Europa

Europa

Europa Zeus tarafından kaçırılırken, Fançois de Troy,he Rape of Europa, Jean-François de Troy

Bu hikâye, Avrupa kıtasına adını veren Europa’nın hikayesidir.  

Zeus ona âşık olduğu için coğrafi ün kazanan tek kız İo değildi. Çok daha yaygın olarak bilinen bir başkası daha vardı; Fenike Kralı’nın kızı Europa. İo bu ayrıcalık için ağır bedeller öderken Europa fazlasıyla şanslıydı.  Derin denizi bir boğanın sırtında geçerken duyduğu birkaç korku anı dışında hiç acı çekmedi. Hikâye, Hera’nın o sırada ne yaptığını söylemiyor, ancak hazırlıksız olduğu ve kocasının istediğini yapmakta özgür olduğu açıktır.  

 Bir bahar sabahı gökte, boş boş dünyayı seyrederken, Zeus birdenbire büyüleyici bir manzara gördü. Europa, tıpkı İo gibi kötü bir rüyanın etkisiyle uyanmıştı. Ancak onun rüyası,  onu seven bir tanrının değil, her biri bir kadın şeklinde ona sahip olmaya çalışan iki kıtanın olduğu bir rüya idi. Asya onu doğurduğunu ve bu nedenle ona sahip olduğunu söylerken, henüz isimsiz olan diğeri, Zeus’un bakireyi kendisine vereceğini söylüyordu. 

Gerçekleşme ihtimali yüksek rüyaların ölümlüleri en sık ziyaret ettiği zaman olan şafak vakti gelen bu garip görüntüden uyanınca, Europa yeniden uykuya dalmak yerine kalkıp arkadaşlarını çayırlarda eğlenmeye çağırdı.  Dans etmek ya da nehir ağzında yıkanmak ya da çiçek toplamak istediklerinde en sevdikleri buluşma yeri burasıydı.  Kızların, hepsi birbirinden güzeldi ancak Aşk Tanrıçasını gölgede bırakacak kadar güzel olan Europa onların arasında parlıyordu. Rivayetler daha sonra olanları meydana getirenin de tam da bu Aşk Tanrıçası olduğu yönündedir.

Zeus güzel sahneyi izlerken, tek başına Zeus’u fethedebilecek olan oğlu, yaramaz çocuk Cupid oklarından birini kalbine attı ve o anda Europa’ya delice aşık oldu. Hera uzakta olmasına rağmen, dikkatli olmanın iyi olacağını düşündü ve Europa’ya görünmeden önce kendini bir boğaya dönüştürdü.  Ancak öyle sıradan bir boğaya dönüşmedi. Tüm boğaların ötesinde güzel, parlak kestane rengi, alnında gümüş bir daire ve hilal şeklinde gibi boynuzları olan bir boğa idi.  O kadar nazik ve sevimli görünüyordu ki, kızlar onun gelişinden korkmadılar, onu okşamak ve ondan gelen, çiçekli çayırınkinden bile daha tatlı olan cennet gibi kokuyu solumak için toplandılar.  Kendine doğru çektiği Europa’ydı ve kadın nazikçe ona dokunduğunda o kadar müzikal bir şekilde alçaldı ki hiçbir flüt daha melodik bir ses çıkaramazdı. Sonra ayaklarının önüne uzandı ve ona geniş sırtını gösterir gibi oldu ve Europa diğerlerine onunla gelip ona binmeleri için bağırdı.

Sanattan insana, kültürden tıbba dair her şey Arkhe Arkeoloji Dergisi‘nde!

Kesinlikle bizi sırtında taşıyacak,

O çok yumuşak, sevgi dolu ve çok nazik.

Boğa gibi değil, sanki iyi, gerçek bir adam gibi,

Tabi konuşamaması dışında. 

Gülümseyerek onun sırtına oturdu, ama diğerleri onu takip edecek olsalar da hiç şansları yoktu.  Boğa sıçradı ve tüm hızıyla deniz kıyısına koştu ve sonra suyun üzerine çıktı.  Gördüğü harika yaratıklardan ve etraftaki hareketli sulardan aynı derecede korkan Europa, bir eliyle boğaya tutunurken, diğer eliyle onu kuru tutmak için mor elbisesini kullandı. Bu bir boğa olamaz, diye düşündü Europa, ama kesinlikle bir tanrı ve yalvarırcasına onunla konuştu, ona acıması ve onu garip bir yerde yapayalnız bırakmaması için yalvardı.  Cevap olarak Zeus onunla konuştu ve onun ne olduğunu doğru tahmin ettiğini söyledi. Korkacak bir nedenin yok, dedi ona.  O Zeus’du, tanrıların en büyüğüydü ve yaptığı şeyin tek nedeni ona olan sevgisiydi.

Onu, doğduğunda annesinin onu Kronos’tan sakladığı ada olan Girit’e götürdü. 

Asaları hüküm sürecek şanlı oğullar

Yeryüzündeki tüm erkeklerin üzerinde…

  Karaya çıktıklarında, Zeus kendi şekline döndü ve Olympus’un bekçileri Europa’yı gelinliği için hazırladı.  Her şey elbette Zeus’un dediği gibi oldu. Europa ve Zeus!un üç oğlu oldu: Minos, Sarpedon, Rhadamanthys. Oğulları, yalnızca bu dünyada değil, öbür dünyada da ünlüydü. Minos ve Rhadamanthus, ölülerin yargıçları olarak dünyadaki adaletlerinden dolayı ödüllendirildiler. Oğulları ne kadar çok bilinse de Europa’nın kendi adı aralarında en çok bilineni. Rüyasına giren kıta onun adını yaşatıyor… 

Kaynak: Edith Hamilton, Mythology, Back Bay Books, 1998.

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir