Eski Yunan ve Roma’da Ev ve Ev Yaşamı

Eski Yunan ve Roma'da Ev ve Ev Yaşamı

Fotoğraf: Antik Grek Ev Çizimi
Arkhe Dergisi Sayı 10’da sizlerle…

Eski Yunan toplumunda oikos, Roma toplumunda ise domus olarak adlandırılan ev yapıları, şehir nüfusunu oluşturan her kesimden insanlar için yemek, uyumak, dinlenmek, kişisel işleriyle uğraşmak ve aile ile birlikte zaman geçirmek için kullanılan bir alandır.

Evlerin Antik Çağ’daki işlevini belki de en güzel biçimde vurgulayan noktalardan birisi eski Yunan toplumunda evler için kullanılan oikos kelimesinin aynı zamanda aile anlamını da karşılamasıdır. Anne, baba ve çocuklardan oluşan temel aile yapısı eski Yunan dünyasında hem yasal, hem de ekonomik bir birliktir. Kyrios (Efendi) sıfatıyla babanın koruması altındaki bu birlik toplumda oldukça önem verilen ve korunması gereken bir yapı olarak karşımıza çıkmaktadır. Evlerin esas işlevlerinden birisi de ailenin bu dış tehditlere karşı korunmasıdır. Bu işlev eski Yunan sözlü geleneğinde de “dışarıda tehlikelerle karşı karşıya olmaktansa evde olmak daha iyidir” (Hesiodos, İşler ve Günler, 365) şeklindeki bir deyişle karşımıza çıkmaktadır. Daha sonra tekrar üzerinde durulacağı gibi evler bir mimari yapı olarak da bu koruma işlevine uygun olacak şekilde dışarıya kapalı, ortada bir avluya açılan odalardan oluşan bir düzenleme ile yapılmıştır. Bu yapı bir yandan aile bireylerinin korunmasını sağlarken, bir yandan da aile yaşantısının gözlerden uzakta olmasını sağlamıştır. Eski Yunan toplumu, evin ve içinde yaşayan ailenin korunmasında tanrılara da görev vermişlerdir. Yunan tanrılarının en büyüğü ve güçlüsü olan Zeus’un kız kardeşi olan Hestia, evlerde yanan ocağın koruyucusu olarak kabul edilmiştir. Ocağın sönmesinin eve uğursuzluk getireceğine olan inanç ile bu ocağın Hestia tarafından korunması sıkı sıkıya ilişkilidir. Ayrıca Zeus Herkeios (Koruyucu Zeus) ve Apollo Patroos (Ata Yadigarı Apollon) kültüne ait sunaklara da eski Yunan evlerinde, evi ve içindekileri korumak için yer verildiği hem antik kaynaklar (Homeros, Aristophanes, Sophokles) ve arkeolojik kazılarda elde edilen bulgular (Olympia, Sparta ve Atina) sayesinde anlaşılmıştır.

Aile yaşamı, evlerde görülen günlük yaşamın en önemli parçası olmasına karşın, aileyi oluşturan bireylerin kendi kişisel yaşamları da yine bu mekanlarda yaşanan hayatın büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Kişisel yaşamlardaki farklılıklar, aile bireylerinin cinsiyet, toplumsal statü, gelir seviyesi ve kültürel durumu gibi etkenlere bağlı olarak şekillenmiştir.

Erkekler günlük hayatlarında daha çok meslekleriyle ve sosyal faaliyetler ile ilgilenmiş ve bunun için zamanlarının çoğunu evin dışında geçirmişlerdir. Kadının yaşamı ailenin gelir düzeyine göre değişiklik göstermekle birlikte genel olarak erkeklerden daha az serbesttir. Platon gibi yazarlar kadınların daha çok ev ile sınırlı bir yaşamları olduğundan bahsetmektedir. Genellikle ev işleri ile uğraşmakta ve bir yandan da çocuk yetiştirme ile zaman geçirmekteydiler. Mezar stelleri üzerindeki betimlemelerde yüksek gelire sahip ailelerde kadınların genellikle lüks kıyafetler içinde ve çevrelerinde köleler ile betimlenmiş olması, onların bu işleri yaparken yardım aldıklarını göstermektedir. Bu kesimden ailelere mensup kadınlar ayrıca tiyatro, spor karşılaşmaları ve düğün törenlerine de katılmaktaydılar. Düşük gelir seviyesine sahip ailelere mensup kadınların dışarıda çeşitli işlerde çalışmak zorunda olmaları, evde geçirdikleri zamanın azalmasına yol açmaktadır. Evlerde kadın ve erkekler dışında geriye kalan diğer aile üyeleri ise çocuklar ve bazen de kölelerden oluşmaktadır. Çocuklar içinde oldukları yaş grubuna göre ya zamanlarının çoğunu evde geçirmekte veya gymnasionlarda verilen eğitime katılmaktaydılar. Köleler ise gün boyunca sahiplerinin verdikleri işleri yerine getirmek için evde veya dışarıda çalışmaktaydılar. Antik yazarlar kölelerin arasında ev işleri konusunda belli konularda uzmanlaşmış olanlarının bulunduğunu söylemektedir. Sözgelimi yunanca paidotribes evdeki çocuklarının eğitimiyle ilgilenen ve tercihen okuma yazma bilgisi ve çocuk eğitimi konusunda tecrübesi olanların arasında seçilen köleye verilen bir isimdir.

Ev ve aile yaşamı konusunda bilgilerimiz yazılı kaynakların yanı sıra arkeolojik bulgulara dayanmaktadır. Özellikle mimari buluntular, evdeki yaşamı anlamamız için önemli bilgiler sunmaktadır. Yunan ve Roma dünyasında ev mimarisindeki değişimi izlemek evin günlük yaşamdaki yerinin nasıl değiştiğini göstermektedir.

Tunç Çağ’ında Ege dünyasında karşımıza çıkan evler genellikle tek mekândan oluşan, iki uzun duvarın öne doğru uzatılmasıyla oluşturulmuş bir ön avluya sahiptir. Evin içinde ortada bir ocak yeri bulunmaktadır. “Megaron” olarak adlandırılan bu evler büyük olasılıkla sahibi olan ailenin bütün bireylerinin aynı mekânda zamanını geçirdiği bir yaşam biçimine işaret etmektedir. Ocakta yanan ateş ile ısınan, yemeğini pişiren, aynı mekânda birlikte uyuyan aile günün geri kalanında evin ön avlusunda zaman geçirmişlerdir.

Demir Çağı’nda evlerin giderek büyümeye başladığı görülmektedir. Bunun en güzel örneklerinden birisi Yunanistan’daki Atina’da ve Batı Anadolu’da Bayraklı’da bulunan ve MÖ 7. yüzyıla tarihlenen evlerde karşımıza çıkar. Bu evler çok sayıda mekândan oluşmaktadır. Mekanların girişleri birbirine ve ortadaki bir avluya açılmaktadır. Giriş ise mekanların arasındaki dar bir geçişle doğrudan avluya olacak şekilde düzenlenmiştir. Evin iç mekanlarının ışık alması ve havalanması gibi amaçların yanı sıra avlular bir ortak yaşam alanı olarak da kullanılmıştır. Avlunun etrafındaki mekanların kullanımı, evin dışarısı ile bağlantısını sağlayan kapının ailenin özel yaşamını geçirdiği alanlara en uzak olacak şekilde yerleştirildiği bir sıralamaya göre düzenlenmiştir.

Klasik Çağ’da, mimaride ve kent planlamasındaki gelişmeler, evleri ve ev yaşamını da dolaylı olarak etkilemiştir. Bu dönemde Atina gibi eski yerleşimlerde halen düzensiz olarak büyüyen avlulu evler göze çarpmaktayken Pire Limanı, Olynthos, Milet ve Priene gibi bütünüyle baştan planlanıp inşa edilen kentlerde belli bir standarda göre yapılmış, eşit boyutlarda ve benzer planda evler görülmektedir. Bu evler, Miletos’lu Hippodamos’a atfedilen ve başlıca özelliği düzgün planlanmış, sokakların birbirini dik kestiği, bütün özel ve kamu yapılarının birlikte ve toplu olarak bu planlamaya uyacak şekilde yerleştirildiği kent planlamasının bir parçasıdır.

Eski Yunan ve Roma'da Ev ve Ev Yaşamı

Fotoğraf: Antik Grek Ev Çizimi

Batı Anadolu’da ve Yunanistan’da, planlarındaki birkaç farklılık nedeniyle “pastas” ve “prostas” olarak adlandırılan iki ayrı ev tipi bu dönemde yaygınlaşmıştır. Kökeni MÖ 7. yüzyıldaki avlulu açıldığı ev planına dayanan bu iki plan, toplumda orta ve yüksek gelir seviyesine sahip ailelerin günlük yaşamdaki ihtiyaçlarını görebilecek özellikler göstermektedir.

Evlerin girişleri, sokaktan avluya olacak şekilde yapılmıştır. Üstü açık, dörtgen veya kare planlı olan avlular evin en önemli alanlarından birisidir. Evde yaşayanların boş zamanlarını geçirdikleri, güzel havalarda bir araya geldikleri, misafirlerin karşılandığı bir ortak yaşam alanıdır. Aile kültünde önemli bir yere sahip olan Zeus Herkeios sunağı da avluda yer almaktadır.

Avlunun girişe yakın kısımlarında aile üyelerinin günlük yaşamında daha az kullandıkları mekanlar sıralanmıştır. Bunlar arasında yiyecek ve çeşitli eşyaların saklandığı depolama odaları başta gelmektedir. Eve gelen erkek misafirlerin, ailenin yaşadığı mekanlara uğramadan ağırlanması amacıyla Andron adı verilen mekanlarda girişe yakın bir yerde konumlandırılmıştır.

Evin günlük yaşamında aile tarafından en çok kullanılan mekanlar, kapıdan girince avlunun en uzak köşesine yerleştirilmiştir. Bu kısım misafirlerin gözlerinden uzak ailenin kendi başına zaman geçirebileceği bir yer olarak tasarlanmıştır. Her biri, kapıları avluya açılan yan yana ve farklı boyutlardaki mekanlardan meydana gelen bu kısımda en büyük oda, oikos olarak adlandırılan ve ailenin bütün üyelerinin birlikte yeme içme, bir araya gelerek zaman geçirme amacıyla oluşturulmuştur. Evin mutfak kısmı genellikle oikosa yakın ve içeriden bir kapı ile geçilecek şekilde yapılarak hem yemeğin bu mekânda yenmesi hem de gerektiğinde ısınma gibi amaçlara hizmet etmektedir. Oikos ve mutfağın yakınında yatak odalarının yanı sıra, günlük yaşamının büyük kısmını evde geçiren kadınların hem ev işlerini yapmak hem de çocuklar ile ilgilenmeleri için ayrılmış olan gynaikonitis adı verilen mekanlar bulunur. Bazen gynaikonitis bir üst katta bulunmakta olup, buraya avludan merdivenler ile ulaşmak mümkündür.

Klasik Çağ Yunan evleri, çok gösterişli mekanlar değildir. Daha çok işlevsel ve pratik amaçlar doğrultusunda planlanmış sade yapılardır. Ancak erkek misafirlerin karşılandığı Andron mekanı kimi örneklerde, doldurulmuş mozaikler ile süslenmiştir. Yunan şiirleri ve tragedyalarında andron’larda düzenlenen symposium’ların ev sahibi kyrioslar için bir övünç kaynağı olarak görüldüğü; misafirlere her türlü ikramın yapılmasına özen gösterildiğinin belirtilmesi bu mozaiklerin de benzer bir amaç ile yapılmış olduğunu anlamamıza yardımcı olmaktadır. Özellikle zengin ve soylu kesimin evlerinin depolarını güzel yiyecekler ve lezzetli şaraplar ile doldurmaya, bunları symposium’a gelen misafirlere vermek için özel bir önem vermesine karşın evin geri kalan kısmının daha sade olması dikkat çekicidir. Andron’da kyrios ve evin diğer erkek üyeleri klinede uzanmış halde şarabını içerken oikos’da aile üyeleri sade biçimde masa ve sandalyede yemeğini yemektedir. Kyrios’un karısı bazen ev işlerini köleler ile birlikte oturup bizzat yapabilmektedir.

Evlerde yıkanmak için banyo bulunduğu gösteren en erken örnek MÖ 7. yüzyıla tarihlenen Bayraklı’dan bulunmuş olan banyo teknesidir. Yıkanma ve diğer işler için kullanılan suyun temini Antik Çağ dünyasında her zaman önem verilen bir konu olmuştur. Klasik çağa kadar kentlerin içinde düzenli su sistemleri görülmemektedir. Priene ve Milet gibi Klasik Çağ’da planlanarak oluşturulmuş olan kentlerde temiz su evlerin dışındaki çeşmelerden sağlanmıştır. Eski Yunan dünyasında evlerin içinde tuvalet ile ilgili bir teşkilat bulunmamaktadır. Bu nedenle bu amaçla lazımlık olarak kullanılan kaplar tercih edilmiştir.

Büyük İskender’in ardından gelen Hellenistik Çağ’da şehirlerde yaşayan toplumun zengin sınıflarına ait evlerin daha büyük ve görkemli bir hale gelmeye başladığı görülmektedir. Alt sınıfların evleri birkaç mekândan oluşan basit planlı sade evler şeklindedir. Zengin sınıfların evleri ise Klasik Yunan evleri ile aynı işleve sahip mekanlardan oluşan ancak çok daha büyük boyutlu olan yapılardır. Bu evlerde avlu ön plana çıkmaya başlamıştır. Hellenistik Dönem evlerindeki geniş avlular, eve gelen misafirlere görkemli bir karşılama alanı oluşturmak amacıyla yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin en önemli kısmı, avlunun dört kenarının üstünün örtülmesidir. Ortada yer alan dörtgen biçimli sütun sırası ile desteklenen yarı kapalı avlu planları “Peristyl Avlu” olarak adlandırılmıştır.

Roma dünyasında ev yaşamının eski Yunan dünyasında olduğu gibi, ev sahibi olan ailenin sosyal statüsü, gelir seviyesi ile doğrudan ilişkili olduğu görülmektedir. Roma İmparatorluk Dönemi’nde özellikle zengin kesimlerin aile yaşamında kadın ve erkeğin daha bağımsız hareket edebildikleri ve gerek ev içi gerekse ev dışında kendi özel yaşantılarını devam ettirebildiklerini görebiliriz. Toplumsal yaşamda kadın, erkek ile büyük ölçüde eşittir. Şölenlere katılabilmekte, tiyatro ve diğer halka açık kamusal alanlara girebilmektedir. Kadın ve erkeklerin özgürleşmesi ve bağımsız hayatlara sahip olmasının imparatorluk döneminde yaygınlaştığını ve hatta evlilik ve boşanmaların çoğu zaman aşk ve duygusallıktan çok ekonomik çıkarlar ve hatta kimi zaman politik çıkarlar ile alakalı olduğu görülmektedir. Bu koşullar göz önüne alındığında özellikle varlıklı kesimin evlerinde ortak yaşam alanları kadar kişisel yaşam alanlarının da önemli bir yere sahip olduğu görülmektedir.

Roma Dönemi’nde özellikle az önce bahsedilen varlıklı ailelerin evlerine ilişkin elimizde çok fazla bilgi bulunmaktadır. Bunda dönemin evleri ile ilgili yazılı kaynakların fazlalığı kadar kazılarda bulunmuş çok sayıda örneğin günümüze kadar ulaşmış olması önemli bir etkendir. Roma evleri konusunda başta gelen kaynaklardan birisi Romalı mimar Vitruvius’un MÖ 1. yüzyıl evleri hakkında verdiği bilgilerdir. Vitruvius’un aktardıkları sayesinde özellikle önemli ve zengin Romalıların evleri hakkında kapsamlı bilgiler edinebilmekteyiz. Büyük ve geniş, ziyarete girenleri kendine hayrete bırakacak kadar görkemli ve bol süslemeli olan bu evlerden günümüze ulaşan kalıntılar bize döneminin ev yaşamı hakkında bir fikir verecek durumdadır.

2 Yorum

  1. Bakınız: Bilgelik Şarap ve Eğlence: Antik Yunan’da Symposion’lar - Arkhe Dergisi

  2. Bakınız: Serapis Kültü - Arkhe Dergisi - Arkeoloji

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir