Hellen Dünyasında Korsanlık/Haydutluk

Hellen Dünyasında Korsanlık/Haydutluk

Fotoğraf: Peloponnesos Savaşı, Gravürü

Ozan Homeros’un Arkaik Çağ Hellen toplumunun sosyal ve siyasal yaşamını anlatan Ilias ve Odysseia destanları, haydutlardan(?)/korsanlardan(?) bahseden en erken yazılı kaynaktır. Söz konusu destanlar sayesinde, M.ö.

Arkhe Dergisi Sayı 12’de sizlerle…

II. bin yıl ve Karanlık Çağlar’a göre, Arkaik Çağ’da haydutluk(?)/korsanlığın(?) gelişimi hakkında daha fazla bilgi sahibi olmaktayız.

Daha öncesinde ve sonrasında olduğu gibi, Arkaik Çağ’da da haydutluk/korsanlık toplum tarafından kabul görmeyen bir faaliyetti (Hom. Od. III 71–74). Bununla birlikte, korsanlığın bu çağda henüz utanılacak bir davranış olmadığını da biliyoruz: Bu durumun en iyi örneği, Odysseia Destanı’nın başkahramanı olan Odysseus’a karşı hemşerilerinin gösterdiği saygıdır. Odysseus yoldaşlarıyla beraber gemiye binip Mısır’a kadar olan sahilleri yağmalamış, ganimetler toplamış, ele geçirdiği insanları köle olarak satmıştır (Hom. Od. XIV 222–234; XVII 424–433). Buna rağmen hemşerileri, 20 yıl sonra korsanlıktan elde etmiş olduğu hatırı sayılır bir ganimetle Ithaka’ya geri dönen Odysseus’u dışlamak yerine, O’na büyük bir saygı göstermişlerdir. İşte Homeros’un destanlarında geçen bu dünyada, korsanlık/haydutluk ve savaş neredeyse birbirinden ayırt edilemeyecek kadar iç içe girmişti. Bir yerleri yağmalayarak zenginleşmek, duruma göre toplumun gözünde ayıp sayılmadığı gibi, zaman zaman Odysseus örneğinde olduğu gibi, saygınlık da kazandığı olurdu. Ancak, Odysseus’un ganimet hırsıyla gerçekleştirdiği yağma seferleri kendi toplumunda O’na kral unvanını kazandırırken, kurbanları herhalde O’nu korsan/haydut olarak görmüşlerdir.

Büyük Kolonizasyon Çağı adı verilen bu çağda, Hellenler Hellas’tan çıkarak Akdeniz sahillerinde koloniler kurmuşlar ve hem komşularıyla hem de kendi aralarında yoğun bir deniz ticaretine başlamışlardır. Söz konusu bu ticaret sayesinde Helenler hem zenginleşmişler hem de denizci bir ulus olma kimliğini kazanmışlardır; fakat deniz ticaretinin Hellenlere sağlamış olduğu bu avantaj, sayısı her geçen gün biraz daha artan soygun, yağma ve güvenlik problemlerini de beraberinde getirmiştir.

Klasik Çağ’da Haydutluk/Korsanlık

Klasik Çağ yazılı kaynaklarında, kara ya da denizde yapılan her türlü yağma faaliyeti, artık haydutluk veya korsanlık olarak nitelendirilmektedir. Antik Hellen toplumunda iki kelime vardı ki, bunların her ikisi de duruma göre “haydut veya korsan” anlamına gelebilirdi: πειρατής ve λῃστής. Bu iki kelime anlam bakımından Antik Çağ’da iç içe geçmiş gibi görünmektedir. Örneğin, Strab. XI 2, 12’de Kolkhis yakınlarındaki Bosphoros halkıyla ilgili olarak “onlar denizde haydutluk yaparak yaşıyorlar” ifadesinde geçen lesterion sözcüğü, haydutluğu değil korsanlığı işaret etmektedir. Peirates ve leistes sözcükleri, Geç Dönem yazarlarınca da eşanlamlı olarak kullanılmaya devam etmiştir. Her iki sözcüğün ne zamana kadar birbirlerinin eşanlamlısı olarak kullanıldığı bilinmemekle birlikte, MS 9. yüzyılda anlam bakımından artık birbirlerinden kesin olarak ayrıldığını söyleyebiliriz. Nitekim Bizans Dönemi sözlüğü olan Suda’da “peirates, denizde yağma yapanlar”; “leistes ise, peirates’lerin denizde yaptıklarını karada yapanlar” şeklinde açıklanmaktadır. Bu iki sözcüğün yanı sıra, MS 2.–3. yüzyıldan itibaren, sadece korsanlığı ifade etmek için καταποντιστής sözcüğü kullanılmaya başlamıştır.

Epigrafik ve antik metinlerden, MÖ 5. yüzyılda haydutluk/korsanlığın Hellen polis’leri için çok ciddi bir problem olduğunu öğreniyoruz. Özellikle bunlardan bir tanesi, Hellen kentlerinin haydut/korsanlardan çektiği sıkıntının ağırlığını göstermesi açısından oldukça ilginçtir: MÖ 470’lere tarihlenen söz konusu yazıt, Teosluların, topraklarını yağmalayan, karada ve denizde haydutluk yapanlara karşı bir beddua metnidir.

Peloponnesos Savaşı öncesinde ve bu savaş sırasında, Atina ve müttefiklerinin deniz ticaretini, özellikle de Atina’ya yapılan tahıl sevkıyatını güvenlik altına almak için korsanlara karşı hem Batı’da hem Doğu’da seferler düzenlediği bilinmektedir. Hatta Perikles de Kallias Barışı’ndan sonra, MÖ 448 – 447 yılında korsanlara karşı Atina’da bir kongre düzenlemek amacıyla bütün Helen polislerine birer delege göndermiş (Plut. Per. XVII) olmakla birlikte; bu kongrenin yapılıp yapılmadığı ya da nasıl sonuçlandığına dair kaynaklarda herhangi bir bilgi yoktur.

MÖ 431–404 yıllarındaki Peloponnesos Savaşı denizde ve karada güvensizliğe neden olmuş; Atina’ya karşı Sparta tarafından desteklenen haydutlara/korsanlara yeni fırsatlar sağlamıştır.

Atina bu savaş sırasında ya bizzat kendisi ya da müttefikleri aracılığıyla haydutları/korsanları kontrol altına almaya çalışmıştır: MÖ 429 yılında Karia ve Lykia kıyılarına, Peloponnesoslu korsanlara engel olmak ve vergi toplamak için Melesandros komutasında altı gemi gönderilmiş (Thuk. II 69); Mytilene (IG I3 65) ve Halies (IG I3 75) örneğinde olduğu gibi, müttefiklerden limanlarında korsan gemisi bulundurmamaları ve bölgelerindeki haydutluk/korsanlık faaliyetlerine karşı önlemler almaları istenmiştir. Ayrıca Atina’nın 100 kadar trieri de denizlerin güvenliğini sağlamakla görevlendirdiği düşünülmektedir. Sparta, bu savaş sırasında korsanlardan oldukça yararlanmış; hatta MÖ 405 yılındaki Aigaspotamoi Muharebesi’nin zafer haberini Sparta’ya götürmesi için, Lysandros Miletoslu korsan Theopompos’u seçmiştir (Xen. Hell. II 1, 30).

Bilindiği gibi, MÖ 4. yüzyılda Sparta ve Atina birbirlerine üstünlük sağlamak için tekrar savaşa başlamışlar ve karşılıklı olarak müttefiklerinin topraklarını yağmalamışlardır. Nitekim Atinalı General Iphikrates de, MÖ 395–387 yıllarında tıpkı bir korsan gibi, Sparta müttefiki olan sahil kentlerine yağma seferleri düzenlemiştir (Xen. Hell. IV 8, 35). Bu dönem korsanların ve haydutların sayılarının giderek artmaya başladığı ilk dönemdir. Isokrates’in MÖ 380 yılında vermiş olduğu Panegyrikos söylevindeki “korsanlar denizlere hükmediyor” ifadeleri de durumun vahametinin çok açık bir göstergesidir (Isokr. 4, 115).

MÖ 4. yüzyılın ortalarında V. Philippos önderliğinde Makedonya Krallığı’nın yükselişi Hellen dünyasında bütün dengelerin değişmesine yol açmıştır: V. Philippos, başta Atina olmak üzere tüm Hellas’ı egemenliği altına almayı amaçlamış ve amacını gerçekleştirmek için her türlü yola başvurmuştur. Bu yollardan biri de Sparta örneğinde olduğu gibi, korsanları desteklemek olmuştur. Bu dönemde hâlâ Atina’yı en büyük tehlike olarak gören V. Philippos, korsanları ve emri altındaki vahşi Trak kabilelerini Propontis civarındaki Atina kolonilerinin teritoryumlarını yağmalamaya teşvik ederek, hububat ve deniz ticaretlerini engellemeye çalışmıştır. Nitekim başta Demosthenes olmak üzere Aiskhines gibi dönemin ünlü hatiplerinin söylevlerinde de V. Philippos’u korsanlara destek verdiği için suçlayan ifadeler yer almaktadır (Demosth. or. 10 34; Aischin. 2 12). Buna karşılık Demosth. or. 12 2’den öğrendiğimize göre, Philippos da Atina’yı kendisine karşı korsanları desteklemekle suçlamaktadır.

Görüldüğü gibi Klasik Çağ’da korsanlık/haydutluk faaliyetlerinin yaygınlaşmasında düşman devletlerin birbirlerine karşı korsanlara/haydutlara verdiği destek oldukça önemli bir rol oynamıştır. Klasik Çağ’ın bu devlet destekli korsanlık/haydutlut faaliyetleri, Hellas’ın Mö 338 yılındaki Khaironeia Muharebesi sonucunda Makedonya Kralı V. Philippos’un egemenliğine girmesiyle son bulmuş; bireysel haydutluk/korsanlık ise her zaman olduğu gibi devam etmiştir.

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir