Hellenistik Devir Stratonikeia Yontuculuğu

Hellenistik Devir Stratonikeia Yontuculuğu

Fotoğraf: Stratonikeia’dan Isis başı.

Yontuculuk sanatıyla ilişkisi dolaylı da olsa Stratonikeia kentinin kuruluş tarihine ve dönemin önemli olaylarına kısa bir göz atmanın yararlı olacağı inancındayız. Öyle ki, siyasal sosyal ve ekonomik olayların sanatın her dalına olan etkisi Stratonikeia içinde yadsınamaz bir durumdur.

Seleukos Krallığı’nın kurucusu ünlü ardıllardan Seleukos Nikator ile Anadolu ve Trakya’nın hakimi bir diğer ünlü ardıl Lysimachos arasında yapılan Kurupedion (Sardes yakınları) Savaşı MÖ 281 yılında gerçekleşmiş ve bu savaşta Lysimachos, sahibi olduğu ülkenin yanı sıra hayatını da kaybetmiştir. Hellenistik Devir ve özellikle Anadolu tarihi için önemli bir dönüm noktası olan bu savaşta Diadochlar, (ardıllar) Dönemi sona erdiği gibi, Seleukos Nikator, Doğuda, Afganistan – İran – Hindistan sınırlarına, Batıda ise Trakya ve Makedonya’yı da içine alan büyük bir krallık yaratmıştır. Doğuda yaşanan bu büyük değişimin önemli mimarı olan Seleukos, kazandığı bu büyük zaferin gururu ve huzuruyla, doğup büyüdüğü ve özlemini duyduğu vatanı Makedonya’yı tekrar görmek ister. Bilindiği gibi Seleukos da Büyük İskender’in Asya Seferi için MÖ 334 yılında kralla birlikte sefere çıkmış ve bir daha ülkesine dönememiştir. MÖ 281 yılında, 77 yaşında olan Seleukos’un 53 yıldır görmediği memleketini ölmeden önce tekrar görmek ve oraya zaferdar bir komutan, büyük bir strategos ve yönetici olarak (basileus) yakınlarını ziyaret etmek istemesi ve bu özlemi taşıması elbette doğaldır.

Seleukos, bu yolculuğa çıkmadan önce oğlu I. Antiochos’u yönetimin başına geçirmiş, devlet işlerini düzene soktuktan sonra ise Trakya üzerinden planlanan yolculuğuna çıkmıştır. MÖ 281 yılının Eylül ayında gerçekleşen bu yolculuk sırasında Lysimachos’un kendi adıyla kurduğu Gelibolu yarımadasındaki Lysimacheia (bugün ki Bolayır) kentinde bir suikast sonucu öldürülmüştür. Suikastı planlayıp gerçekleştiren Mısır Kralı II. Ptolemaios Philadelphos’un (kardeşini seven) üvey kardeşi Ptolemaios Keraunos (yıldırım)’tur. Öyle ki, Ptolemaioslar Krallığının kurucusu Ptolemaios Soter, MÖ 282 yılında ölünce yerine oğlu Ptolemaios Delphos Mısır Kralı olur. Daha önce yaşanan bu olayda Seleukos Nikator’dan tahta çıkabilmek için yardım isteyen Ptolemaios Keraunos ise Seleukos’dan yardım sözü alıp bu yardımın verilmemesi nedeniyle intikam suikastini planlar. Netice itibari ile Seleukos’un son arzusu yerine getirilemediği gibi, böyle bir suikast sonunda öldürülmesi kendisinden sonra yaşanacak siyasi karmaşanın da fitilini ateşlemiştir. Bu gelişmelerin ardından, huzurlu bir coğrafya yerine belirsizlik ve karmaşanın hakim olduğu bir krallığı oğluna bırakır. Ptolemaios Keraunos suikastin ardından I. Antiochos, ordusuyla çok uzaklarda olmasını ve karışıklıkları fırsat bilerek kendisini Makedonya ve Trakya’nın yeni kralı ilan eder.

Seleukos’un suikast sonucu öldürülmesi sonrasında yeni Kral I. Antiochos büyük bir siyasal karmaşanın içinde kalmıştır. Bölgedeki bu karmaşanın nedenlerine bakınca; bir tarafta Ptolemaios Keraunos’un krallığını kuzey-batı parçasına sahip çıkışı, diğer yanda dalgalar halinde tüm bölgeye gelen, her yeri yağmalayıp, yakıp-yıkan Galat akınları tam bir kaos ortamı yaratmıştır. Aynı süreç içinde, krallığını hem korumak hem de genişletmek isteyen Bithynia Kralı I. Nikomedes de verilen söz ve tavizlerle Yunanistan’dan Anadolu’ya davet ettiği Galatlarla büyük bir ordu oluşturarak Seleukoslarla mücadeleye girmiştir. Ayrıca krallığın sorunları çözmek ve devlet otoritesini tekrar tesis etmek için I. Antiochos’un çıktığı yolculuğu fırsat bilen Mısır Kralı II. Ptolemaios Philadelphos, Lübnan ve Suriye ile Karya Bölgesi kıyılarını kara ve denizden işgal etmiş ve böylece I. Suriye Savaşları’nı da başlatmış olur.

Görülüyor ki Seleukos Krallığı büyük bir sarsıntı geçirmekte, bu sarsıntıların yok edilmesi, krallık güç ve otoritesinin tekrar sağlanarak işlerlik kazanması ve devamlılığını temin etmek, I. Antiochos Krallığı için hiçte kolay olmayacaktır. Ayrıca (politik-propaganda açısından) önemli ve ciddi bir hususta bu sorunların çözülmesi krallık ve ülkenin tekrar güvenilir ve emniyetli hale getirilmesi halinde, yeni ve taze kral I. Antiochos, önemli bir ün, otorite ve onur kazanacaktır.

Gerçekte de I. Antiochos; Makedonya, Trakya ve Kuzeybatı Anadolu Bölgesi’ndeki bu tehlikeli girişimlerle bizzat ilgilenmiş ve başarılar elde etmiştir. Söz konusu bölgelerde devlet otoritesinin sağlanması, güven, huzur ve emniyetin tesisinden sonra Antiochos Mısırlılar ile hesaplaşmak üzere Suriye’ye hareket etmiştir. Oldukça uzun sürdüğü ileri sürülen ve eski çağ tarihinde MÖ 275/74 yılında başlatılıp MÖ 271 yılına kadar devam eden I. Suriye Savaşları sonucunda nihayet barış sağlanır. Barış sonrasında Mısırlılar da eski sınırları içinde çekilir. Görülüyor ki baba mirasına sahip çıkan ve onu koruyan oğul I. Antiochos bu olaydan da başarılı çıkmıştır. Söz konusu barış sağlandıktan sonra, görevlerini en iyi biçimde yerine getiren I. Antiochos’un MÖ 269/68 yılına kadar Antiocheia’da kaldığı saptanmıştır.

Dönemle ve konumuzla ilgili olarak Laodekeia yakınlarında bulunmuş, I. Antiochos ile ilgili iki yazıt M. Wörrle tarafından ayrıntılı olarak ele alınarak yayımlanmıştır. Özetle yazıtlarda; Seleukos kralı I. Antiochos’un Bithynia Kralı I. Nikomedes ile o’nun müttefiki Galatlara karşı kazandığı önemli ve büyük bir zaferden bahsetmektedir. Araştırmacılara göre Bithynia Kralı I. Nikomedes söz sahibi ve güçlü komşu kentler Pontus Herakleiası (Karadeniz Ereğlisi), Byzans ve Khalkedon (İstanbul-Kadıköy) ile birlikte Seleukoslara karşı bir ittifak oluşturmuştur. Hiç şüphesiz Nikomedes’in en güvenilir desteği ve gücü Anadolu’ya davet ettiği Galatlardır. Söz konusu yıllarda özellikle de MÖ 268 yılında Nikomedes’in yardım ve desteği ile Galatlar yerleşik yaşama geçmek üzere kuzey Frigya’yı işgal etmeye başlamışlardır. I. Antiochos’un MÖ 268 yılının başlarında Antakya’dan Anadolu’ya geçme sebebi de bu olaydır. Tarihte “Filler Savaşı” olarak adlandırılan bu ünlü savaşın galibi yine I. Antiochos olmalıdır. Yazıtların ifadesine göre MÖ 268 yılının yazında yapılmış ve savaşın zaferle sonuçlanmasında Kral Antiochos’un ünlü generali Rhodoslu Theodotos’un stratejileri önemli rol oynamıştır. Nikomedes’in özellikle de Galatların bozguna uğratılması ve büyük kayıp ve zararlar vermesiyle Anadolu rahat bir nefes almış, emniyet ve huzur sağlanmıştır. I. Antiochos bu savaşla krallığını tam stabilize ettiği gibi Anadolu’nun önde gelen kentleri tarafından değişik törenlerle onurlandırılmış, kutlamalar için şenlikler düzenlenmiş ve kendisi; koruyucu, kurtarıcı, bağışlayıcı gibi unvan ve sıfatlarla övülüp onurlandırılmıştır. Bu unvanlar arasında şüphesiz Ktistes yani “Şehir Kurucusu-Yeni Şehirler Kuran” unvanı da şüphesiz verilmiş olmalıdır. Zira bilindiği gibi yeni şehirler kurma geleneği Büyük İskender ile başlamış Ardıllar ve sonraki Hellenistik Devir Kralları ile de devam etmiştir.

M.Wörrle’nin saptamalarına göre söz konusu yazıt MÖ 267 yılının ocak ayında, dolayısı ile Filler Savaşı’ndan kısa süre sonra yazılmıştır. Her şeyin eskisi gibi tekrar düzenlendiği, I. Antiochos yetenek ve iktidarı onaylaması yanı sıra politik propaganda açısından da krallığı tam stabilize edilmiş ve tekrar yaşatılan huzurlu bir ortamda I. Antiochos karısı Stratonike için Stratonikeia’yı, kızı Laodike için de Lykos Vadisi’ndeki görkemli Laodikeia’yı kurmuş olmalıdır.

Hellenistik Devir Stratonikeia Yontuculuğu

Fotoğraf: Meloslu Poseidon yontusu.

Stratonikeia kentinin kuruluş tarihi ile bağlantılı olarak özetlemeye çalıştığımız yukarıdaki tarihçenin Stratonikeia kentinin Hellenistik Devir mimarisi ile yontuculuğu üzerine ne gibi etkileri olmuştur sorusu akıllara gelmektedir. Öyle ki, doğrudan olmasa da dolaylı olarak yakın bir ilgi ve etki mevcuttur. Zira kentin kuruluş tarihi veya kısa süre sonrasına, yani MÖ 3. yüzyıla tarihlenebilecek ne bir mimari yapı varlığı veya kalıntısı ne de yontuculuk sanatına ait bir yapıt bugüne kadar (Stratonikeia’da) saptanamamış veya kanıtlanamamıştır. Stratonikeia antik kentinde sistematik Arkeolojik kazı ve araştırmalar henüz başlangıç döneminde olduğu için, belki gelecek yıların kazı ve araştırmalarının sonuçlarını beklemek gerekir. Özellikle bugüne kadar bilinen ve tanınan yontuculuk yapıtlarının çoğu tesadüfen ve yüzey buluntuları olduğu için bu buluntuların içinde Erken veya Yüksek Hellenistik Dönem’e ait herhangi bir yontu veya yontu parçası saptanamamıştır. Ayrıca bildiğimiz kadarıyla Cambridge, Fitzwilliam Müzesindeki bir maskeden başka yurtdışında Staratonikeia kökenli bir eser mevcut değildir.

Gerek rahmetli hocamız Y. Boysal ve gerekse öğrencimiz B. Söğüt Başkanlığında sürdürülen Arkeolojik kazı ve araştırmalarda ortaya çıkarılan mimari yapıtların neredeyse tamamı ünlü coğrafyacı Strabon’u (14, 2, 25, P.660) teyit eder mahiyette olup, ortaya çıkarılan yapıların tamamı; ince grenli, krem rengi, beyazımsı renkte kaliteli mermerden yapılmıştır. Bunlar da zikre değer en nitelikli ve en görkemlisi şüphesiz kentin merkezindeki Hellenistik Dönem Gymnasium’udur. H. Mert tarafından yapılan araştırmalarla MÖ 2. yy ortalarına doğru tarihlenen bu ünik ve görkemli yapıtın mutlaka tamamı ortaya çıkartılıp, bilim dünyasına sunumu yapılmalıdır. Daha önceki kazı ve araştırma verilerine göre, şimdiye kadar da en erken döneme tarihlenen yontu parçaları da (Resim-1a-b-c) söz konusu ilginç ve görkemli gymnasium’un kuzey orta bölümünde ortaya çıkarılan exedra’da bulunmuştur.

Söz konusu tarihleme yanı sıra kentteki bu tür faaliyetlerin tekrar yükselişe geçişi, sanatsal yoğunluğu ve de bu büyük gelişmişliğin nedeni kentin tarihi ve ekonomisi ile doğrudan ilintilidir. Zira bilindiği üzere, özelikle de bu ekonomik gelişmişlik MÖ 167 yılının ünlü Pydna Savaşı ve bu savaşın sonucunda neredeyse her şeyini kaybedeni Rhodos Adası, kazananı da Karya ve Likya Bölgesi kentleri yanı sıra dönemin yükselişe geçen yeni emperyalisti Roma Devletidir.

Roma senatosunun aldığı karar ve yaptırımlar sonucu, Rhodos Adası, Akdeniz hâkimiyetinden tamamen vazgeçip Akdeniz deniz ticaretini terk edecektir. Ayrıca ve özellikle de büyük parçalar elde ettiği Rhodos peraia’sı denilen Karya Bölgesini tamamen elden çıkartacak, terk edecektir. Ünlü tarihçi ve strategos Polybios’un da çok ayrıntılı ve açık anlatımlarından da öğrenileceği gibi özellikle Kaunos ve Stratonikeia, Pydna Savaşından önce bağlı oldukları Rhodos Cumhuriyetine, cumhuriyetin en önemli geliri sayılan çok yüklü vergi tutarları ödüyordu. Rhodoslular, Roma Senatosu’na haftalarca yalvarıp-yakarmalarına rağmen Roma Senatosu söz konusu her iki ünlü kenti de otonom ve bağımsız şehir devletleri olduklarını ilan etmiş ve böylelikle her iki kent de hem idari hem de ekonomik yönden Rhodos hakimiyet ve boyunduruğundan kurtulmuş olmalıdır. Bu bağımsızlığın en önemli göstergesi de kentlerin kendi şehir adlarıyla sikkelerini bastırmaya başlamış olmalarıdır.

Yine söz konusu Roma Senatosu on kişilik bir komisyon oluşturarak Akdeniz ve Karya Bölgesinin geleceği ile ilgili aldığı en önemli kararlardan bir diğeri de Akdeniz ticari hakimiyetinin ve kontrolünün Rhodos Cumhuriyetinden alınıp Delos Adası’na verilmesi ve Delos Adası’nın bir nevi serbest bölge, serbest liman olması kararıdır. Delos Adası için bu hayati karardan sonra Stratonikeia’da olduğu gibi Delos Adası, döneminin en rahat, en zengin ve en huzurlu dönemini yaşamıştır. Bu hususlar Fransızların uzun yıllardır ada da yaptıkları arkeolojik kazı ve araştırma sonuçlarında açıkça ortaya konulmuştur.

Hiç şüphesiz bu ekonomik kalkınma ve zenginlik sonucu sayısız, mimar, duvar ustası yontucular ve diğer sanat dalları ustaları Delos Adası’na çalışmak için akın etmiş, biraz daha düşük ölçekte olan Stratonikeia da bu durumu yaşamış olmalıdır. İleride de ele alacağımız gibi, çalışmaya ve üretmeye gelen sanatkârlar Rhodos Adası kökenli olmalıdır.

Yukarıda bahsedildiği üzere Stratonikeia’nın Hellenistik Döneme ait en erken yontuculuk eseri, şehrin gymanasium exedrasında bulunmuş kolosal denebilecek nitelikli bir yontuya ait parçalardır. Aynı yontuya ait olduğunu düşündüğümüz üç adet giyimli mermer parça yukarıda vurguladığımız gibi Hellenistik Devir gymnasiumun exedrasında bulunmuşlardır. İlk büyük parça 74 cm yükseklikte ve 74 cm genişlikte olup kaliteli, ince grenli kremsi beyaz mermerden yapılmıştır. Parça giyimli bir yontunun göbek altı, kasık hizasından aşağıya, sağ diz kapağına kadar olan kısmına ait olup kısmen korunmuş olan sol bacak baldır ortasından kopmuştur. Parçanın üst yüzeyi düz ve perdahlı olup ortasında 5x4x11 cm ölçülerinde büyük bir dübel deliği mevcuttur. Gerek perdahlanmış yüzey gerekse büyük dübel deliği yontunun üst gövdesinin ayrı yapılıp alt gövdeyle birleştirildiğine işaret etmektedir. Parçanın ön bölümü özenle işlenmiş ve perdahlanmış olmasına karşın arka kısmı ham bırakılmıştır. Ayrıca sol bacağın alt kısmı kırık olmayıp, büyük bir çukurluk-boşluk içermektedir. Benzer teknikte, fakat çok küçük ölçeklerde yan yana duran iki küçük delik de sol bacak üzerinde bulunmaktadır.

İkinci parçamız ise giyimli yontunun sağ bacağını oluşturmaktadır. Parçanın yüksekliği 90 cm genişliği ise ortalama 33-34 cm’dir. Çok küçük noktada olsa da parçanın bir önceki parçayla birleşebildiği şüphesizdir. Bacak altta plinthosa kadar korunmuş olup, bacağın sadece ön kısmı işlenmiş, arka kısmı yukarıdan aşağıya kadar inen çıkıntı biçimli dar bir yüzey olarak ham bırakılmıştır. Bununla birlikte bacağın sağ yüzeyinde neredeyse birbirlerine paralel 8-10 çizgi dikkat çekmektedir. Dikkat çeken bir diğer ayrıntı da sağ ayağın hemen sağ yanında ince ip dizilerini anlatan yumuşak çizgilerdir.

Gymnasiumun kuzey merkezindeki exedrada bulunan üçüncü parça ise yukarıda bahsedilen eserlerle aynı mermerden olup uzunluğu 44 cm genişliği 37 cm’dir. Bu parça da bulunduğu yer, mermer cinsi, ölçüleri ve giysi kıvrım stil özellikleriyle bir önceki parçalarda görmek istediğimiz giyimli yontuya ait olmalıdır. Parçanın alt kısmının çentikli, iç bükey ham bırakılmış olması, giysi parçasının ayrı yapılıp omuz veya kol yüzeyine oturtulmuş olabileceğini düşündürmektedir. Her üç parça da öngörülere göre sağ ayak-bacak üzerinde ayakta duran ve sol bacağını hafif yukarı kaldırmış, giyimli mantolu bir erkek betimlenmiş olmalıdır. Figürün giydiği manto sağ ayak altına, plinthosa kadar inmekte ve görünür çıplak bıraktığı bacak üzerinde ise ayağına giydiği ayakkabı, yüksek boyunlu sandaletin bağcıkları görünmektedir. Sağ bacak üzerinde ele alınan kalın kıvrımlar yukarı kaldırılmış, sol bacak üzerine kasığa doğru götürülmüş ve orada da iki bacak arasına sarkıtılarak indirilen manto kumaş yığını altında kaybolmuşlardır. Bu yumuşak ve sarkık kumaş tomarının hemen üzerinde manto kumaşının bir köşe düğümü bilhassa belirtilmiştir. Hem sağ bacaktan gelen kalın kıvrımla himation kumaşı hem de göbek altındaki kumaş tomarı birleşerek sol yandan aşağıya düşürülmüştür ve plinthos üzerine kadar sarkıtılmış olmalıdır. Burada önemli olan ayrıntı ise sağ bacak arkasındaki boydan boya uzatılmış ve kaba bırakılmış dik köşeli oyuktur ve bu oyuğun en alt kısmı, yani sağ ayak bileğinin hemen yanındaki ve sanki yukarıda bir bağla bağlanmış, yan yana hareketli çizilmiş püskülvari-saçak betimlemedir.

Bir ve iki No.lu parçaların birleştirilmeleriyle elde edilen yükseklik 165 cm olup, yontunun tamamı şüphesiz üç metreden aşağı olmamalıdır. Eldeki parçalarla eserin tamamının görüntüsü hakkında kesin bilgi edinmek veya bir öneride bulunmak oldukça zordur. Fakat figürün sol bacağı yukarı kaldırılmış olup bacak üzerindeki yan yana çentiklenmiş iki küçük oyuğun figürün öne doğru eğilip sol kolu ile bacağına yaslanmış olduğu olasılığı yüksektir. Söz konusu bu teoriye karşı çıkabilecek husus ise teknik açıdan ayrı yapılmış olup böyle büyük ve ağır bir gövdeyi taşıyabilecek perdahlanmış parçanın üst yüzeyindeki dübel deliğinin öne eğilmiş ağır bir gövdeyi taşıyabilecek ölçülerde olmamasıdır. Zira verdiğimiz örnekler, tek ve bütün mermer bloklardan meydana getirilmiş eserlerdir.

Hellenistik Devir Stratonikeia Yontuculuğu

Fotoğraf: Kos Adasından (İstanköy) giyimli erkek torsosu.

Yapıtın tipolojisini saptamada yardımcı olabilecek husus üçüncü parçanın yerini bulabilmektir ki bu da maalesef teoriden öteye gidememektedir. Yontunun, özellikle kalça üzerinde aşağıya sarkık gösterilen kumaş tomarı, çoğu eserde görüldüğü gibi tipolojik olarak sağ göğüs ve omzunun çıplak olduğuna işaret etmektedir. Onun için üçüncü kıvrımlı kumaş parçasının sağ omuz veya koldan daha çok solda olabileceği kesin görünmektedir. Bu da parçanın ya sol kalça üzerine ya da sol omuz üzerine atılmış olabileceğini göstermektedir. Fakat bu önerilere rağmen parçanın gerçek yerini bulmak şu anda olanaksızdır.

Ele geçen parçaların tamamlanmış bütününün ölçüleri dikkate alındığında yontunun tamamının normal insan boyutunun çok üzerinde olması, figürümüzün bir tanrıyı betimleyebileceğini akla getiriyorsa da normalde belli tarihi önemli kişilerin de örneğin Mausolos, Delphi’li Filozof gibi normal boyutlar üzerinde betimlendikleri bilinmektedir. Betimlenen figürün ayaklarında tanrıların taşıdığı zengin süslemeli sandaletlerin aksine, uzun iplerle baldır ortalarına kadar bağlanmış bir ayakkabının varlığı ve arkada sağ bacağa destek olarak uzatılan nesnenin alt kısmındaki ip saçakları Tivoli’li Generalden tanıdığımız, şüphesiz destek amaçlı yapılmış olan bir zırha ait ayrıntılar olup, betimlenen kişinin onurlandırılmış, politik askeri bir kişiliğe ait olduğuna işaret etmektedir. Fakat kolosallığına rağmen özellikle ayakkabı ve zırhından dolayı içerdiği ayrıntılı betimlemeler ve nihayet nitelikli ve özenli işçilik, figürün Stratonikeia için çok önemli ve tarihi bir kişiyi betimlediği şüphesizdir.

Kronolojik olarak eserin yapıldığı yıllar hiç şüphesiz Hellenistik Dönem olmalıdır. Stilistik olarak parçalarımız genel olarak MÖ 3. yüzyıl sonları ile 2. yüzyıl başlarına tarihlenen bazı eserlerden sonra yapıldığı şüphesizdir. Özellikle Bergama yontuculuğunun ilk akla gelen bu eserlerden başka Bergama’nın gözdesi olan Büyük Zeus sunağı kabartmaları ile karşılaştırıldığında, sunağın doğu ve kuzey yönlerinde görülen; zengin, abartılı, hareketli ve heyecanlı, her yöne hareket eden barok stilini Stratonikeia örneğinde bulamamaktayız. Bergama yapıtlarında giysi kumaşı ağır, yumuşak ve kalın olup vücut yüzeyinden neredeyse ayrılacak kadar kuvvetli, kumaş ve kıvrımları ise hareketlere uyar biçimde toplanmış veya yuvarlaklaştırılmışlardır. Fakat Stratonikeia parçalarında giysi ve giysi kıvrımları sakin, hareketsiz ve katı görünümlü olup belli ölçüde derinlikten uzak yüzeysellik içermektedir. Örneğin bacaklar arasına hafif sarkıtılan yatay kıvrım tomarı, birbiri üzerine yerleştirilmiş kıvrım katlanmaları halinde olup, katlanmalar derin kanal yarıklarıyla yüzeysel ve katı-kuru olarak birbirlerinden ayırt edilmişlerdir. Giysi kıvrımları sanki Stratonikeia parçalarında hafif güç kaybetmişlerdir.

Stratonikeia figürüne stilistik olarak en yakın eser, Kos adasından giyimli bir erkek torsosu ile Meloslu Poseidon yontusudur. Araştırmalara göre bu tip figürler tipolojik olarak MÖ 3. yüzyıldan itibaren yarı çıplak kahramanlaştırılmış (heroize) erkek yontularıdır. Özellikle Koslu torso ile Meloslu Poseidon yontusu stilistik olarak karşılaştırıldığında Kos yontusuna göre; daha hareketsiz, katı duruşlu, reliefimsi derinlik ve hareketten yoksun yüzeyselliği dikkat çekmektedir. Bu stil özelliklerine karşın Kos torsosu; hareketli, vücudun dönüşüne çok iyi uyum göstermekte ve vücut organları bu dönüşe çok iyi katkıda bulunmaktadır. Örneğin sağ omzun oldukça aşağı düşüşü ve öne gelmesine rağmen gövdenin sol tarafı yukarı kaldırılmış ve sol yan gövde geriye çekilmiştir. Kalçalarda-popolarda gösterilen bu farklı işlemle gövdenin tamamına elastik bir dönüş ve hareketlilik kazandırılmıştır. Bu dönüş ve harekete sağ kalça üzerinden sol kalçaya doğru yükselerek götürülen manto kıvrımları demeti de büyük katkıda bulunmaktadır. Bu stil farklılıklarına vücutların işlenişini de eklemek gerekir. Meloslu Poseidon yontusuna göre Koslu figürün gövdesi daha taze, daha yumuşak ve canlı etlimsi betimlenirken, Poseidon’un vücudu; kuru hareketsiz, cansız ve heyecansız görünmektedir. Aynı özellikler her iki eserin giysi ve kıvrım karakterlerinde de görülür.

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız stil özellikleriyle Kos kökenli giyimli erkek torsosu Bergama Zeus Altarı’ndan sonra Meloslu Poseidon yontusundan çok daha sonra meydana getirilmiş olmalıdır. Yukarıda belirtilen stilistik özelliklere göre de Stratonikeia yontu parçalarının içerdiği biraz daha cansız ve hareketsiz kıvrım özellikleriyle Kos torsosundan biraz sonra, Poseidon yontusundan ise daha önce yapıldığı açıkça görülmektedir. Bu husus açık bir şekilde cephede bacaklar arasındaki sarkık giysi kıvrım demetinin Kos torsosuna göre daha basit, daha kuru daha yüzeysel ve komplike olmayan basitlikte yapılmış olmasıdır. Benzer stil farklılıkları MÖ 147/146 yıllarına tarihlenen ve bugün Atina Ulusal Müzesi’nde sergilenen Megiste yontusunda da görülmektedir. Bu özelliklerden dolayı hem Kos adası giyimli erkek torsosu ve hem de Stratonikeia yontu parçaları MÖ. 2 yüzyılın ortasından önce fakat Bergama Zeus Sunağından sonra yapılmış olmalıdırlar. MÖ 2. yüzyılın altmışlı yıllarına Kos yontusuna paralel olarak Stratonikeia yontusu da MÖ 160-150 yılları arasında meydana getirilmiş olmalıdır.

Stratonikeia yontu parçaları için teklif ettiğimiz tarihleme doğru olduğu taktirde bu noktada bu kolosal yontu ile bulunduğu görkemli Gymnasium yapısının bir bağlantısının olup olmadığı da ayrı bir soru olarak kendini göstermektedir. Önceki dönem kazılarınca ortaya çıkarılan yapının, merkezi exedrası ile doğusundaki odaların bir kısmının arşitrava kadar korunduğu görülmüştür. Yarım yuvarlak sütunlar ve korinth başlıklarıyla zenginleştirilmiş duvarlar, oldukça nitelikli ve özenle işlenmiş büyük ve kaliteli mermer bloklardan yapılmıştır. Gymnasiumun mimari bezemeleri ve kronolojileriyle ilgili araştırmalar bu güzel yapının korinth başlıklarının stilistik benzerlikleriyle MÖ 164 yılında yapılan Milet Bouletherionu ile kronolojik bir yakınlık içinde olduklarını göstermektedir. Hemen hemen aynı tarihlerden olduğunu düşündüğümüz ikilinin bu zaman birlikteliği tesadüf olmamalıdır.

Sonuç olarak; Stratonikeia parçalarının kolossallığı ve özelikle gösterilen zırh ve ayakkabı ayrıntıları yontunun sıradan bir kişiden ziyade ünlü ve onurlandırılan başarılı bir komutan (strategos) olduğunu göstermektedir. Bu hususa işaret eden bir diğer nokta da A. Klöckner’in de açıkça saptadığı gibi, figürün sol bacağını hafif kaldırması ve vücudun öne doğru eğilmesi Büyük İskender’den beri moda olan başarılı ve zafer kazanan generallerin politik propaganda amaçlı pozları olup, söz konusu figür tipolojisi esasında tanrı Poseidon betimlerinin önemli bir tipolojik görünümüdür.

Yazının tamamı Arkhe Dergisi Sayı 4’te…

1 Yorum

  1. Bakınız: Hellen Dünyasında Korsanlık/Haydutluk - Arkhe Dergisi - Arkeoloji

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir