Geç Orta Çağ Avrupa’sının İş Adamları: Tüccarlar

Geç Orta Çağ Avrupa'sının İş Adamları: Tüccarlar

Domenico Lenzi, Tahıl tüccarları

“Tanrı kâr etmemizi sağlasın ve bizi tehlikelerden korusun!”

Francesco di Marco

Geç Orta Çağ’da Avrupa’sında görülen ekonomik hareketliliğin baş aktörü, ticari işlerin yürütücüsü tüccardır. Kimi zaman çamurlu yollarda, dik ve engebeli arazilerde yürürken, kimi zaman da tehlikeli sularda konforlu olmayan koşullarda seyahat ederken gördüğümüz tüccarın tüm bu zahmetlere katlanmasındaki amaç ne idi? Bu soruya verilecek ilk cevap elbette para kazanmak olacaktır. Fakat bunun da ötesinde onun elde etmeyi arzuladığı daha büyük şeyler vardı. Aslında o, toplum içindeki yerini aramaktaydı. Çünkü Tanrı tarafından oluşturulduğuna inanılan feodal düzende tüccarın yeri yoktu. Tüccar bu kimliksizlikten kendi çabası ve zekası ile kurtulmak zorundaydı. Öyle saygın bir konuma yükselecekti ki zamanında onu eleştirenler sonradan en büyük destekçisi olacaklardı.

Floransalı tüccar Francesco Pegolotti, XIV. yüzyılda kaleme aldığı “La Pratica Della Mercatura” (Ticaretin El Kitabı) adlı eserinde ticareti tanımlamak için “alım satım işi” ifadesini kullanıyordu. Bu, tüccarın ne iş yaptığını açıklayan yeterli bir ifade. Tam bir tanım yapmak gerekirse tüccar, malı, ucuz ve bol olduğu yerden alıp az ve dolayısıyla pahalı olduğu yere götürüp satan ve bu eylem ile geçimini sağlayan kişidir. O, tüm bunların yanında maceralı hayatı, engin tecrübesi ve entelektüel kişiliğiyle Orta Çağ’ın sıradanlığından sıyrılan aykırı bir kişiliktir. Çünkü feodal toplumun dua edenler, savaşanlar ve çalışanlar şeklindeki klasik sıralamasına hiç mi hiç uymaz. Bu nedenle, uzun bir süre kendisini içinde yaşadığı topluma ait hissedemeyecek, hatta aynı toplum tarafından dışlanacaktır.

Sanattan insana, kültürden tıbba dair her şey Arkhe Arkeoloji Dergisi‘nde!

Tüccar, Orta Çağ’ın iş adamı olarak tanımlanır. Kendi sermayesiyle kendi işini yürüten biri için yerinde bir benzetmedir. Ancak bu unvanı kazanması ve saygın bir konuma yükselmesi hiç kolay olmamıştır. Onun tek amacı, malını yüksek kâr ile satmaktır. Bu yüzden malı en çok nerede para edecekse hiç düşünmeden oraya gitmeyi göze almıştır. Ancak bu zahmetli yolculukta önüne pek çok engel çıkar. Üstelik toplum onun işini kötü bir iş olarak görmekte, para kazanmasını istememektedir. Sanki herkes varlığından rahatsızdır. Tanrı bile!

Feodal toplum aykırılığa karşıydı. Hiçbir hayat, hiçbir uğraş bu düzene aykırı olamazdı. Çünkü bu Tanrı’nın düzeniydi! Orta Çağ toplumunun özellikle de dini otorite kilisenin dünya görüşü bu şekildeydi. Böyle bir ortamda bir Hristiyan’ın ticaret yapması ve bu işten zengin olmayı düşlemesi büyük cesaret isterdi. Nitekim ticaret, bu niteliğe sahip olanların omuzlarında yükselmiştir. Tüccarın gözü karalığı, kazanma hırsı ve kurnazlığı en büyük yardımcısı olmuştur. Onun hikayesine başlamadan önce, yegane geçim kaynağı ticaretin Avrupa’daki gelişimine değinmek yerinde olacaktır.

Yazının tamamı, Arkhe dergisi Sayı 8 ‘de …

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir