Mozaik Sanatı: Bölüm 6

Kağıt ya da bez üzerine yapılan patronu, ıslatılarak yavaşça çimento tabakasından kaldırılır. Böylece mozaik eserin, patrondakinin tersi olarak örneği çıkartılır. Bazen mozaik eserler parça parça olarak yapılıyordu. Bunlardan çoğu emblemalı mozaiklerdir. Bu çeşit eserlerde, iki farklı mozaik tekniğinin birlikte işlendiği görülür. Emblema, Opus Vermiculatum, emblemayı çeviren bezemesi ise Opus Tessellatum’dan yapılmıştı.

Arkhe Dergisinin Mozaik Sayısı için tıklayınız.

Mozaik sanatçısı, çağının önemli tablolarını kopya etmekle yetiniyordu. Geometrik bezemeli, çağının mimarı, kumaş ya da diğer sanat kollarına ait eserlerinden, ki bunlardan başlıcaları oymacılıkta görülen bezeme motifleridir, örnekler alınıyordu. Mozaik sanatçılarının, kendi toplumları içinde özel bir mevkileri vardı. Zamanımıza kadar gelmiş bir mezar kitabesinden bir musivarius tanınmaktadır. Musivarius’un ismi Ti-Julius Nicephoros’dur. Bu sanatçı Tiberius’tan azat edilmiş bir köle olarak kitabede görülmektedir. Aynı kitabede, bu sanatçının mozaik yaparak zenginleştiği bilinmektedir.

Bir başka kitabede, P.Aelius Harpokratio isminde bir musivarius 80 yaşında ölmüştür. Bu sanatçının, musivarius çevresinde Proclus takma ismiyle, şöhretinin yayıldığı, ayrıca oğlunun da bu meslekte kendi tarafından yetiştirildiği, kitabede eklenmiştir.

Bu son kitabede görülen başka bir özellik de, bu mozaik sanatı ve sanatçısının siyasete atılmış ve senatoda görev almıştır. Mozaik sanatçısının kazancının ancak Diocletian çağında, günlük olarak 60 dinar olduğu bilinmektedir. Fakat sonraki devirler, özellikle M.S. IV. yy.’larda mozaik sanatçılarının, mimarlar, heykeltıraşlar ve ressamlar gibi aynı değerde oldukları görülüyor. Roma mozaik sanatçıları arasında, azat edilmiş köleler de bulunuyordu. Bu köleler kabiliyetlerine göre, zamanla ustalaşarak, devrinin kıymetli musivariusleri sayılıyordu.

Musivum Opus: Bu terim yerinde olmayarak, Her çeşit mozaik için de kullanılır. Bu terime ilk olarak Pescennius Niger’in eserinde rastlanır. Gauckler buna dayanarak İskenderiye’nin zıt yönünde kurulmuş 2 orijinal mozaik okulunun varlığını ortaya atmaktadır. Bunlardan birincisi, Yunan karakterinde olup duvar ve tonoz süslemelerinde, asoroto gibi hallerde ise istisna olarak tabanlarda işlenir. Diğeri ise Roma karakterinde, batıyı M.Ö. II. yy. sonunda ayırır. Fakat Roma İmparatorluğunun sonunda ağırlık merkezi doğuya kayar. Taban süslemesi ile özelliği olan bu Roma kolu, doğuyu M.Ö. IV. yy.’a kadar etki altına almıştır.

Mozaik Sanatı

Burada görülüyor ki, döşeme ve duvar mozaiklerini işleyen ayrı sanatkarlar olarak ele alınırlardı. Gauckler’in coğrafi ayrımı çok şematik ve basittir. Son kazılarda, mozaik tabanların bazen Helenistik devirden de önce Yunanistan’da kullanıldığı ispatlanmıştır. Bundan dolayı batıda, doğudan az veya çok duvar mozaiklerinin kullanıldığını düşünmemek için hiçbir sebep yoktur. Bundan dolayı tabanlarda halıların taklidi, duvarlarda ise duvar halılarının taklididir. Duvarlara konulduğu zaman, genel olarak duvarlara ve tonozlu yüzeylere tahsis edilir, bundan dolayı, bu türlü strüktürü seven Mezopotamya’da gelişmiş olması mümkündür.

Philostratus, Tyana Apollonius’un hayatında Babil sarayında, kubbeli bir odanın tavanında, sapyr’den (lapis lazuli) yapıldığını ve cennet göklerine benzediğinden bahsediyor. Bu, mutlaka mavi cam mozaiklerle kaplı bir tonozun tasviridir. Ve biz, Pompei’deki çeşme nişleri gibi, Cambridge’deki Pozzuoliden ve Ravenna Galla Placidia mauseleum’un tavanı gibi anıtsal ölçüdeki geç devir başlarını, Lateran vaftiz yapısının apsisi gibi, Roma eserlerinin orijinini böylece düşünebiliyoruz. Eğer mavi göğün rengini taklit etmek için seçilmişse altın, güneşi ima etmektedir. Altın tessellalar mavi olanlardan daha sonra ortaya çıkmıştır. Altın teserra kullanım olayı M.S. III. yy. başlarında önceye ait olamaz.

Duvar dekorasyonunun, klasik devirde, kakma yapılan eğimli yüzeyler hariç, her zaman tesseralardan yapıldığı şüphelidir. Roma’da M.Ö. 58’de aedile (maliye memuru) Scaurus tarafından inşa edilen tiyatro sahnesinin orta katı camla kaplanmıştır. Plinius’a göre, böyle bir dekorasyon formu, daha önce tanınıyordu. Bu bazen mozaik olarak anlaşılmaktadır, fakat küçük olan levhacıklardan ibaret daha mümkün görülmektedir. Belki millefiori, yahut diğer motifler bulunmaktaydı. İskenderiye’de, menşei bulunduğu sanılan bu türün örnekleri her yerde görülebilmektedir.

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir