Mozaik Sanatı: Bölüm 3

Eski Doğu ve Girit’te Mozaik: Mezopotamya’da Mozaik

Mozaik kavramının ilk kullanılmaya başlandığı yer Mezopotamya’dır. M.Ö. III. Bin başlarında Uruk’daki (Warka) Sümer kültürünün ani yükseliş devrinde,çeşitli el sanat usullerinin değişme etkisi, açık olarak resim sanatında da kendini gösteriyordu. Keramik resim sanatı ile duvar bezemesi ve diğer resim teknikleri arasında, zamanındaki tekstil sanatı ile benzerlik görülüyor .

M.Ö. III. bin başlarından itibaren, Uruk’ta balçıklı tuğla mimarisi teşekkül etmişti. Uruk IV tabakasında, Cemdet Nasr kültürüne ait anıtsal yapı vardır. Bu yapıların planı iyi muhafaza edilebilmiştir. Bu yapılardan biri olan C tapınağının T şekilli avlusunun uzun kenarlarında odalar var. Orta avlu yan mekanlardan daha yüksek olup, bazilikal şekildedir. Avluya bitişik duvarlarda nişler bulunuyor. Nişlerin dışı beyaz badana sürülerek kille kaplanmıştır. Nişlerin arka duvarları ise kilden yapılmış, çivi şeklindeki konik mozaiklerle süslüydü . Arkeoloji ve Sanat Tarihi alanında özgün yayınlar sunan Arkhe Dergisi‘nin katkılarıyla.

Uruk IV’ ün en eski tabakasında, diğer bir yapı ile karşılaşıyoruz. Bu yapının planı tam olarak çıkarılamamıştır. Yapıda, renkli bezemeden dolayı kütlevi sütunlar ağırlıklarını kaybediyor hissini vermektedir. Burada bir teras üzerinde, iki büyük avlu yer almıştır. Girişin önünde, iki sıra, çapları 2,63 m. olan, dört kuvvetli sütun bulunduğundan, bu terasa sütunlu teras denilmektedir. Giriş ve sütunlar, zengin geometrik şekilde mozaikle bezenmiştir. Bunlar W.K. Loftus tarafından ortaya çıkarılmıştır. Mozaikli kısım yapının güney-doğu cephesinde bulunuyor. Sütunlu terasa üç merdivenle çıkılmaktadır. Bunlardan biri, kuzeydoğu avlu duvarına dayanmış, diğer ikisi ise doğrudan doğruya karşılıklı olarak terasa çıkartıyor. Sütunlar arasındaki duvar yüzeyindeki mozaik, bezeme ile doldurulmuştur. Mozaik bezeme en geç III C tabakasında değişikliğe uğramıştır. Burada artık duvarlar boya ile bezenmişlerdi .

Warka’daki bu bezemeyi incelediğimiz zaman, duvar yüzeyinin, pişmiş topraktan yapılmış konilerin, bünyesinde saman kıtığı bulunan, çamur harcı içinde sıralandıklarını görüyoruz. Konilerin uçları harç tabakası içinde olup, taban kısımları dışarı bakıyor. Bunlardan bazıları, tabii renkte, koyu sarıdır ; diğerleri ise pişirilmeden önce, kırmızı ve siyah boyaların banyolarına batırılmıştır. Böylece, bu üç rengin yardımı ile, mozaik sanatçısı, zikzak, diagonal, üçgen ve şevron motifleriyle süsleyerek, devrinin kilim motiflerinin karakterini vermeye çalışıyor .

Warkada’ki C tapınağında ve sütunlu terasta görülen çivi mozaiklerine Ur’da da rastlanmıştır. 1919’da, Al Ubaid’de British Museum kazılarında, Nikhursag tapınağına ait bazı sütun parçalarına rastlanmıştır. Bunlar, kırmızı kireç taşı (ziftli taş) ve sedeften, kareler ve şevron motiflerinden bantlarla bezenmiştir. Bu taş parçalar, şimdi çürümüş olan tahta bir kabuk üstüne sürülmüş ziftin (bitumen) içine yerleştirilmişlerdir. Aynı tekniğin, Ur’da bulunmuş küçük figürlü panolarda da kullanıldığı görülmektedir. Bunlardan en iyi bilineni, bir prensin sulh ve savaş hayatından alınan sahneleri gösteren, British Museum’daki standart baş tipidir

Mozaik

Figürler, beyaz deniz hayvanları kabuğundan kesilmişler, üstte içleri mahkuk ve niello işçiliği ile koyu renkteki boya katılarak, kullanılmıştır; öyle ki zemin, lacivert taşının(lapis lazuli) küçük parçaları ile kompoze edilmiştir. Birleştirici madde olarak zift kullanılmıştır .

Çeşitli biçimlerin, bir arada uygun düşürüldüğü kalkma işçiliği ile, renkte farklılık, fakat biçiminde birlik gösteren terakota koniler arasındaki bağlantı, erken devir için kaydedilmeye değer. Çünkü mozaik, bu 2 farklı işçiliklerin, daha sonra gösterdikleri gelişim içinde her zaman paralel değildir. Böylece, Al Ubaid sütünlarındaki terakota koni, mozaik mimari işçiliği ile deniz kabuğu ve lapisten kalkma ornamental sanatının birbirleriyle ilgili olduğunu, Sümer çağında gösteriyor

Mozaik sanatı Mezopotamya’da, geç çağlarda, ancak Akmenişler’e ait Persepolis sarayının, platformu üstünde, çakıl mozaikleri biçiminde görülüyor . Bu çakıl mozaikler, çimento yüzeyinin içine yerleştirilmiş, çok renkli bir görünüş sağlıyor. Böylece, ilk kaba, mozaik döşeme denemesi olarak görebiliyoruz. Diğer yandan, Mısır ve Girit’te, az sonra da doğuda kalkma (inlay) işçiliğinin geliştiği görülüyor. Böylece, mozaik eski önemini kaybediyor. Mısır’da orta krallığın mücevherleri Mısır el işçiliğinin örneklerini gösteriyor.

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir