Mozaik Sanatı: Bölüm 2

Çakıl Mozaikte, yumruk büyüklüğündeki taşlardan, Pella’daki 1 cm. hatta daha küçük çaptaki taşlara kadar örnekler mevcuttur. Erken dönemden geç döneme doğru taşların küçüldüğü ve narinleştiği görülmektedir. Mozaik sanatının gelişimi teknik gelişmelerle olmuştur. Çakıllar çekiç ve balyozla kırılıp düzgün yüzleri kullanılıyordu. Böylece döşeme için daha elverişli, düzgün bir yüzey elde edilmekteydi; M.Ö. 4. yüzyılın sonlarında boyları küçülerek yarım çakıldan kübe geçilmiştir. Zamanla mermer ve renkli taşlarla yapılmaya başlanmıştır.

Zeugmanın Mozaikleri

Mozaik tek bir kişi değil, aralarında iş bölümü olan bir ekip tarafından yapılmaktaydı. Diocletian’ın bir edictinde lapidarus structor, calcis coctor, musearius, pictor parietarius ve pictor imaginariusdan ile aldıkları yevmiyelerden bahsedilir. Bu konudaki bir başka kaynak, döşemeleri yapan tessellarii ve duvar mozaiklerini yapan musivariiden bahseden Codex Theodosianus’dur. Bu kaynaklardan mozaiğin birden fazla kişi tarafından yapıldığı anlaşılmakla birlikte, yine de ısmarlanması ve yapım aşamasındaki iş dağılımı konusu henüz tam olarak açıklığa kavuşmuş değildir.

Mezopotamya’da, M.Ö. 4000 yılın sonlarına tarihlendirilen Kaldaea’da Varka Sarayı’nın duvarına, koni biçimli küçük pişmiş toprak parçaların düz yüzeyleri dışarıda kalacak şekilde duvara gömülerek işlendiği geometrik bezemeler ve Ur’da bulunmuş olan benzer tarzdaki süsleme, mozaik sanatının en erken örnekleri sayılmaktadır. Mimariye bağlı elemanlar olarak karşımıza çıkan bu ilk uygulamalardan sonra, mozaiğin döşemeye taşınması, bugünkü bilgilere göre ancak 8. yüzyılda Gordion’da, yaygınlaşması ise Helenistik Çağ’da gerçekleşmiştir. Bu dönemden sonra Bizans dönemine kadar mozaik özellikle döşemelere özgü bir sanat haline gelmiş ve Roma çağı boyunca Roma dünyasında sevilerek uygulanan bir döşeme süslemesi türü olmuştur. Ancak 6.-7. yüzyıldan sonra bu tür kullanımı gittikçe terkedilmiş, döşemelerde ağırlıklı olarak opus sectile tercih edilmiş, mozaik özellikle kiliselerin duvar ve örtülerinde uzun süre vazgeçilmeyecek süsleme türü olarak yerini almıştır.

Bu sanat, M.Ö. 5. yüzyılın sonlarına doğru Girit ve Anadolu’da (Gordion, M.Ö. 8. yüzyıl) çok erken bir tarihte ortaya çıkan çakıl ve deniz kabuklarının harç üzerine döşenmesiyle yaratılan figürsüz bezemeli döşemelerden kaynaklanıyor gibi görünmektedir.

Bilinen antik mozaikler değişik çağlara aittir. Bu mozaikleri kronolojik sıraya göre yerleştirmek her zaman kolay değildir. Boyalı taşlar veya bunlara benzer malzeme ile bir yüzeyi bezeme sanatının en eski örnekleri (buna mozaiklerin öncüsü diyebiliriz) Mezopotamya’da IV.bine kadar inen Sümer sanatında, eski Mısır sanatında görülmektedir. Yunan klasik çağından itibaren Yunanistan ve Anadolu’da, nihayet M.Ö. II. yy. başlarından itibaren, Roma mozaikleri, imparatorluğun merkezinden doğu ve batıdaki eyaletlerin hepsine yayılmıştı. Roma imparatorluğunun parçalanmasından sonra, mozaik sanatı İran ve Bizans toprakları içinde gelişmiştir. Fakat, antik dünyanın etkileri, Bizans mozaik sanatında en fazla görülür. Bu etkiler Bizans sanat devirleri içinde gelişerek Rönesans’a aktarılmıştır. Bunun en güzel örnekleri, Apenin yarımadasındaki dini yapılarda görülüyor.

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir