Eski Romalı Yazarların Gözünden Gladyatör Dövüşleri

Eski Romalı Yazarların Gözünden Gladyatör Dövüşleri

Fotoğraf: Kibyra (Burdur-Gölhisar) antik kentinden ele geçmiş MS 3. yüzyıla tarihlenen gladyatör frizi. Frizde provocator sınıfı gladyatörlerin mücadelesi resmedilmiştir. Soldan başlayarak; ilk sahnede yakın dövüş, ikinci sahnede sağ tarafta yer alan gladyatör ayak ve elleri ile rakibini alaşağı etmiş ve son sahnede ölümcül darbeyi vurmuştur. Kaybeden gladyatörün düşen miğferi ve kaybediş anı oldukça dramatik bir şekilde yansıtılmıştır.
Arkhe Dergisi Sayı 1’te sizlerle…

Roma’da puslu bir gün… Bulutların kasvetli grisi haber veriyor birazdan başlayıp geceye dek, hatta belki günlerce sürecek kanlı dövüşleri. Bir yanda korkunç gösterileri izlemek için kana susamış gözlerini arena’ya diken halk, diğer yanda içlerindeki kibri yansıtan vakur duruşunda gösteri sayesinde artacak gücünün hayali gizli imparator ve işbirlikçileri, ortada ise çaresizliğin ağırlığı ve bastırdığı nefretinin ateşi altında ezilen, birazdan belki son kez tutacağı silaha sarılacak olan gladyatörler…

Roma’nın en kanlı armağanı başlıyor şimdi halkına, kanlı bir kumdan arena’da, Dövüşler düzenlenecek öğlen olup tam rehavet çökünce insana, Bir gladyatör kalkanıyla ilerleyecek rakibine doğru, diğer elinde kısa bir kılıçla, Diğeri ağını atacak rakibinin boynuna, kendi mezarını geciktirmek adına, Vahşi hayvanlara atılacak suç işleyen, korkunç dişlerin arasına. Kimi kullandığı silahla adlandırılmış, kimi dövüşüyle namlı, Dizilmiş bekliyor arkada, karşı karşıya gelecekler ikişerli sırayla, Öleceğini biliyor ya, bir mezara sahip olsun istiyor yalnızca, kendi adına, Bir gün daha yaşamak umuduyla silecek akan kanlarını, doğrulacak vuruldukça, Halk onları izlerken ölüm kokan cümleler eşliğinde, acımasızca.

Kimdi bu gladyatörler ve Roma’da nasıl bir yeri vardı bu dövüşlerin? Oyunlar halk için gerçekten savaşa hazırlayıcı bir unsur muydu, yoksa insanların ruhlarındaki vahşiliğin ve ezilmişliğin dışavurumu için bir araç mıydı? Peki, aydınlar, yazarlar ve düşünürler bu dövüşler hakkında ne düşünüyorlardı? Yazımızda işte bu konuları inceleyeceğiz. Önce gladyatör dövüşlerinin kısa bir tarihçesine ve Roma’da geleneksel hâle gelene kadar uzanan yüzlerce yıllık yolculuğuna değinip, daha sonra Eski Romalı yazarların kaleminden yola çıkarak, özellikle aydın insanların, bu gösteriler hakkındaki düşüncelerini inceleyeceğiz. İster Roma’da doğmuş olsun ister hayatının belli bir döneminde orada bulunsun, Latin Edebiyatının kalbinin attığı kenti bir şekilde soluduğu için “Romalı” adı altında yazımıza dâhil ettiğimiz yazarların konu hakkındaki görüşlerini kendi yazdıkları satırlardan öğreneceğiz. Başka bir deyişle Roma yazınına adını altın harflerle yazdırmış ünlü yazarların bu gösteriler hakkında ne düşündüklerini orijinal dilinden, yani Latinceden yapacağımız çevirilerle inceleyeceğiz.

Damaskos (Şam)’lu Nikolaos’a göre (Athena. Deiphno. 4.153f—154a) dövüşler ilk kez MÖ 9. yy. sonuna doğru Anadolu’dan Orta İtalya’ya göç ederek Etruria adını verdikleri bölgeye yerleşen Etrüskler tarafından düzenlenmiştir. Birtakım tarihsel bilgiler ve mezar kabartmaları da dövüşlerin ilk kez Etrüskler tarafından gerçekleştirildiği fikrini doğrulamaktadır. Bu nedenle Antik yazarların ve modern uzmanların çoğu, Roma’nın birçok gelenekte ve sanatta örnek aldığı Etrüsklerin bu konuda ilk olduğu konusunda birleşirler. Kilise babası ve filozof Tertullianus (MS yk. 155-240), Etrüsklerde ve Romalılarda tarihi MÖ 8. yy.’a dayanan, tanrılarını ve kaybettikleri savaşçıların ruhlarını teskin etmek ve onlar için duydukları acıyı dindirmek amacıyla insan kurban etme geleneğinin bulunduğunu belirtmiştir (Tert. Spect. VI, 1). MÖ 4. yy.’da yaşamış gramerci Maurus Servius Honoratus’a göre bu gelenek zamanla yumuşayarak yerini esir alınan kişilerin birbiriyle dövüştürülmesine dayanan gladyatör gösterilerine bırakmıştır (Serv. Aen. III, 67). Bu iki geleneğin birleşiminden hareketle varılan kanıya göre de, Etrüskler gladyatör dövüşlerini ilk başlarda ölü kültüne yönelik olarak dinî bir ritüel şeklinde gerçekleştirmişler ve dövüşleri adeta vatanî bir görev olarak görmüşlerdir.

Özünde savaşta yitirdikleri vatandaşları teskin etme ve anma, halkı askerliğe ve olası savaşlara hazırlama amacı taşıyan bu gösterilerde önceleri savaşta esir düşenler (captivi), kürek mahkûmları ve köleler (servi) yer almıştır. Gösterileri düzenleyen organizatör editor muneris’ten amphitheatrum yöneticisivilicus’a, bekçi custos’tan kapıdaki görevli ostiarius’a, seyircilere yer gösteren dissignatorlardan isimleri anons eden tellal praeco’ya ve gösterilerin gerçekleştiği kumlu alan arenayı temizleyip gladyatörlerle ilgilenen (h)arenarius’a varana kadar neredeyse herkes köleydi. Yani yalnızca dövüşenlerin değil aynı zamanda amphitheatrum’un korunmasından dövüş alanının temizliğine varana kadar gösterilerle ilgili tüm görevliler kölelerden oluşmaktaydı. Ancak daha sonra “arena’da ölüm” cezasına çarptırılan, noxii veya ad gladium/ ad ludos damnati adı verilen kişiler en acımasız gösterilerde dövüştürülmeye ve gitgide daha çok rağbet görmeye başladı. Dolayısıyla Roma’da gladyatör gösterileri giderek suç işleyenlere verilen cezaların en ağırının uygulandığı bir tür ceza aracına dönüşmüştü.

Gladyatörlerin türleri ise 17 taneydi ve her biri giysilerine, kullandığı silaha ve dövüş stiline göre farklı şekilde adlandırılmıştı. Adını ilk oyunlarda gladius (kısa kılıç) ile dövüşülmesinden alan ve daha sonra tüm dövüşçüler için genel bir ad olarak kullanılacak olan gladiator terimi yerini gladyatörlerin kullandığı silaha, ait olduğu kente veya onun bir özelliğine göreadlandırılan isimlere bırakmıştır.

Örneğin, rēte(ağ) atarak dövüşen gladyatöre retiarius, Orta İtalya’daki Samnium Bölgesi’nden gelen Samnit dövüşçüye Samnis, Thrakia’lıya Thrax, Gallia’ya özgü bir araba olan esseda üzerinde dövüşene essedarius, sagitta (ok) atarak dövüşene sagittarius ismi verilmiştir. Başında bir lanista (grup lideri ve çalıştırıcısı)’nın bulunduğu, köle pazarlarından satın alınan güçlü savaş esirlerinden veya gönüllülerden oluşan gladyatör gruplarına familia gladiatoriae adı veriliyor, bir editör muneris (organizatör) gladyatör dövüşleri sergilemek istediği zaman bu gruplardan biriyle anlaşıyordu. Her bir grupta farklı kavimlerden gelen ve geldiği ülkeyi veya kavmi simgeleyen giysiler içinde, yerel silahlarıyla ve kendilerine özgü stilde dövüşen köleler yer alıyor, bu yabancı uyruklu köleler gösterilerde izleyicilerin ilgisini canlı tutabilmek, Roma’nın büyüklüğünü ve savaşta yenerek egemen olduğu ülkeleri göstermek adına özellikle tercih ediliyordu.

Gladyatör dövüşleri Roma İmparatorluk Dönemi’nde özellikle de gösterişi seven yöneticiler ve toplum için çok cazipti ve insanlar savaş tanrısı Mars’a adadıkları amphiteatrum’a bu dövüşleri izlemek adına akın akın geliyorlardı. Ancak gerek Antik Yunan gerekse Romalı yazarların ve düşünürlerin, yani eğitimli ve aydın kişilerin çoğu, gösterileri zevkle izleyen halkla ve göğsü kabaran yöneticilerle aynı kanıda değildi. Onlara göre vahşetin kol gezdiği, akan kanların ve ölümlerin son bulmadığı bu insanlık dışı oyunları düzenlemek ve hatta izlemek, insan kıyımında rol almaktan başka şey değildi. Şimdi kronolojik sırayla yazarların gladyatör dövüşleri hakkındaki görüşlerine değinelim ve düşüncelerini kendi kaleme aldıkları cümlelerden öğrenelim. Aralarında yüz, hatta belki iki yüz yıl bulunan yazarların dövüşler hakkında söylediklerinde ne gibi değişiklikler olduğuna bakalım.

MÖ 106-43 yılları arasında yaşamış ve Roma edebiyatının en önemli yazarlarından olan devlet adamı, hatip ve düşünür Marcus Tullius Cicero, birçok eserinde gladyatör oyunlarına değinmiştir. Bazı ünlü gladyatörlerin hayatlarına dair anlatımlarının yanı sıra yer yer gladyatörleri övdüğü yer yer dövüş düzenlenmesini eleştirdiği eserler mevcuttur. Ancak genel olarak yazılarında gladyatör dövüşlerinin lehinde ve hatta onları öven bir hava hâkimdir. Belki de Roma Cumhuriyet Dönemi’nin başlarında Romalıların cesaretini ve onurunu yansıtmak ve desteklemek adına bu dövüşlerin geçekleştirildiğini düşündüğü için, ya da ilk düzenlenen dövüşlerin çok ağır olmaması nedeniyle onları ve gladyatörleri övdüğü cümleler kaleme almıştır. Mevcut devlet büyüklerinin tepkisini çekmemek adına kimi eserlerinde olumlu yorumlar yapma gereği duyduğu da düşünülebilir. Çünkü, MÖ 62-43 yılları arasında kaleme aldığı mektuplarından birinde bu dövüşlerden hoşlanmayan arkadaşına onları neredeyse överek tasvir eden cümleler yazıp onu bir gün gösteriyi izlemeye davet etmesi (Cic. Ep. VII, 1); ayrıca MÖ 44 yılında kaleme aldığı DeOfficiis (Ödevler/ Görevler [Üzerine]) adlı eserinde arkadaşı Pompeius’un 2. konsüllüğü sırasında düzenlediği oyunların o zamana kadarki en görkemli oyunlar olduğunu belirtmesi (Cic. Off. II, 57) böyle bir izlenim vermektedir. Şunu net bir şekilde söyleyebiliriz ki yazımızda ele alacağımız düşünürler ve yazarlar arasında gladyatör gösterilerine ılımlı bakan tek yazar Cicero’dur. MÖ 49 yılında, Gaius Julius Caesar’ın önderliğindeki lejyon, generallerin ordularıyla geçmesinin yasak olduğu Kuzey İtalya’daki Rubicon Nehri’ni geçip yasağı çiğneyince Roma’da iç savaş başlamış ve beş yıl sürmüştür. Bu süre zarfında rekabet halinde olan politikacılar birbirlerine gözdağı vermek ve halkın sempatisini kazanmak amacıyla gladyatör gösterilerinden bir hayli yararlanmışlardır. Cicero da MÖ 45’te yazdığı TusculanaeDisputationes (Tusculum Tartışmaları) eserinde gladyatör dövüşlerine ilişkin şöyle bir yorumda bulunmuş, bilhassa gladyatörlerin güçlerini ve iradelerini överek onların lehinde cümleler kaleme almıştır:

“Gladiatores, aut perditi homines aut barbari, quas plagas perferunt! quo modo illi, qui bene instituti sunt, accipere plagam malunt quam turpiter vitare! quam saepe apparet nihil eos malle quam vel domino satis facere vel populo! mittunt etiam volneribus confecti ad dominos, qui quaerant quid velint: si satis is factum sit, se velle decumbere. quis mediocris gladiator ingemuit, quis vultum mutavit umquam? quis non modo stetit, verum etiam decubuit turpiter? quis, cum decubuisset, ferrum recipere iussus collum contraxit? … crudele gladiatorum spectaculum et inhumanum non nullis videri solet, …” (Cic. Tusc. Disp. II, 41).

“Mahvolmuş insanlardan ya da yabancılardan oluşan gladyatörler, ne kadar çok darbeye katlanıyorlar! İyi eğitilmiş olan bu insanlar her nasılsa utanılacak şekilde kaçmaktansa darbe yemeyi tercih ediyorlar! Hiçbir şeyi ya efendilerini ya halkıtatmin etmekten daha önemli bulmadıkları ne kadar açık! Üstelik yaralarla bitap düştüklerindeefendilerinin ne istediğini sorsun diye birini bile gönderiyorlar: eğer onları memnun edecekse seve seve kendilerini yere atıyorlar. Sıradan bir gladyatör (bile olsa) hiç yas tutan, yüzünün ifadesi değişen oldu mu? Kim yarışı sürdürmekten, kendini yerlere atmaktan utandı? Kim yenildiğinde kılıç darbesi alması emredilince boynunu geriçekti? Bu kadar çalışma, tefekkür ve deneyim işe yarıyor…Bazılarının gladyatör dövüşlerini zalim ve insanlık dışı olarak görmemesi gerekir…” Şimdi de Cicero’nun ölümünden 40 yıl sonra dünyaya gelen MÖ4 ile MS 65 yılları arasında yaşamış İspanya-Cordobalı yazar, söylev ustası, siyaset adamı ve düşünür Lucius Annaeus Seneca’nın konuyla ilgili düşüncelerine uzanalım. Aynı adlı babasından ayrı tutulmak için minor (daha genç) sıfatıyla anılan Genç Seneca, küçük yaşta teyzesi tarafından Roma’ya getirilir ve kendisinin bir gün üstün örneklerini kaleme alacağı retorik ve felsefe eğitimini burada alır. Sanatından siyasetine, dilinden tarihine kadar içine nüfuz eden kentin etkileri birçok eserine yansır. Seneca, kayınpederi Pompeius Paulinus’a ithafen MS 49 ya da 62 yılında yazıldığı tahmin edilen De Brevitate Vitae (Yaşamın Kısalığı) diyaloğunda yaşamın kısalığını, hızla akıp giden hayatta nelere önem ve öncelik vermemiz gerektiğini kaleme almıştır. Bu diyalogda önemsiz bilgiler olarak gördüğü olayları sıralarken gladyatör dövüşlerinin acımasızlığını dile getirir. O, Cicero’dan farklı düşünmekte ve bu dövüşleri acımasız bulmakta ve kıyım olarak yorumlamaktadır. Aradan geçen yıllar dövüşlerin vahşetini daha da arttırmış olmalı ki, onları şöyle eleştirmektedir:

“Princeps civitatis et inter antiquos principes (ut fama tradidit) bonitatis eximiae memorabile putavit spectaculi genus novo more perdere homines. Depugnant? Parum est. Lancinantur? Parum est: ingenti mole animalium exterantur! Satius erat ista in oblivionem ire, ne quis postea potens disceret invideretque rei minime humanae. O quantum caliginis mentibus nostris obicit magna felicitas! Ille se supra rerum naturam esse tunc credidit, cum tot miserorum hominum catervas sub alio caelo natis beluis obiceret, cum bellum inter tam disparia animalia committeret, cum in conspectum populi Romani multum sanguinis funderet mox plus ipsum fundere coacturus; at idem postea Alexandrina perfidia deceptus ultimo mancipio transfodiendum se praebuit, tum demum intellecta inani iactatione cognominis sui..” (Sen. Brev. Vit. XIII, 6-8).

“Devletin önde geleni ve (söylendiğine göre) eski yöneticilerin arasında iyiliğiyle göze çarpan (Pompeius), insanları katleden yeni bir tür gösteriyle akıllarda yer edineceğini düşündü. Ölümüne dövüşüyorlar? Yetmez. Katlediliyorlar? O da yetersiz kalır: koca bir insan yığınının ayakları altında çiğnensinler! Sonradan güçlü biri bunları öğrenmesin ve bu insanlık dışı (gösteride) gözü kalmasın diye bunlar unutulmuş olsa ne iyi olurdu! Ah şu iyitalih zihinlerimizi ne kadar da körleştiriyor! (Pompeius) Onca zavallı insanı başka bir gökyüzü altında dünyaya gelmiş vahşi hayvanların önüne atınca, birbirinden bu kadar farklı varlıkları birbirine düşürünce, Roma halkının gözleri önünde oluk olukkan akıtınca ve sonrasında daha fazla kan akıtmaya zorlanınca (nedense) kendisinin doğadan bile büyük olduğuna inandı. Ama daha sonra aynı adam İskenderiyelilerin ihanetine uğradı, son köleden kendisini bıçaklamasını istediğinde, işte ancak o zaman gösterişli lakabın2 ne kadar anlamsız olduğunu anladı.” Seneca, Sicilya’da yöneticilik yapan arkadaşı Lucilius’a ithafen yaşamının son yıllarında kaleme aldığı felsefi mektuplarda da bu amansız gladyatör gösterilerini şöyle tasvir eder:

“Casu in meridianum spectaculum incidi, lusus expectans et sales et aliquid laxamenti, quo hominum oculi ab humano cruore adquiescant. Contra est: quidquid ante pugnatum est misericordia fuit; nunc omissis nugis mera homicidia sunt. Nihil habent, quo tegantur; ad ictum totis corporibus expositi numquam frustra manum mittunt. Hoc plerique ordinariis paribus et postulaticiis praeferunt. Quidni praeferant? non galea, non scuto repellitur ferrum. Quo munimenta? quo artes? omnia ista mortis morae sunt. Mane leonibus et ursis homines, meridie spectatoribus suis obiciuntur. Interfectores interfecturis iubent obici et victorem in aliam detinent caedem; exitus pugnantium mors est. Ferro et igne res geritur. Haec fiunt, dum vacat harena. ‘Sed latrocinium fecit aliquis, occidit hominem.’ Quid ergo? quia occidit, ille meruit, ut hoc pateretur: tu quid meruisti miser, ut hoc spectes? ‘Occide, verbera, ure! Quare tam timide incurrit in ferrum? quare parum audacter occidit? quare parum libenter moritur? Plagis agatur in vulnera, mutuos ictus nudis et obviis pectoribus excipiant.’ Intermissum est spectaculum: ‘interim iugulentur homines, ne nihil agatur’.” (Sen., Epis. I, 7: 3-6).

“Bir gün bir öğle saatinde gösterilere denk geldim; hem eğlenceli hem de insanların kan görmekten yorulan gözlerini biraz olsun dinlendirecek bir şey izleyeceğimi umuyordum, ama nerede! Dövüşten önceki gösteri hiç değilse merhametliydi3 . Şimdikinde ise yaptıkları hareketlerle ortada tamamen katile dönmüş kişiler var. Üzerlerini örten hiçbir şey yok, bedenlerinin her yeri açık olduğu için de hiçbir vuruş boşa gitmiyor. Pek çok kişi bu dövüşü birbirine denk kişilerin düzenli tertiplenen ve yedekte bekleyen (taleple gelen) dövüşe tercih ediyor. Neden tercih etmesin? Kılıcı geri püskürtecek ne bir miğferleri ne de kalkanları var. Zaten tedarikli olsalar neye yarar? Ya da yetenekli olsalar? Tüm bunlar anca ölümü geciktirir. İnsanlar sabahın köründe aslanların ve ayıların önüne, öğlen olunca da onları izleyenlerin önüne atılıyor. (Az önce) Katil olmuş kişilerin birazdan katil olacak kişilerin önüne atılmasını emrediyorlar ve kazanan kişiyi bir sonraki kıyıma saklıyorlar. Dövüşlerin sonu ise ölüm… Kılıçla ve ateşle hallediyorlar işi. Arena boşken işte bunlar oluyor. “Ama birisi haydutluk yaptı, adam öldürdü” dersen, “Nasıl peki? Hadi o adam birini öldürdüğü için cezayı hak etti4 ; peki sen zavallı adam, sen ne yaptın da bunu izliyorsun? “Öldür, yarala, yak onu! Neden bu kadar korkak da kılıca doğru koşmuyor? Neden ölürken o kadar da cesur değil? Neden o kadar da isteyerek ölmüyor? Tam yaraların üzerine vursunlar, karşılıklı vuruşları indirsinler çıplak ve korumasız göğüslerine!” Derken oyuna ara veriliyor: “Bu esnada (bile) boş kalmasınlar diye insanlar katledilmeye devam ediyor”.

MS 56 ila 120 yılları arasında Roma’da yaşamış tarihçi ve senatör Tacitus, yazdığı ilk eser olan ve edebi eleştiri niteliği taşıyan Dialogus De Oratoribus (Hatipler Hakkında Diyalog)’ta Roma’da kendi yaşadığı İmparatorluk Çağı’nda neden Cumhuriyet Çağı’ndaki gibi iyi hatiplerin yetişmediğini sorgular. Bu eserde bir paragrafın ortasında ise gladyatör dövüşleriyle ilgili olumsuz görüşlerini ve zihin için nasıl sakıncalı bulduğunu kısaca şöyle anlatır:

“…Iam vero propria et peculiaria huius urbis vitia paene in utero matris concipi mihi videntur, histrionalis favor et gladiatorum equorumque studia: quibus occupatus et obsessus animus quantulum loci bonis artibus relinquit?…” (Tac. Dial. 29)

“…Aslında bu kentin aktörlere hayranlık, gladyatörlere ve atlara düşkünlük gibi daimi ve kendine has zaafları, (çocuk) daha ana rahmindeyken onun içine işliyormuş gibi geliyor bana. Zihin bunlarla meşgul ve doluyken onda değerli sanatlara ayıracak ne kadar az yer kalıyor! …”

Roma’nın ünlü yergi yazarı Aquinum’lu Decimus Iunius Iuvenalis (M. S. 55-140) Britannia’da iki yıl orduda görev aldıktan sonra orta yaş döneminden itibaren yaşamını Roma’da mahkemelerde savunmalar yaparak sürdürmüştür. Mahkemelerde dilediği yere ulaşamayıp orada yabancı veya değersiz kişilerin bulunduğunu görünce kendisini edebi çalışmalara vermiştir. Edebi yaşamını imparator Traianus (98- 117) ve Hadrianus (117-138) Dönemlerinde sürdüren Iuvenalis, ileri yaş dönemini sürdürürken kaleme aldığı yergilerinden birinde tanık oldu5 Gladyatör dövüşlerinde müsabakanın sonunda yenilen ama hayatta kalan gladyatör canının bağışlanmasını istediğinde sırtüstü uzanarak sol elini yukarı kaldırır, karar halkın isteğine ve editör (organizatör)’un ya da imparatorun arzusuna bırakılırdı. Eğer seyircilerin çoğu başparmağını yukarı çevirerek “Missum!” (Bağışla!) diye tezahürat ederse, editor cellada aynı işareti yaparak hayatının bağışlanmasını sağlardı. Ancak başparmağını aşağı indirerek boğazını gösterenler ve “Iugula!” (Öldür/ Boğazını kes!) diye bağıranlar çoğunluktaysa imparatorun işaretiyle editor da son emri verir ve celladın hamlesiyle gladyatörün yaşamına son verilirdi. İki gladyatörün de birbirine üstünlük sağlayamadığı durumlarda ise kimi zaman bu iki dövüşçü affedilebilir ama çoğu zaman yeni bir dövüşe yönlendirilirdi. ğu gladyatör dövüşlerinin değersizliğini şu dizelerle dile getirmiştir:

“munera nunc edunt et, verso pollice vulgus cum iubet, occidunt populariter; inde reversi conducunt foricas, et cur non omnia? cum sint quales ex humili magna ad fastigia rerum extollit quotiens voluit Fortuna iocari.” (Iuv. Sat., III, 36-40)

“Şimdi gladyatör dövüşleri düzenliyorlar ve halk parmağını ters çevirerek5 (öldürülmesini) istediğinde elbirliğiyle öldürüyorlar; Oradan dönerken de kamu tuvaletleri için bir araya geliyorlar. Mademki bunlar, Fortuna(kader tanrıçası)’nın canı her eğlenmek istediğinde, Meseleleri en aşağılık yerlerden en tepelere çıkaran insanlar, Neden her şeyi yapmasınlar?”

Halkın en büyük eğlence kaynaklarından olan gladyatör dövüşleri böylece giderek imparatorlar için de hayatlarının ve kendi reklamlarının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Öyle ki, MS 70-130 yılları arasında yaşamış Cezayir asıllı Romalı tarih ve biyografi yazarı Gaius Suetonius Tranquillus, Roma İmparatorluğu’nun ilk 12 liderinin hayatlarını kaleme aldığı De Vita Caesarum (12 Caesar’ın Hayatı [Üzerine]) adlı eserinde hemen hemen her imparatorun gladyatör dövüşlerini nasıl ve hangi yaklaşımlarla düzenlediğini anlatır. Komutan Gaius Julius Caesar’dan başlayarak Roma’nın ilk imparatoru Augustus’tan Domitianus’a kadar sırayla imparatorluk liderlerini kaleme aldığı kitabında, imparatorların dönemindeki gladyatör dövüşlerini, hemen her birinin dövüşlere olan düşkünlüğünü, onları büyük bir zevkle düzenlediklerini yansıtan ifadeler içinde ve bazı olaylarla destekleyerek kaleme almıştır. MS 37-41 yılları arasında olmak üzere yalnızca 4 yıl Roma İmparatorluğu’nu yöneten İmparator Caligula, birçok Roma imparatoru gibi akıl sağlığı bozuk olan, acıma ve adalet duyguları gelişmemiş; pek çok masum insanı öldürmekten, en yakınlarını herkese rezil etmekten ve türlü cinsel eğlencelerden geri durmayan biriydi. Suetonius’un Caligula’yı anlatan kitabında (Suet. De Vit.: Caligula, XXX; 2) onun atlı sınıfını, sahne gösterilerine ve gladyatör dövüşlerine düşkün oldukları için -her nasılsa- eleştirdiği ifade edilmiş olsa da daha sonrasında (XXXII, LIV) kendi düzenlediği ve hatta içine dâhil olarak sonlandırdığı gladyatör dövüşleri anlatılmaktadır. Kendisinden sonra başa geçen ve MS 54 yılına kadar 13 yıl tahtta kalan İmparator Claudius’un da tıpkı diğer imparatorlar gibi gladyatör dövüşlerine çok düşkün olduğunu, hatta onları ölürken izlemekten bile zevk aldığını ve bu sayede acımasız ruhunu rahatlattığını şu cümlelerle ifade etmiştir:

“Saevum et sanguinarium natura fuisse, magnis minimisque apparuit rebus… Quocumque gladiatorio munere, vel suo vel alieno, etiam forte prolapsos iugulari iubebat, maxime retiarios, ut exspirantium facies videret. ” (Suet. De Vit.: Claudius, XXXIV)

“(Claudius’un) gaddar ve kana susamış bir doğaya sahip olduğu büyük olaylarda olduğu kadar küçük şeylerde de ortaya çıktı… Nerede kendisinin veya başkasının yönetiminde bir gladyatör dövüşü düzenlense, özellikle ağ atanretiarius’ların ve hatta kazarayere düşenlerin bile, hemen boğazının kesilmesini emrediyordu, çünkü onların yüzlerini son nefeslerini verirken görmek istiyordu.” Bu bilgilerden ve yazarların yorumlarından sonra şimdi sıra kendimizde. Günümüzden 2000 yıl öncesine giderek, ortada gladyatörlerin dövüştüğü koca bir amphithatrum’da olduğuınuzu hayal edin! Bir yanda kan gövdeyi götürsün isteyen ceza sisteminin destekçileri, diğer yanda Romalı erdemlerini yüceltme hayalini öne sürerek köleleri ölümün can çekişen bir başka yüzüne gönderen kesim. Bir başka yerde imparatorların sırtını sıvazlayan, zengin kesimin etrafa saçtığı gösteriş emellerini ve rant kokusunu savuran işbirlikçiler. Diğer yanda öfke dolu cümlelerle kendinden geçmiş vahşi dürtüleri yüzünüze kusan halk. Diğer yanda ise tanık olduğu bu vahşi gösterileri cesurca eleştirmeye hazır, onları sadece gözleyen ve yazıya döken, okurlarını ruhun aşağı katmanlarına ait bu gösteriden uzaklaştırarak üst benliğe çağıran ve bu acımasız gösterilerin iç yüzünü gelecek yüzyıllara aktaracak olan yazarlar. Peki siz, Antik Çağ’da yaşayan bir Romalı olsaydınız, hangi tarafta yer alırdınız?

1 Yorum

  1. Bakınız: Erken Orta Çağ Avrupası'nda Bizans Etkileri - Arkhe Dergisi - Sanat Tarihi

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir