler, arkeolojik ve numizmatik buluntular ile epigrafik kaynaklar ışığında Phrygler hakkında genel anlamda birkaç söz edebilmek, bu arada filolojik eserler üzerine çeşitli düşünceler ileri sürebilmek bu yazının diğer bölümünü oluşturmaktadır

Phryglerin Tarihi mi? Phrygia Tarihi mi? Phrygia’nın antik dönemdeki sınırları belirlenebilir mi? Ya da başka bir deyişle birçok haritada betimlenmiş “genel bir Phrygia” ülkesinden mi (siyasal bir sınırdan mı) yoksa kültürel sınırlardan mı söz edilmelidir? Arkeolojik malzemenin filolojik eserlerle kronolojik anlamda uyuşmadığı süreçte, sınırlar çoğunlukla antik dönem yazarlarının açıklamalarına göre belirlenmektedir. İşin ilginç yanı söz konusu yazarların büyük bir kısmı kendi yaşadıkları dönemde, politik anlamda çoktan ortadan kalkmış bir devlet hakkında bilgi verirken, Hellenistik Dönemin politik sürecini ya da Roma egemenliğinin sonuçlarını göz önünde bulundurmaktadırlar. Başka bir deyişle, Strabon’un kendi zamanında sözünü ettiği Phrygia, eşek kulaklı Midas’ın ülkesiyle aynı değildir. Nitekim yukarıda da değinildiği gibi İmparatorluk Dönemine tarihli epigrafik belgelerde Phryg kökenli olduğunu düşündüğümüz sözcüklere rastlansa da bu dönem lerde Phrygler artık kendi dillerinde kayalara yazı yazmayı bırakmışlardır.

Hititler sonrasında yaşanan karanlık çağın (MÖ 1200 – MÖ 800) ardından ortaya çıktığı belirtilen Phryglerin kökeni konusunda da Hellen ve Romalı yazarlar, bazen kesin saptamalar yaparken, bazen de çeşitli tezler ortaya atmak zorunda kalmışlardır. Bu konuda birbirlerinden alıntılar yaptığını gördüğümüz yazarlar, bu alıntılamalar sırasında kimi zaman yanlış bilgiler aktarmışlar, birbirleriyle anlaşamadıkları için bazen aynı konularda farklı şeyler yazmışlardır. Örneğin, köken sorununa değinen tüm yazarlar hemen hemen ağızbirliği etmişçesine Phrygleri, Thrak kökenli göstermektedirler. Bryg olarak da adlandırılan bu kabileler, Thrakyalı kolonistlerdir. Thraklarınkiyle benzerlik gösteren ayinleriyle İda Dağı’nda yaşamaktadırlar ve yine yazarlara göre Asya eyaletinin doğusundaki ilk halkları oluşturmaktadırlar. Nedeni verilmeksizin belirtilen zamanla kaybolan Phryg kabileleri tezine göre de ortadan kalkmışlardır. Aynı yazarlar, Thrakların eskiçağ dünyasındaki genel toplumsal yapılarından ve Phryglerle komşu olmalarından dolayı Phrygleri de göçebe, saldırgan ve hatta barbar olarak nitelendirmektedirler. İlginçtir ki kimi kaynaklar bu halkı barışsever gruplar şeklinde tanımlamaktadır. Filolojik kaynaklardaki bu çelişki, arkeolojik buluntularda daha net yorumlar yapabilmemizi sağlamaktadır. Zira şu ana kadar elde edilen veriler içerisinde yoğun bir silah buluntusuna rastlanmamıştır. Her şeye rağmen, Troia’daki kazılar da ele geçirilen seramik malzeme üzerinden giderek Ege Göçleri sırasında Balkanlardan gelip, Boğazlar üzerinden MÖ XII. yüzyılda Anadolu’ya giren halklar arasında Phryglerin de olduğu üzerine ortak bir görüş oluşmuştur.

Phryglerden günümüze kalmış epigrafik buluntular henüz çözülemediği için köken konusunda şimdilik hala Phryglerin doğrudan neler söylediklerini bilemiyoruz. Örneğin onlar kendilerini ne şekilde adlandırmaktaydılar? Hellen ve Romalı yazarlardan yapılan alıntılara dayanarak kendilerine “Phryg”, yaşadıkları bölgeye de “Phrygia” dediğimiz kültüre ait bu soruya hiçbir kaynakta rastlamamaktayız. Sadece bir kaynakta geçen ‘Phryks’ ya da ‘Phrygios’ sözcüğünün, bölgedeki bu halk arasında ulusal bir deyiş olduğu belirtilse de söz konusu kaynağın MS V. yüzyıla tarihlenmesi bilgiye temkinli yaklaşmamıza neden olmaktadır. Erken dönemlerinde, hatta Troia Savaşı’ndan hemen sonra, filolojik kaynaklar Phryglerin, Sicilya ya da Ege Adaları gibi kimi alanlarda kolonizasyon hareketine girdiği gibi iddialı laflar da etmektedirler. Hatta Mygdon halkı ya da Paeonialılar bu anlamda Phryglerin kolonistleri olarak belirtilmektedirler. Bu konuya değinen yazarlar olasılıkla bir karışıklık yaparak, Phrygia bölgesine yerleşmiş Hellenleri, ya da zamanla karışarak heterojen bir toplum oluşturmuş Phrygia bölgesindeki toplulukların hepsini alışkanlık gereği “Phrygialı”şeklinde nitelemektedirler. Üstelik sonraki dönemlerde bölgedeki halklar, Epiktetonlar gibi nitelendirmelerle, başka adlarla da anılmaktadır ki bunların ne kadar Phrygialı olduklarını belirleyebilmek de şimdilik çok zor gözükmektedir.

Kısa bir süre politik alanda Orta Anadolu’da güçlendiği düşünülen Phryglerin yöneticileriyle ilgili olarak da bilgilerimiz kısıtlıdır. Efsanevi kralları Gordios ve Midas – ki bu adlar tıpkı Octavianus’tan sonra tüm Roma imparatorlarının kullandığı“Caesar” ya da “Augustus” gibi unvan da olabilir – yanında Midas’ın oğlu olarak belirtilen Anchurus, torunu Adrastos ve bir de gayrimeşru oğlu Lityersas bilinmektedir. Ayrıca efsanevi kralları Nannakos ve Tantalos da antik dönem yazarları tarafından Phryglere özgü kılınmaktadır. Bunların dışında başka bir yönetici adı bilinmezken, Phryg kadınlarının Gordion’daki saraydaki statüleri hakkında hiçbir şey söylenememektedir. Kadınlar konusundaki yegâne bilgilerimizden en ilginci, onların başlarını örttükleri (hatta bazı Türkçe çevirilerde türban taktıkları) şeklindeki açıklamadır. Phrygler sonrasında yaşanan politik gelişmelerle ilgili bilgiler aktaran filolojik kaynaklar, yine çoğu yerde sorgusuz sualsiz kabul edilmektedir. Örneğin, Phryglerin, Hellen uygarlığını en çok etkileyen kültürlerden biri olduğu denilmektedir ki bu söylem çok iddialı bir teoridir. Gordion’daki sarayında yaşayan Midas’ın tahtını Delphoi’ye göndermesi ve bu dönemde komşuları Lidyalılarla da dostça ilişkiler kurmaları hep bu ilişkilerin bir sonucu gibi anlatılmaktadır. Yoksa yazarlar Anadolu’dan gelen her tür etkiyi Phryg etkisi olarak mı görmüşlerdir? Hellenlerle – Phrygler arasındaki kültürel yakınlaşmayı belirten bu kaynaklar, Lidyalar ve Persler için aynı durumu yazmamaktadırlar. Buna göre önce Lidyalılar, ardından Persler Phrygia bölgesini işgal etmişlerdir. Perslerle birlikte oluşturulan idari sistemde Phrygia, üçüncü Pers satraplığı içinde bırakılmıştır. İlk kez bölümlere ayrılan Phrygia’da, Persler kaleler kurmuşlardır. Ya da belki Phryg kalelerini kullanmışlardır. Her ne kadar filolojik eserlerde belirtilmese de Phryglere özgü olarak düşünülen kaya mezarlarının bir kısmı da bu döneme tarihlenerek, bölgenin adeta özgün eserleri olarak sunulmaktadır. Aynı zamanda bölgede zengin kentler olduğu ve bunların bir kısmının Perslere vergi verdiği belirtilmektedir. Arkeolojik verilerle paralel giden ender bilgilerden biri, hiç şüphesiz ki Pers döneminde üst düzey yöneticilerin Gordion’da konaklamalarıdır. Nitekim burada ortaya çıkarılmış saray ve buna bağlı gelişmiş mimari ögelerle birlikte zengin buluntu çeşitliliği, Gordion’un Persler öncesinde de önemli bir merkez olduğunu düşündürtmektedir.

Hellenistik Dönemdeki Phrygia’dan söz ederken filolojik ve arkeolojik kaynaklar yanında, bölgenin yeni egemenlerinin bastırmış oldukları numizmatik buluntular da devreye girmektedir. Yine, Phrygia’nın önemli yerleşmelerinden ve anlaşıldığı kadarıyla bir tapınak – kent görünümünde olan Pessinus, Hellenistik Dönemde kendini göstermeye başlamıştır. Aslında bu dönemde Pessinus’ta asıl rolü Galatlar oynamıştır. O halde Hellenistik Dönem’deki Pessinus bir Phryg kenti olarak kabul edilecek midir? Pers satraplık sistemini bozmadan burada var olan idari yapıyı devam ettiren Büyük İskender’in bölgeye gelerek Gordion’da meşhur düğümü çözmesi ve Doğu ile Batı’nın hâkimi olma yolunda önemli bir başarı sağlamış gibi gösterilmesi de o dönem yazarlarının güzel kurgularından bir tanesidir. Dönemin politik durumuna çok uygun bir şekilde yaratılmıştır ve adeta Ortaçağdaki Kral Arthur ve efsanevi kılıcı Ekskalibur’un öncüsü olmuştur.

Roma egemenliğiyle başlayan süreçte bu büyük gücün yandaş yazarları, önce Cumhuriyetin, ardından İmparatorluğun gözünden Phrygler ve Phrygia hakkında bilgi aktarmışlardır. Roma’nın Phrygia ile ilgilenmesi, İmparatorluğun resmi tarihçisi Titus Livius’un eserinde de belirttiği gibi Kartaca Savaşları sırasında Ana Tanrıçayı betimleyen nesnenin Pessinus’tan getirilmesiyle başlamaktadır. Sonrasında, Romalıların Anadolu’yu ele geçirmeye çalışması sırasında, Selevkos Krallığı ile mücadele ettiklerini ve Phrygialıların Romalıarın yanında yer aldıklarını görürüz. Bu dönemde bölgenin sınırları yeniden belirlenirken, merkezlerinin öneminin (belki statülerinin) de değişmiş olduğu görülmektedir. Örneğin, bir zamanlar kralların oturduğu, elçilerin ağırlandığı Gordion, yazarlar tarafından, pek büyük olmayan ancak ticarette önemli bir kasaba, hatta köy şeklinde ifade edilmiştir.

Phrygler Kimdir?

Fotoğraf: Midas Efsanesi’ni anlatan 1893 tarihinde Nathaniel Hawthorne tarafından yazılmış kitaptan bir illüstrasyon. Görselde Kral Midas kızına dokunmakta ve kızı altına dönüşmektedir. Sanatçı: Walter Crane.

Yine Roma egemenliği sırasında bölgenin demografik yapısında, uzun vadede Phrygia’da önemli değişikliklere yol açacak olaylar da yaşanmıştır. Bu dönemde önce Yahudilerin bölgeye gönderildiğini, bir süre sonra da Hıristiyanlığın bölgede yayılmaya başladığı bilinmektedir. Burada not edilmesi gereken noktalardan birisi, Geç Roma – Erken Bizans sürecinin, başka bir deyişle pagan bir imparatorluğun Hıristiyan bir imparatorluğa değişiminin de bölgede kolaylıkla izlenebilmesidir. Bu dönemde Phrygia’da yeni idari düzenlemelere gidilirken, İncil’e göre Phrygler (eğer Muskilerle akraba oldukları savı kabul edilirse) “bronz kaplar satan tüccarlar” şeklinde açıklanmaktadırlar. Ancak bunlar gerçekten de bizim sırlarını çözmeye çalıştığımız Midas’ın halkı Phrygler midir? Aslında yine dönem yazarlarından bazıları Marmara’nın güneyinden Toroslara kadar uzanan bölgedeki halkların birbiriyle çok karıştıkları için, bu toplulukların birbirlerinde ayrılmasının çok zor olduğunu aktararak sorunun karmaşıklığından açıkça söz etmektedirler.

Phryglerin kültürel katkıları konusunda filolojik eserler ayrıntı da ilginç bilgiler vermektedirler. Bunların büyük bir çoğunluğunun doğruluğunu kanıtlayabilecek elimizde başka belgeler yoktur. Örneğin, Troia Savaşı’na katıldığı belirtilen Phrygialı tarihçi Dares, palmiye yapraklarına bu savaşı yazmıştır. Bundan başka Phryglerin yemin etmeyi sevmedikleri ve tarım alanlarının korunması konusunda çok özen gösterdikleri de not düşülmüştür. Ayrıca; ölülerini taş sütunların üzerine yatırarak bırakmaları, kuşların uçuşlarına göre fal bakmaları, çeşitli müzik aletlerini ilk kez icat etmeleri, Marmara Denizi’ne kadar sınırlarını genişleterek liman kentlerine ulaşıp deniz ticaretiyle uğraşmaları gibi ayrıntı bilgiler şimdilik soru işaretleriyle birlikte durmaktadır.

Filolojik eserlerde yazılan bilgilerden en azından bir kısmının arkeolojik, epigrafik ya da nümizmatik buluntularla kontrolü yapılabilmektedir. Örneğin, madencilikte gelişmiş olduklarını aktaran yazarları destekler şekilde, kazılarda Phryglere ait birçok madeni eser ele geçirilmiştir. Phryg Dönemi’ne tarihli tümülüslerde, Phryg madenciliğinin en belirgin tekniği olan dövme tekniği ile bronzdan üretilmiş boyunduruk, halkalar, kazanlar, kaplar, fibulalar, vb. malzeme bulunmuştur. Midas ve Gordios ile birlikte Gordion kentindeki saraydan söz eden yazarlar, politik gelişmelerin yaşanmasından birkaç yüzyıl geçtikten sonra yazmış olsalar da, Gordion’da yapılan kazılar, kentteki kimi yapıların saray olabileceği yönünde birçok bilim insanını hem fikir kılmıştır. Nitekim kazılar sonrası ortaya çıkarılmış, anıtsal şehir kapısı, zemini mozaikle kaplı saray olarak nitelendirilmiş yapı ve ona ait olan kısımlar, yazarların bilgilerin doğrular niteliktedir. Yine yazarların sözünü ettiği zengin Phryg kentleri, bu kentlerin etrafındaki köylerin çokluğu, hayvan sürülerinin bolluğu ve Phryglere ait dinsel inançlar gibi konular, Roma dönemlerine ait olsa da, epigrafik ve nümizmatik buluntular aracılığıyla rahatlıkla izlenebilmektedir.

Burada ilginç olan ve kesinlikle altı çizilmesi gereken iki durum vardır. Bunlardan birisi arkeolojik buluntuların açıkça gösterdiği gelişmiş ahşap işçiliği konusunda yazarların bilgi vermemesidir. Benzer bir durum da, MÖ II. bin yıldan itibaren Balkanlarda karşımıza çıkan ve Orta Anadolu’da görülen ve Phryglere ilişkin olduğu üzerinde hemen herkesin kabul ettiği tümülüs geleneğinden, Herodot dışında diğer filolojik eserlerin söz etmiyor oluşudur. Kral Midas’a ait olduğu düşünülen Gordion’daki Büyük Tümülüs gibi bir yapı hakkında tek bir kelime bile etmemeleri, yazarların çoğunun aslında hayatları boyunca Phrygia’ya gelmediğini de düşündürtmektedir. Kulaktan dolma ya da birbirinden aktarma yoluyla yazılan bilgilerin bu anlamda üzerinde birkaç kez okunarak düşünülmesini de zorunlu kılmaktadır.

Sonuç itibariyle şu söyleneblir ki: Phryglerle çağdaş olmayan birçok yazarın aktardığı ve dolaylı olarak günümüze ulaşmış bilgiler, Phrygleri ve Phrygia’yı anlayabilmek ve anlatabilmek için asla yeterli olmadığı gibi, bizi yanlış da yönlendirebilmektedir. Birçok kaynağın birbirinden alıntı yaptığı ve bunu yaparken de bazen hata yaptıkları düşünülmektedir. Zira aktarılan bilgiler arasında çelişkiler bu durumu açıkça ortaya koymaktadır.

Bunca araştırmaya rağmen, şimdilik varılan sonuçların büyük bir kısmı genel kabullerden oluşmaktadır. Bu nedenle daha çok somut örneklerle ayrıntılara inilmesi gerekmektedir. Özellikle de arkeolojik araştırmaların, esrar perdesinin aydınlatılmasında anahtar görevi göreceği kesindir. Diğer bir deyişle, Phrygler hala üzerinde çalışılmayı, yeni kuşaklar tarafından araştırılmayı bekleyen bir Anadolu uygarlığıdır. Yani aslında Strabon’un bundan iki milenyum önce sorduğu soru hala bir bakıma geçerliliğini korumaktadır: “O zaman bu Frigyalılar gerçekten de kimlerdir?” Günümüzdeki bilim insanları hala ‘Phryg’ mi ‘Frig’ mi diye yazmakta bile anlaşamamışken, bu gizem daha sürecekmiş gibi gözükmektedir.

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir