Orta Çağ Avrupası'nda Cenaze Törenleri

Orta Çağ Avrupası’nda Cenaze Törenleri

41
Fotoğraf: Bastiani Lazzaro – Saint Jerome’un Cenazesi

Ölüm, Orta Çağ‘da yaşamın merkezinde bir olgudur. Yüksek bebek ölüm oranları, hastalık, kıtlık, sürekli savaş varlığı ve ilacın genel yaralanmalarla başa çıkamaması nedeniyle ölüm, çoğu insanın günlük deneyimlerinin acımasız bir parçasıydı. Sonuç olarak, hayata karşı tutumlar, ölüm hakkındaki inançlarla şekillendi. Aslında, kilisenin öğretilerinde, Hristiyan geleneğine göre, yaşamın amacı, günahtan kaçınmak, iyi işler yapmak, kutsal mabetlere gitmek ya da ayinlere katılmak, öbür dünyaya hazırlık yapmaktı. Kilise, bir insanın ruhunun kaderinin yalnızca yaşamdaki davranışları ile değil aynı zamanda ölümü ile de belirlendiğini salık veriyordu. Orta Çağ Hristiyanları, ideal olarak evde, yatakta, arkadaşları ve aileleri ile ve günahın son olarak affedildiği ayini yöneten bir rahiple “iyi bir ölüm” umuyorlardı. Ani ölüm “kötü ölüm”dü. Ölmeden önce günahlarını itiraf etmek Orta Çağ ritüeli idi. Genel olarak bu ritüelden sonra itiraf eden kişinin ölmesi beklenirdi. Bu yüzden aile ölümün geldiğinden eminolmadığı sürece ritüeli gerçekleştirmezdi. Eğer bu son ayinden sonra kişi iyileşirse birkaç hafta oruç tutup yalın ayak gezmesi gerekirdi. Ölümün bir felaket olduğuna inanan Orta Çağ insanları yakınlarında bir rahibin olasına çaba sarf etmişlerdir. Eğer bir kadın doğum sırasında ölmek üzereyse, papazın zamanında gelmemesi durumunda, günahlarını ebe veya akrabalarına itiraf etmesine izin verilmiştir. Ölümcül günahları itiraf etmeden ve son ayin yapılmadan, Araf’ta uzun süre kalma ya da daha da kötüsü cehenneme gitme olasılığı artacağı için ani ölümden çok korkulmuştur. Cehennem, ölümle sonuçlanan günahları işleyenlerin kaderi, cennetteki sonsuz yaşam ise iyiliğin ödülü idi.

Ölen kişinin öbür dünyası ve ruhu, Orta Çağ’da yaşayanlar için çok ciddi bir meseledir, bu nedenle ruhun sonsuz yaşamı için hazırlıklara büyük önem veriliyordu. Öyle ki Erken Orta Çağ`da cenaze töreninin yapılmasını engelleyen (cesedin saklanması ya da suya batırılması gibi) bir eylem kişinin sadece bedenine değil ruhuna yönelik bir suç olarak kabul edildiğinden, bunu yapanlar üç katı kefaret ödemeye mahkum ediliyorlardı.

Uygulamalara baktığımızda Katoliklerin ölülerini gömmeden önce temiz suyla yıkadıkları görülmektedir. İnanca göre ruhlar cennete girmeden önce kusursuz bir şekilde temizlenmiş olmalıydı. Cesetlerin yıkanması hem ölen kişiye hem de onun ailesine olan saygı ve hürmeti de temsil ediyordu.

Orta Çağ Avrupa’sında kilise ve dinin cenaze törenlerinde rolü çok büyüktür. Kilise ve din adeta cenaze törenlerine damgasını vurmuştur. Orta Çağ yasaları bazı kişilere kutsal topraklara gömülme hakkı veriyordu. Bu kişiler genelde varlıklı aile üyeleri ya da din adamları oluyordu. Bazı Hristiyanlar ise kilisenin içine ya da yanına gömülmek istiyorlardı. Orta Çağ’da bu durum kilisede duyulan pis kokulara neden olmuştur. Kilisenin içine gömülmeleri durdurmak için Avrupa’da her kilisenin bahçesine mezarlık kurulmaya başlanmıştır. Mezarlar kilise bahçesinde olduğu için şehirlerin tam merkezinde mezarlıklar oluşmuştur. 17. yüzyıldan başlayarak özellikle Fransa’da mezarlıklar şehrin dışına taşınmıştır.

Orta Çağ`da biçimlendirilen önemli bir inanç da bireyin yaşamdaki eylemlerinden sorumlu olduğu düşüncesidir. Bu dini dünya görüşü, hem günahları hem de iyi amelleri bireysel değere indirgenmiş bir kurtuluş fikri etrafında dönüyordu. Ruhlar bireyin nasıl davranacağına bağlı olarak cennete ya da cehenneme mahkum ediliyorlardı. Orta derecede kötü günahkârların ruhlarının cennete girmeden önce bir süre arınma sürecine gireceği yer olan Araf fikri, 1200’lerde Katolik Kilisesi’nin doktrini olarak kabul edilmiş ve bu fikir Orta Çağ kültüründe dinlerin çoğunu etkilemiştir. İnsanlar, ölülerin Araf’taki zamanlarını azaltmak adına dualar etmeleri için teşvik edilmişlerdir. Araf’ın, ruhların ölüm ve nihai yargı arasındaki sürede, günahları için ilahi ateşle temizlenmesini bekledikleri bir yer olarak ortaya çıkması, insanların yaşamları ile yüzleşmesi anlamına da gelmiştir. Ayrıca yaşamın sonunda meleklerin ölüleri Tanrı tarafından yargılanmaları için mezarlarından uyandıracağına inanılmıştır. Bu noktada Araf sonsuza dek kapatılacak ve burası ile sınırlı kalan ruhlar sonsuzluk için cennete ya da cehenneme taşınacaklardır.

Erken Hristiyanlar cesedi yakma ya da imha etme konusunda cenaze törenini tercih etmişler, bazı erken Hristiyanlar ise ölülerini gömmüşlerdir. Ahşap kullanan bazı kültürlerde tabut kullanılmıştır. Bazen tabutlar, özellikle bir çocuğun cenazesinde, uygun boyutta olan sandıklar olabilirdi. Hristiyanlıktan önceki dönemlerde ölüyü gömerken doğu-batı doğrultusuna uyulurken, Hristiyanlığın kabulünden sonra bu uygulama daha yaygın hale gelmiştir. İnanışa göre yüzün doğuya bakması sonucu ölü insan Yüce İsa’yı kıyamet günündeki dirilişinde görebilecektir. Ayrıca mezara ölüyle birlikte konulan günlük eşyalarda bir azalma göze çarparken, Hristiyanlık sembollerinin ise arttığı görülmektedir. Bu sembollerden en önemlisi haçtır. Özellikle 7. yüzyıldan başlayarak Avrupa’da içerisinde haç olan mezarlar görülmeye başlanmıştır. Mezar taşlarındaki yazılar genellikle Latince yazılmıştır.

Orta Çağ Avrupa’sında aslında bir pagan pratiği olarak bilinen kremasyon tekniği de kullanılmıştır. Kremasyon tekniği ölülerin yakılarak gömülmesidir. Ölen insanın, genellikle erkeklerin, cesetleri yakılmıştır. Ancak bunun siyasi ya da dini otorite tarafından hoş karşılanmadığı, bu tür uygulamaları yapanlara ölüm cezası verilmesinden anlaşılmaktadır. Buna örnek olarak Charlemagne tarafından 785 yılında düzenlenen kanunname gösterilebilir. Cermen dili konuşan bölgelerde bu ayinler ölen adamın atı ile birlikte de yapılmıştır.

Kremasyon tekniği kullananlardan biri de Vikingler`dir. Cenazelerini bir gemiye koyup denize doğru iten, sonra ateşli oklar sayesinde gemiyi alevlendiren Vikingler, dumanın ruhu öbür dünyaya taşıdığına inanmışlardır. Ölümden sonraki hayata inandıkları, tekneye ölen kişinin eşyalarını ve öbür dünyada ihtiyacı olacak şeyleri yerleştirmelerinden anlaşılmaktadır. Hatta bazı zenginlerin köleleri bile tekneye konmuştur. Hristiyanlığı benimsedikten sonra cenaze alışkanlıklarını değiştiren Vikingler buna karşın kültürel sembollerinden vazgeçmemişler, soylularını gömmüşler ancak bunu gemi veya tekneye benzer bir mezarda yapmışlardır.

Orta Çağ Avrupası'nda Cenaze Törenleri

Fotoğraf: Vittore Carpaccio – Saint Girolamo’nun cenazesi

Tamamıyla Hristiyanlaşmış kesimin cenaze törenleri ise daha farklıdır. İlk önce vücut yıkanmış, sonra temiz bir bez parçası ile örtülmüş, evde ya da kilisede birkaç gün tutulan ceset mumlarla çevrilmiştir. İnsanların yasal bir mesele olarak kişinin gerçekten ölüp ölmediğini bilmeleri gerekliliğinin kabul edilmesi nedeniyle herkese evde ya da kilisede cesedi kendi gözleriyle görebilme imkanı tanınmıştır. Özellikle önemli insanlar söz konusu olduğunda cesedin bekleme süresi uzatılmıştır. Kraliyet cesetleri halk tarafından haftalarca izlenmiştir. Ceset bulunduğu yerde fazla tutulacaksa vücut muhtemelen pahalı baharatlarla kaplanmıştır. Kilisede olan cesetler için ise insanlar kiliseye bağış yapmışlardır. Kilise çanları önemli insanlar için yarım saat boyunca çaldığı halde sıradan insanlar için sadece birkaç defa çalınmıştır. Çanların çalınması ile birlikte ölen insanın ruhu için dualar edilmiştir. Son dua edildikten sonra beyaz veya siyah kumaşla kaplanan tabut, cesedin gömüleceği yere götürülmüş ve gömülmüştür. Siyah renk 15. yüzyıla kadar yas rengi olmamakla birlikte, Orta Çağ’ın sonuna gelindiğinde her şey siyahla kaplanmaya başlanmıştır. Daha önceleri beyaz rengin yas rengi olduğu bilinmekle birlikte resmi bir renk yoktur, ayrıca insanlar cenaze törenleri için sıradan kıyafetler giymişlerdir.

Orta Çağ’ın sonuna ilişkin bazı kaynaklarda İngiliz cenazelerinin ardından yemek servis edildiği yazılmıştır. Yemekler ya kilisede ya da ölen kişinin evinde düzenlenmiştir. Fakir insanlar ölen kişiyi tanımasalar bile bu yemek törenine katılmışlardır. Yemeğe katılan yoksul kesim ve yüksek tabakaya servis edilen yemekler arasında farklılık vardır. Fakirlere sadece ekmek ve peynir dağıtılırken, rahipler ve varlıklı ailelere etli turta ve et yemekleri servis edilmiştir. Orta Çağ İngiltere’sinde parasını ödeyenlerin cenaze töreninden bir ay sonra bir anma töreni yapılmış ve fakirlere yemek ve mumlar dağıtılmıştır. Yoksul kesime dağıtılan bu yemek ve hediyeler genellikle ölen insanın vasiyetinde yer almıştır. İnsanlar da bunun karşılığında ölen kişinin ruhuna dualar etmişlerdir. Orta Çağ’da insanlar yoksul ve hasta insanların dualarının daha etkili olduğuna inanmışlardır.

Erken Orta Çağ’da Batı ve Orta Avrupa’da yapay mumyalama sanatı tamamen unutulmamış görünmektedir. Mumyalanmış durumda bir cenazenin en eski yazılı kanıtı 1585’de Basel Katedrali’nde bulunmuştur. Bu mumya Habsburg Kralı Rudolf’un karısına aittir. 1281 yılına ait ceset başarılı bir şekilde mumyalanmıştır. Mezarın yanındaki başka bir mezarda kralın altı aylıkken ölen oğlunun mumyası da bulunmuştur. O dönemde en çok varlıklı aileler ve rahipler cesetlerini mumyalatmışlardır çünkü mumyalama işlemi için pahalı baharatlar ve şarap gerekmektedir ve yoksul kesim bu imkanlara sahip değildir. Rahipler, bazen haçlar, kadehler veya halkalar gibi resmi sembolleriyle gömülmüştür.

Antik Çağ`da ölü için ağlamak ölüye verilen değeri gösterse de Orta Çağ’da cenazelerde ağlamak kimi zaman korkaklık göstergesi olarak kabul edilmiştir. Örneğin İtalya’da 13. ve 14. yüzyıllarda yas tutanların kamu alanında ağlaması yasaklanmıştır. Kendi saçını yolmak, kıyafetini yırtmak veya keder işareti olarak kendi yüzüne zarar vermek cezalandırılan bir suç haline gelmiştir. Keder ifadelerinin yasalarla sınırlanmadığı yerlerde ise kadınların hem ölüm anında hem de ölümden sonra gösterdiği duygusal tepkiler normal bir olgu olarak kabul edilmiştir.

Erken Orta Çağ’da bazı bölgelerde insanlar giysileri ile gömülmemiştir. Çünkü kıyafetler pahalıdır ve genellikle akrabalara bırakılmıştır. Sadece en zenginler kıyafetleri ile gömülmüştür. Piskoposlar cüppeleriyle gömülürken, hacılar yaşamdaki seyahat durumlarını yansıttığı için giysi ve özellikle ayakkabıları ile gömülmüştür. Almanya’da ise ölenleri ayakkabı ile gömmeye özen gösterilmiştir. Bunun nedeni dirildiklerinde Mesih’le buluşacaklarına inanmaları ve koşacak ayakkabılarının olması isteğidir. Bu inanç Avrupa’nın diğer bölgelerinde pek yaygın değildir.

Görüldüğü üzere Orta Çağ`da Avrupa`nın farklı yerlerinde büyük oranda benzer olmakla birlikte farklı uygulamalarla da karşılaşılmaktadır. Kesin olan şey ölümden sonraki yaşama inanıldığı ve bu nedenle, nasıl yapılırsa yapılsın (yakma, gömme ya da mumyalama), cenaze törenlerine büyük özen gösterildiğidir. Her alanda olduğu gibi zengin-fakir ayrımını bu törenlerde de görmek mümkündür. Ayrıca günümüzde de yapılan cenaze sonrası yemek verme, bir ay ya da yıl sonra anma amaçlı bir araya gelme gibi adetlerin Orta Çağ`da da var olduğu anlaşılmaktadır.

Yazının tamamı Arkhe Dergisi Sayı 8’de…




One thought on “Orta Çağ Avrupası’nda Cenaze Törenleri

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir