Konya’nın Kilidi Gevale Kalesi

Konya'nın Kilidi Gevale Kalesi

Fotoğraf: Gevale kalesi alan yer batıda burcun, burca alan yer güneyde kayalardan ana bir dogru kuzeye bakış

Gevale Kalesi Konya İli, Selçuklu İlçesi, Saray Mahallesi sınırları dâhilinde bulunmaktadır. Konya şehir merkezinin 10 kilometre batısında, 1675 metre yüksekliğindeki sönmüş volkanik dağın zirvesinde yer almaktadır. Gevale Kalesi’nin burçları uzaktan takke gibi göründüğü için halk tarafından bu kale Takkeli Dağ olarak da adlandırılmıştır. Şehrin diğer önemli yükseltisi olan ve Takkeli Dağ’ın kuzeyinde bulunan Büyük Gevale (Büyük Sarıklı) dağ ise 1750 metre yüksekliğinde olup bu iki yükselti kent silüetini oluşturan önemli unsurlardır.

Arkhe Dergisi Sayı 3’te sizlerle…

Gevale Kalesi’nin, Konya ovasına ve kentin bütün yollara hakim bir noktada, oldukça stratejik bir konumda yer almasından dolayı önemini tarih boyunca daima korumuştur. Kent ve bölge için bu kadar büyük bir öneme sahip olan kalenin isminin kaynağı konusunda çeşitli görüşler bulunmaktadır. İbrahim Hakkı Konyalı Gevale ismini Frig dişi tanrısı Cybele’den aldığını söyler. Bu isim farklı dillerde, harflerin farklı şekillerde okunması ve değişmesi ile Sibel, Sibele, Kübel, Kübele, Küvel, Küvele, Kiveli, Kevele, Kebele, Hubel, Hobal gibi, bazen de kelimenin birinci harfi biraz yumuşatılarak Gevele ve Gebeie gibi okunmuştur. Yakın bir yerleşim yeri olan Silleliler ise Gevelle veya Gevele derler. Gevale adı tarihi kaynaklarda ve seyahatnâmelerde ise farklı şekillerde geçmektedir. İbn-i Bibi, Ahmet Eflâkî, Hoca Sadeddin efendi Gevele, olarak isimlendirirken, diğer yayınlarda Kevele, Kirale, Gavele, Kaballa, Kevale, Kavala ve Kavala şeklinde kullanmıştır.

Gevale Kalesi, Konya’nın kent merkezi olan ve kenti ziyaret edenlerin öncelikli olarak görmek istedikleri Alaeddin Tepesi etrafında mevcut olan içkale suru ile bu suru biraz daha

geniş açıdan kuşatan ve pek çok tarihi eseri de içine alan dış suru dışında kentin üçüncü bir savunma suru olmuştur. Hatta denilebilir ki, tarih boyunca Konya’ya yapılan saldırılar ilk önce bu kalede karşılanmıştır. Bu sebepten dolayı tarihi süreçte, Gevale Kalesi’ne hakim olan Konya’ya da hakim olmuştur. Kale, Antik Dönemden itibaren Roma, Bizans, Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerinde önemini korumuştur. Konumu ve özelliklerinden dolayı “Rum’un Kilidi” veya “Konya’nın Kilidi” olarak görülen-adlandırılan kale, Selçukluların Konya’ya egemen olmak için aldıkları ilk kalelerdendir. Daha sonra Kale Karamanoğulları ve Osmanlıların hâkimiyeti altında kalmıştır. Kalenin Osmanlı hakimiyetine geçişi ve sonrası -kısmen- trajik bir hadiseye de sebep olmuştur. 1466–1467 yılında Fatih Sultan Mehmet Karaman seferi sırasında tunç toplar ve taş top gülleleri vasıtasıyla Gevale Kalesi’ni Osmanlı sınırlarına katmıştır. Fatih Sultan Mehmet bu kaleyi almakta zorluk çektiği için Gevale Kalesinin yıkılmasını emrettiği kaynaklarda belirtilmektedir. Genel bir teamül olması dolayısıyla yadırgatıcı olmayan bu hadise, vakaya sanat tarihi yönüyle bakıldığında dramatik şekle dönüşmektedir. Zira kale tarih boyunca, pek çok farklı açıdan bölge için simge yapılardan biri olmuştur.

Konya'nın Kilidi Gevale Kalesi

Fotoğraf: Gevale kalesi alan yer batıda kuzeyden burça bir doğru güneye bakış

Gevale Kalesi, bir kale olması dolayısıyla sahip olduğu fonksiyonelliği dışında, tarihi bir mekan olarak, pek çok farklı olaya ev sahipliği yapması bakımından da tarihi bir değere sahiptir. Örneğin III. Haçlı seferi sırasında Konya’nın Haçlı Ordusu tarafından kuşatılması sırasında Sultan III. Kılıçarslan, Gevale Kalesi’ne sığınmıştır. Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev, kardeşi oğlu III. Kılıçarslan’ı birkaç gün bu kalede hapsetmiştir. Bunlara ilave olarak Aksarayî, III. Kılıçarslan’ın Tokat’a gönderilmediğini, Gevele Kalesi’nde öldürülmüş olduğunu bizlere iletmektedir. 13. yüzyıl Anadolu’sunun ve Selçuklu dünyasının simge isimlerinden Sadeddin Köpek ve Kemaleddin Kamyar başta olmak üzere önemli Selçuklu ilim adamları ve komutanlarını Gevale Kalesi zindanında şehit etmiştir. 1261 yılında IV. Kılıçarslan zamanında Muineddin Pervane ile Karaman Bey, Zeynel Hac ve Bonsuz arasında Gevale Kalesi önündeki mücadeleyi Karaman Bey tarafı kaybetmiştir. Rükneddin Kılıçarslan, 1262 yılında Karaman’ın oğullarını Gevele Kalesi’nde hapsetmiştir.

Bu hapisler, tutsaklıklar ve idamlar dışında, pek önemli şahsiyette, Selçuklu Sultanları tarafından bu kalede misafir edilmiştir. Bu misafirlerin başında Bağdat Halifesi gelmektedir.

Bağdat Halifesi’nin elçisi olan Sühreverdî Konya’ya geldiğinde Sultan Alaeddin Keykubat, onu Gevele Kalesi’nde kabul etmiştir. Bu kayıttan, Selçuklular döneminde Gevale Kalesi’nin elçi kabul edebilecek kadar donanımlı olduğu anlaşılmaktadır. Tüm bu misyonel vasıflarının yanında, Gevele Kalesi’nin Selçuklu hükümdarlarının aynı zamanda eğlence yeri olması, buranın bir cazibe merkezi olduğunu da göstermektedir. Selçuklu sultanları, yaz mevsimlerinde buraya giderek eğlenceler tertip eder, kış mevsiminde de buradan ava çıkarlardı.

Osmanlı dönemindeki belgelerden Gevele Kalesi ve çevresinin başka bir işlevi de olduğu anlaşılmaktadır. Gevele Kalesi, yüksekte olduğundan dolayı Ramazan’da Konya çevresinde hilalin en net görüldüğü noktalardan biriydi. Bu sebeple bazı dönemlerde Gevele Kalesi civarından hilalin tespiti yapılıp, kadıya haber verilir ve kayıtlara da geçirilirdi. Buna göre ramazan ayı ve bayram başlatılırdı.

Savaş zamanları dışında da kullanıldığı, hatta devletin ihtişamını da yansıtma misyonu olan Gevale Kalesi’nin bugünkü görünüşünün aksine, çevresinin de hareketli olduğunu düşünmek mümkündür. Nitekim Kemalpaşazâde Gevele Kalesi için “Gevele dedikleri hisarun ki hasanetle meşhur hısn-ı mamurdu. Damend-i fethine el sundu. Zikr olan kal’anun gerçi sur-ı meni’inün burcu refi’i evc-i Süreyya’ya ermiş idi. Dıvarı üstüvarının ki sedd-i İskender’e benzerdi” derken bu kalenin çevresinin mamur olduğundan ve kale duvarlarını yüksekliği hakkında önemli bilgi vermiştir.

Konya'nın Kilidi Gevale Kalesi

Fotoğraf: Gevale kalesi alan yer batıda güney burca kuzey dogudan bir doğru batıya bakış

Bir diğer önemli tarihçi olan Hamidi ise Divanında (Sıfat-i hisar-i Kevele) başlığı altında kaleyi şöyle tavsif ediyor :

“Padişahın Tanrı tarafından yardım gören askeri KEVELE Kalesi’ne yöneldi. Öyle bir kale gördüm ki dokuz Felek onun dizdarıdır. Gök kubbe bu alanda onun benzerini görmemişti. Kalenin başı şerefle feleğin başına erişmişti. Etekleri de bir kemer gibi kaleyi sarmış, dimdik tutuyordu. Yıldızlar geceleyin onun burçları üzerinde ğök kandilleri gibi parıl parıl parıldıyordu. Bu bir dağdır ki burçları sanki demir direklerdir. Ferkadeyn yıldızı o dağın tepesine baş koymuştu. O sert taştan bir kale Zuhal yıldızı da onun kapucusu idi. Bu feleğin bir kalesi Behram’da onun dizdarı, muhafızı idi. Zamanın insanları ona Dar-ül-mülk adını vermişlerse de bu onun gayet yüksek ve muhkem olmasındandır. Kalenin halkı kahramanlıkta ve adam avcılığında gök gurultusu ve şimşek gibidirler. Hepsi baştan başa cebe ve cevşen denilen zırh giymişler, yay kullanırlar, ok ve tüfek atarlar, gargı tutarlar. Padişahın askeri kalenin etrafına varıp sanınca cenk davullarının sesi kalenin yukarısına cıktı. Yani kaledekiler cenk köslerini duydular. Padişah askeri savaşa azmedince Hatif dedi ki : (Ey kan tutmuş kavim onları mutlaka isteyiniz O talihli ve bahtiyar şah Al l a h taralından tey’id edilmiştir, O felek mertebeli yüce şah S u l t a n Mehmed’dir)”.

Zengin bir yapı envanterine sahip olan gerek kale içi gerekçe çevresinin yeniden açığa çıkarılması ve Gevale Kalesi‘nin hak ettiği değeri yeniden alması için 2012 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı izni ile bölgede kapsamlı yüzey araştırması gerçekleştirilmiş, akabinde ise 2013 yılından itibaren Konya Müze Müdürlüğü’nün başkanlığında, Necmettin Erbakan Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet ÇAYCI’nın başkanlığındaki bir bilim heyeti tarafından ve Selçuklu Belediyesi’nin sponsorluğunda ortaklaşa kazı çalışmaları başlatılmıştır. 2017 yılı itibariyle 5 kazı sezonunda önemli mimari mekanlar ile taşınabilir eserler gün yüzüne çıkartılmıştır. Bu mimari mekanlardan ve taşınabilir eserlerden kalede hüküm suren güçlerin varlığı teyit edilebilmektedir.

2012 yılında yüzey araştırmasıyla başlanan ve günümüzde devam eden çalışmalar sonunda ortaya çıkan bulgular neticesin de Gevale Kalesi’nin çok geniş bir tarih skalasında kullanıldığı ve pek çok farklı döneme ait taşınabilir ve taşınamaz kültür envanterine sahip olduğu anlaşılmaktadır. Kazı dönemleri boyunca elde edilen buluntular ayrıca, bu dönemlerdeki toplumun ihtiyaçlarını, kullanılan üretim teknolojilerini, sanat zevklerini, ticari ve sosyal ilişkilerini anlaya bilmek açısından önem arz etmektedir. Devam eden kazı ve restorasyon çalışmaları sonunda ören yeri hüviyeti kazanması ve Gevale Kalesi’nin Konya turizmine açılması amaçlanmaktadır.

Mimari Yapılar

Sur ve Kale Duvarları

Tarihi kaynaklardan Gevale Kalesi’nin etrafının sur duvarlarıyla çevrili olup burçlarla bunların duvarlarının güçlendirildiğini öğrenmekteyiz. Günümüzde ise kontrolü altında tutana kalkan, karşısındakine aşılması güç bir engel olan Gevale Kalesi’nin sur duvarlarının ve burçlarının yer yer temel izleri ve kısmen ayakta kalan burçlarını takip etmek mümkündür. Özellikle doğuda ve batıda yer alan burçların formu, kuzeyde ve güneyde kısmen ayakta kalabilen sur duvarlarının dönemindeki ihtişamından ipuçları vermektedir. 2013 yılında itibaren gerçekleştirilen çalışmalar neticesinde bu izler belli bir seviyeye kadar ortaya çıkarılmıştır. 2017 yılında başlayan restorasyon çalışmaları ile sur duvarları ve burçlar dönemindeki ihtişamına kavuşturulmaya çalışılmaktadır. Çünkü her şehrin uzaklardan fark edilen ve şehre tarihi bir görüntü katan bir kalesi vardır. Bundan dolayı da kalemizin üzerindeki o yıkılan surların ve burçların yeniden tamir edilmesini, eski haline döndürülmesini ve turistlerimizin de orayı ziyaret edebilecek şekilde güzel bir donanıma sahip olmasını istiyoruz.

Tapınak

Gevale Kalesi’nin en önemli yapılarından birisi olan tapınak, sur duvarlarının dışında yer almaktadır. Kuzey-güney doğrultuda kayaya oyulmuş dikdörtgen formlu yekpare mekandan oluşmaktadır. Arazinin volkanik yapısına bağlı olarak tüf kaya kütlelerinin kolay işlenebilir oluşundan yararlanılarak kaya oyularak mekan elde edilmiştir. Mekanın girişi kuzey-doğu duvarının ortasına açılan kapıdan sağlanmaktadır. Cephe düzeneğinin kuzey bölümü nispeten asli özelliklerini korumuş iken güney bölümü temel seviyesine kadar tahrip olmuştur. Dikdörtgen formlu mekanın üzeri tonoz örtülüdür.

Kaynaklarda Kybele’ye ait bir tapınak olabileceği belirtilen mekan, zaman içinde bir hayli tahrip edilerek asli özelliklerini kaybetmiştir. Tapınağın ön cephe düzeni ve avlunun yan duvarları üzerinde insanların sunularını gerçekleştirebilmeleri için oyulan hazneler yapıya hareketlilik kazandırmasının yanı sıra, dönemin inanç sistemi hakkında bilgi vermeleri açısından ayrı bir önem arz etmektedir.

Tapınağın kuzeyindeki geniş avlu kısmının ortasında değirmen yer almaktadır. Değirmen kuzey-güney eksenli kanal ve onun ortasına yerleştirilen düzenekten oluşan plan özelliği ortaya koymaktadır. Değirmen kuzey-güney eksenli kanal ve onun ortasına yerleştirilen düzenekten sayesinde taşın hayvan gücüne bağlı olarak döndürüldüğü mevcut izlerden anlaşılmaktadır. Ayrıca değirmende taş insitu vaziyette bulunmuştur. Tapınak kadar burada karşımıza çıkan değirmen ve çalışma düzeni çalışmalarda karşımıza çıkan en ilginç buluntular arasında yer alır.

Potern

Her kalenin bir gizli geçidi olduğu efsane seklinde yıllardır insanların inandıkları bir gerçektir. Saldırı anında sultanların kaçması, ya da kuşatma sırasında kalenin ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılan hemen hemen çoğu kale bir gizli geçidi bünyesinde barındırmaktadır. Yapılan çalışmalar neticesinde ortaya çıkarılan gizli geçit Gevale Kalesinde de bir gizli potern’in varlığını ortaya koymuştur.

2013 yılı kazılarında Kalenin batısında aşağıdaki sarnıçtan başlayarak batıdan doğuya doğru, diğer bir deyişle kale eteğinden zirveye doğru ilerleyerek “L” formunda bir dirsek yaparak devam eden bir gizli yol tespit edilmiştir. Bu yol 32m. uzunluğun da olup, güney yöne bir kıvrım yaparak o yönde de 14 m. uzanmaktadır. Dehliz yapım tekniği olarak kimi yerler kaya oyma kimi yerler moloz taş örgü olup üzeri yöreye has olan moloz taşlarla basık beşik tonoz ile kapatılmıştır.

Poternin Kalenin konumuna bakıldığında su ihtiyacını karşılamak için mi yoksa bir kaçış için mi inşa edildiği hakkında daha net yorumlar yapılabilmesi yapılan çalışmaların tamamlanması gerekmektedir. Restorasyon çalışmaları ile özgün durumuna kavuşturulacak olan potern, ziyaretçilere dönemin şartlarını hissetme ve anlama şansı sunacaktır.

Sarnıçlar

Gevale kalesinin konumuna bakıldığında su probleminin yaşanmama ihtimalinin çok düşüktür. Yapılan çalışmalarda elde edilen çok sayıda sarnıç, kalede su problemini göz önüne sermektedir. Zirveden eteklere geniş bir alana yayılmış durumda olan sarnıçların en ilginç olanı yukarıda bahsi gecen potern ile bağlantılı olan Dehlizin batısında yer alan sarnıçtır. Kuzeybatı kösesinde bulunan dört taş basamaklı bir merdiven ile inilen sarnıcın üzeri tonoz örtülüdür. Koca in olarak da ifade edilen sarnıcın suyunun kükürtlü olduğu buna bağlı olarak da uyuz, kaşıntı ve deri hastalıklarına iyi geldiğine inanılmaktadır. Kazı çalışmaları sırasında da yöre halkının buraya hastalıklarına şifa bulmak için geldiklerine şahit olunmuştur.

Hamam

Tarih öncesi tanrıların koruduğu kutsal pınarlardan başlayıp bugün küçük kubbeleri ile her Anadolu kentini süsleyen mahalle hamamlarına uzanan zaman çizgisi içinde hamamlar ve yıkanma geleneği Anadolu kültürler yelpazesinin ayrılmaz parçalarıdır. Gevale Kalesi’ndeki çalışmalar sonucunda ortaya çıkarılan mimari yapıların en önemlileri arasında 2015 ve 2016 yıllarında kalenin zirvesinde gün yüzüne çıkarılan iki hamam dikkat çekicidir. Hamamlar “kızma hamam” dediğimiz tabandan ısıtma “hypokaust” sistemine sahiptir. Kuzey-güney yönünde uzanan dikdörtgen bir plana sahiptir. Yapının kuzeyinde külhanı yer almaktadır. Yapının batı ve güney duvarında yıkanma hücreleri bulunmaktadır. Antik dönem hamamlarından Türk- İslam dönem hamamlarını ayıran en büyük özellik olan suyun akar olması gerçeği, doğu batı doğrultusunda bir atık su kanalının varlığı ile burada perçinlenmektedir. Yapının sıcaklık ile ılıklık arasında bir açıklık olduğu bu açıklığın sonraki dönemlerde kapatılmış olduğu düşünülmektedir.

Diğer hamam ısınma sistemi ve plan bakımından ayni özellikleri taşımaktadır. Soyunmalık mekânı tespit edilememişse de yapının batısında basamak izlerinin olması hasebiyle günümüze değin oluşamayan bir soyunma mekanın burada var olduğu düşünülebilir. Hamamın güney batı kısmında ılıklık mekanı olarak nitelendirilen mekandan bir giriş açıklığıyla aralık mekanına geçilmektedir. Aralıktan bir kapı ile Sıcaklık mekanına girilmektedir.

Hamam yapılarından hangisinin Sultanların ya da Kale halkının hizmetine tahsis edilmiş olduğu, alan da yapılan çalışmaların tamamlanması neticesinde netlik kazanabilir. Hamam yapıları ısıtma sistemlerini ve genel itibari ile plan şemalarını muhafaza etmeleri sebebiyle bizlere Türk-İslam hamam kültürü hakkında bilgiler vermesi açısından önem arz etmektedir.

Konya'nın Kilidi Gevale Kalesi

Fotoğraf: Gevale kalesi batı burcuna doğal kayaçlara güney batı yamaçtan bir bakış

Kaya Oyma Mekanlar

Kalenin eteklerinde onlarla ifade edilecek kadar kaya mezar volkanik tepenin eteklerini çepeçevre sarmaktadır. Daha sonraki dönemlerde yeniden kullanıldıkları belirlenen kaya mekânların bazıları orijinalliklerini kısmen yitirmiştir. Tarihi değerlerin en büyük düşmanlarından biri olan definecilik faaliyetleri burada da kendisini göstermiştir. Bazı kaya mezarların birbiriyle bağlantılı olması burada aile mezarlarının da olduğunu göstermektedir. Nekropol alanı içerisinde gerek inhumasyon gömü uygulaması gerekse de kremasyon gömü uygulamasının olduğu görülmektedir. Geç Roma dönemi özellikleri ortaya koyan kaya mezarlar, bölgedeki diğer benzerleriyle ortak özellikler sergilemektedir.

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir