Keykubadiye Sarayı Kazısı

Anadolu Selçukluları’nın önemli yönetim merkezlerinden olan Keykubadiye Sarayı, Kayseri’de Meşhed Ovası olarak adlandırılan düzlüğün hemen yanı başında, Keykubad (Şeker) Gölünün doğusu ile Kiybad (Keykubad) Dağı’nın batısında kalan hafif eğimli arazide, günümüzde Kayseri Şeker Fabrikasının sınırları içerisinde yer almaktadır.

Keykubadiye Sarayı Kazısı

Fotoğraf: Dört Kemerli Yapı, 2014 Yılı Sondaj Öncesi

Sarayın inşa tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte 1220’li yıllarda, muhtemelen de 1224-1226 yılları arasında Sultan I. Alaeddin Keykubad tarafından yaptırılmıştır. Kubadiye olarak da anılan saraydan İbn Bibi övgüyle söz eder.

Arkhe Dergisi Sayı 3’te sizlerle…

Bahsi geçen övgü dolu sözlere rağmen ne yazık ki sarayın ömrü çok uzun olmamıştır. II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında da bir süre kullanılan saray, 1243 Kösedağ Savaşından sonra Moğolların Kayseri’yi istilası sırasında yakılıp, yıkılmıştır. Aksaraylı Kerimüddin Mahmud, “Feleği gör ki; çehreleri sultanları imrendiren o mutlu zümreyi, o temiz imanlı ve dürüst gidişli insanları cefasıyla ne hale getirdi. Onların faziletlerinden şimdi memlekette bir hatıra kalmamış gibidir. Kayseri’nin saraylarına bak ki, ne kapıları ne de duvarları yerindedir” ifadesi ile 1265 yılında Keykubadiye’nin artık kullanılmayacak durumda olduğunu belirtmiştir. Bu süreçten sonra tarihi kaynaklarda bir daha sarayın adına rastlanılmamaktadır.

Keykubadiye Sarayı’nın tespitine yönelik çalışmalar geçen yüzyılın ortalarında netleşmeye başlamıştır. Önceki araştırmalarda zaman zaman Konya-Beyşehir Gölü kıyısındaki Kubad Abad Sarayı ile de karıştırılan saray, Zeki Oral tarafından yapılan çalışmalar sonucu keşfedilerek 1953 yılında ilim alemine tanıtılmıştır. Bu çalışma sırasında bazı çini parçaları ele geçmiş, aynı zamanda Küçük Köşk diye nitelenen yapının rölöve ve fotoğrafları da yayınlanmıştır.

1964 yılında Prof. Dr. Oktay Aslanapa bir sezonluk kısa süreli kazı çalışmasında mevcut kalıntıların etrafını açmaya çalışmış, yapılan bazı tespitlere rağmen kısa süreli olan bu kazı çalışması sürdürülememiştir. Yaptığı çalışmaları kazı raporu şeklinde Türk Arkeoloji Dergisi’nde yayınlamıştır. Söz konusu yayında kazısı yapılan üç yapıyı Küçük Köşk, Üç Tonozlu Köşk ve Büyük Köşk şeklinde adlandırmış, bazı temel kalıntılarını da dikkate alarak Büyük Köşk diye tanımladığı yapının kuzeybatısında mutfak olarak belirttiği bir yapı kalıntısından bahsetmiştir. Yine buradaki yapılardan Üç Tonozlu Yapı’nın “kayıkhane” olabileceğinden söz etmiştir. Sözü edilen Üç Tonozlu Yapı günümüzde mevcut değildir.

Bu kazıdan 16 yıl sonra, 1980 yılı Eylül ayında Prof. Dr. Oluş Arık ve Prof. Dr. Rüçhan Arık alanda kısa süreli kazı çalışması yapmış, bu çalışma da bazı nedenlerden dolayı devam ettirilememiştir.

Saray yerleşkesinde, büyük ölçüde tahribata uğramış şekilde günümüze kadar ulaşabilen ve Dört Kemerli Yapı (Küçük Köşk) ve Tonozlu Yapı (Büyük Köşk) şeklinde isimlendirilen iki yapının korunmasına yönelik olarak Kayseri Şeker Fabrikası yönetimi tarafından bir girişimde bulunulmuştur. Bundan hareketle 2014 yılında Kayseri Şeker Fabrikası yönetiminin desteği ile Kayseri Müzesi denetiminde ve Prof. Dr. Ali Baş’ın bilimsel danışmanlığında 07.04.2014-17.04.2014 tarihleri arasında her iki yapıda da sondaj çalışması gerçekleştirilmiştir.

Dört Kemerli Yapı (Küçük Köşk), saray kompleksi olarak düşünülen alanın kuzey tarafında, göle yakın bir yerde bulunmaktadır. Mevcut şekliyle dört ayağın sivri kemerlerle birbirlerine bağlanarak üzerinin çapraz tonoz ile örtülmesiyle oluşan, baldaken tarzdadır.

Keykubadiye Sarayı Kazısı

Fotoğraf: Dört Kemerli Yapı, 2014 Yılı Sondaj Sonrası

Ayaklardaki erimeler ve bozulmalara bağlı olarak ölçülerde bazı farklılıklar görülmekle birlikte yapı dıştan dışa yaklaşık 6.00×6.00 metre ölçülerindedir. Genel kurguda dönemin kervansaraylarındaki köşk mescitlerinin alt bölümlerini yansıtan yapının kemerleri ile tonozu günümüze büyük ölçüde sağlam olarak gelebilmiş, kemerler dışında duvar örgüsüne ait yontu taşlardan, doğu ve kuzey cephedekilerin bir bölümü kalabilmiş, diğer cephelerdekiler ise tamamen kaybolmuştur. Sondaj çalışmasına başlamadan önce ayaklarının büyük bir bölümü toprak altında kalmış olmasına rağmen, önceki çalışmalar ve mevcut veriler çerçevesinde yapıya dair bazı bilgiler edinmek mümkün olmaktaydı. Yapının etrafında ve içerisinde yapılan sondaj çalışması sonucunda yapının günümüze ulaşabilen kısımlarına dair tüm bilinmeyenlerin cevaplanabileceği verilere ulaşılmıştır.

Dört Kemerli Yapı’da gerçekleştirilen çalışmalarda, doğu yönünde yapıya bitişik olarak, güneydoğu ayağın hizasından başlayarak kuzeye doğru uzanan yaklaşık 0,95 metre genişliğinde bir duvar ortaya çıkarılmıştır. Duvarın yapıya bakan yüzeyi düzgün kesme taşlarla örülmüşken, dış kısmı moloz taş örgülüdür. Kuzey ve batı yöndeki çalışmalarda, ayakların toprak altında kalan bölümleri açığa çıkarılmıştır. Batıdaki ayakların taşları büyük oranda bozulmuş olup, kısmen de olsa cephedeki silmelerin devamı niteliğinde olan süslemeler görülmektedir.

Keykubadiye Sarayı Kazısı

Fotoğraf: Tonozlu Yapı, 2014 Yılı Sondaj Öncesi

Kuzeydeki ayaklar nispeten daha sağlam durumdadır. Yine bu bölümde de cephedeki süslemelerin toprak altında kalan bölümlerde devam ettiği görülmüştür.

Yapının içerisindeki çalışmalarda güneydoğu ayağın batı yüzeyine bitişik olarak yapılmış olan merdiven kalıntısına rastlanmıştır. Yapının üst bölümüne çıkış için yapılan merdivenin sadece üç basamağı sağlam durumdadır. Bununla birlikte merdiven kalıntısının genişliğinde batıya doğru uzanan düzgün kesme taş döşemeye rastlanmıştır. Lokal bir alanda olan bu döşeme, yapının özgün zemini hakkında bilgi verir niteliktedir.

Tonozlu Yapı (Büyük Köşk) Dört Kemerli Yapı’nın yaklaşık 170 metre güneyinde, dört kemerli yapıya göre göl kıyısından biraz daha yüksekte, doğu-batı doğrultuda inşa edilmiş bir eserdir. Günümüze büyük ölçüde tahrip olmuş şekilde ulaşmıştır.

Keykubadiye Sarayı Kazısı

Fotoğraf: Tonozlu Yapı, 2014 Yılı Sondaj Sonrası

Daha önceki çalışmalar sırasında yapının içerisinde ve etrafında yürütülen kazı çalışmaları sonrasında, yapının başka yapılarla bağlantılı olduğu ifade edilmiş ve buna dair bazı çizim ve fotoğraflar yayınlanmıştır. Yürütülen sondaj çalışması da mevcut yapının içerisinde ve etrafında olmuştur. Sondaj çalışması sonucu mevcut yapının toprak altında kalan duvarları ortaya çıkmış, ayrıca çıkan duvar kalıntılarından, yapının başka eserlerle de bağlantılı olduğu anlaşılmıştır.

Büyük Köşkte gerçekleştirilen sondaj çalışmasında, yapının iç kısmında kaba yontu taş döşemeli zemine ulaşılmış, güney dış kısmında ise düzgün kesme taş döşemeli bir zemin ile bir kapı eşiğine rastlanılmıştır.

Keykubadiye Sarayı Kazısı

Fotoğraf: 2014 Yılı Sondaj Çalışmasında Çıkarılan Çini Ve Seramik Örnekleri

Yapının batı açıklığının kuzeybatı köşesinde, daha önce Prof. Dr. Oktay Aslanapa’nın mutfak olarak isimlendirdiği kalıntılar açığa çıkarılmış, ancak bu bölümün bir hayli tahrip olduğu görülmüştür. Yapının doğu ve batı yöne doğru, mevcut kalıntı özelliğinde birer biriminin daha devam ettiği anlaşılmıştır.

Sondaj çalışması esnasında birkaç künk parçası, tuğla parçaları, bir adet figürlü alçı, bir adet sikke, sırlı ve sırsız seramik parçaları ile tek renk sırlı, lüster ve sır altı tekniklerinde hazırlanmış çini parçaları gibi çok sayıda kültür varlığına rastlanmıştır.

Keykubadiye Sarayı Kazısı

Fotoğraf: 2017 Yılı Dört Kemerli Yapı ve Çevresi

Bunlar içerisinde sekiz kollu yıldız üzerine işlenmiş, elinde küreği ile çalışmakta olan bahçıvan figürlü çini parçası, Selçuklu Dönemi çinileri içerisinde saray eşrafı dışında halktan birinin de tasvirlerde yer bulması açısından büyük önem taşımaktadır.

Keykubadiye Sarayı’nda gerçekleştirilen sondaj çalışmasında elde edilen bütün veriler çerçevesinde, bilimsel amaçlı kazı çalışmasına yönelik olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’na başvuru yapılmış ve Keykubadiye Sarayı Kazısı adı altında Bakanlar Kurulu Kararı ile Prof. Dr. Ali Baş başkanlığında 2015 yılında kazı çalışmasına başlanmıştır.

Kazı izninin verilmesi ile birlikte ilk olarak saray yerleşkesinin sınırları belirlenmiştir. Göl çevresindeki bölümler daha önceki dönemlerde Doğal sit alanı olarak tescillenerek koruma altına alınmış durumdaydı. Doğal sit alanının gölün doğusunda kalan bölümlerindeki kalıntılardan hareketle yaklaşık 28000 m² bir alan Keykubadiye Sarayı’nın yerleşim alanı olarak belirlenmiş ve Kayseri Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’ne öneride bulunarak 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı ilan edilmiştir.

2015 yılı kazı çalışmalarına Dört Kemerli Yapı’nın çevresinde başlanılmış, yapının doğu, batı ve kuzey yönlerinde gerçekleştirilen çalışmalarda çok sayıda veri elde edilmiştir. Özellikle doğu yönünde, 2014 yılı çalışmalarında ortaya çıkan moloz örgü duvarın devamı niteliğindeki bölümler açığa çıkarılmış, 2016 ve 2017 yılı çalışmaları yine Dört Kemerli Yapının etrafında gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalar sırasında farklı özellikte duvar kalıntılarına rastlanmıştır. Bunlar arasında özgün olduğu düşünülen bazı duvarlar Dört Kemerli Yapı ile bağlantılı birimler oluşturmuştur. Yapının doğu yönünde muhtemelen üstü açık dikdörtgen planlı bir birim ile buraya kuzeyden bitişik ve kareye yakın dikdörtgen planlı bir başka mekan özellikle dikkat çekmektedir.

Keykubadiye Sarayı Kazısı

Fotoğraf: 2015 Yılı Kazı Çalışmasında Çıkarılan Çini Örnekleri

Söz konusu mekanlarda lokal alanlarda ve çeşitli seviyelerde, tuğla veya düzgün kesme taş döşemeli zeminlere ulaşılmıştır. Ancak bu döşemeler belli bir düzen göstermemektedir.

Tuğla döşeme bir zeminin yaklaşık 10-15 cm gibi üzerinde düzgün kesme taş döşemeli başka bir zemine rastlanabilmektedir. Başka bir lokal alanda ise tuğla ile taş döşemenin aynı seviyede yer aldığı görülmüştür. Diğer yandan çeşitli seviyelerde pişmiş topraktan yapılmış çok sayıda tandır-ocak açığa çıkarılmıştır. Bütün bu verilerle birlikte, duvarların da farklı özellikler sergilemesi, tarihi kaynaklarda rastlanmamasına rağmen sarayın sonraki dönemlerde de kullanıldığının göstergesidir. Ancak, yukarıda belirtilen düzensizlikler bu kullanımın artık bir sarayla ilişkili olmadığını göstermektedir.

Kazı çalışmalarında, çok sayıda buluntu ile karşılaşılmıştır. Bunlar içerisinde özellikle çiniler ön plandadır. Ancak tahribatın boyutları nedeniyle sağlam malzemeye çok az rastlanmaktadır. Çiniler içerisinde tek renk sırlı örnekler ön plandayken, sır altı ve lüster tekniğinde hazırlanmış çiniler de bir hayli fazladır. Sır altı çinilerin büyük çoğunluğu geometrik ve bitkisel süslemeli olup, özellikle hayvan figürlü çiniler de önemli bir yer tutmaktadır. Lüster tekniği çinilerin de bir kaçı figürlü olmakla birlikte geneli bitkisel bezemelidir.

Keykubadiye Sarayı Kazısı

Çini dışında sırlı ve sırsız seramikler çokça çıkan buluntular arasındadır. Çoğunluğu form vermeyen kırık parçalar halindeki sırsız seramikler içerisinde az sayıda sağlam malzeme de ele geçmiştir. Sırlı seramiklerde kısmen de olsa bütün olan örneklerin sayısı sırsız örneklere göre biraz daha fazladır. Çeşitli formlarda kase ve tabak parçaları sırlı seramiklerde ön planda gelirken, çoğunlukla yeşil, kahverengi ve sarının tonlarıyla boyanarak, kazıma ve slip teknikleriyle hazırlanmıştır. Çalışmalarda ayrıca, tuğla, künk, cam, metal, kemik ve az sayıda sikke bulunmuştur.

Keykubadiye Sarayı Kazısında elde edilecek bulgular, ülkemizin Ortaçağ Türk Arkeolojisi ve Selçuklu Saray düzeninin çözümlenmesi için önemli veri oluşturacaktır.

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir