Erken Orta Çağ Avrupası’nda Bizans Etkileri

Erken Orta Çağ Avrupası'nda Bizans Etkileri

Fotoğraf: Theoderik’in sarayının tasviri, Sant’ Apollinare Nuovo Bazilikası.
Arkhe Dergisi Sayı 5’te sizlerle…

Erken Hristiyanlık Dönemi’nde Roma İmparatorluğu’nun iki yarısı ortak kültürel öğelerin etkisi altında gelişmiştir, bunlar Hristiyanlık ve Greko-Romen geleneğidir. Ortaçağ’da Doğu’da Grek unsuru Hellenistik Dönem’den itibaren gerçekleştirdiği yükselişe devam ederken, Batı’da Latin dili ve kültürü ile yola devam edilmiştir. Bunun yanında 1453’e kadar kendini Roma/Romalı olarak tanımlayan Doğu, -bizim adlandırmamızla Bizans- teknik olarak Roma İmparatorluğu ile bağını aralıksız olarak muhafaza etmiş, Batı ise Germen kavimlerinin yayılmasıyla, zaman içerisinde Greko-Romen öğelerin ağılığını Germen öğelere bıraktığı bir dünyaya doğru evrilmiştir. İki ayrı dünyaya dönüşseler de Avrupa ile Bizans arasına aşılmaz duvarlar örülmemiştir; özellikle İtalya, Bizans kültürünün tüm Ortaçağ’ı kat edip Rönesans’a ulaşan etkilerini Avrupa’ya taşıyan bir köprü vazifesi görmüştür. Bizans sanatının Batı sanatı üzerindeki etkileri ile ilgili kaynaklar da özellikle bu bağlantıyı değerlendirmektedirler. Biz de şimdi yola İtalya’dan, “İtalya’da Bizans” denince ilk akla gelen şehir olan Ravenna’dan yola çıkacağız fakat İtalya’dan ziyade Germen saraylarıyla Bizans kültür ve sanatı arasındaki etkileşimi örneklerle birlikte özetlemeye çalışacağız.

Altıncı yüzyılda Ravenna’da hüküm sürmüş Ostrogot Kralı Büyük Theoderik (493-526), Roma İmparatorluğu‘nun dağılmasından sonra batı uygarlığının gelişimi üzerinde silinmez bir iz bırakmıştır. Theoderik’in Roma şehirlerini yenileme (Renovatio Urbium) düşüncesi içerisinde ortaya çıkan bina programı, güçlü temelleri olan bir siyasi ideolojinin kültürel yansıması olarak kabul edilir. Halen ayakta olan üç yapı, Sant’ Apollinare Nuovo Bazilikası, Arian Vaftizhanesi ve Theoderik Mozolesi, bir Got hükümdarının geçmiş Roma ve o dönemdeki Bizans mimari stillerini, materyallerini ve ikonografisini kullanarak Bizans’ın üstünlüğünü kabul ediş ve kültürel anlamda uyumlanma mesajı olarak ele alınmaktadır. Bununla birlikte son zamanlarda bazı araştırmacılar Theodorik’in banilik faaliyetlerini, Konstantinopolis’e karşı kışkırtıcı boyutlara ulaşabilecek mesajlar içeren rekabetçi ortaklık konsepti içerisinde değerlendirmektedirler.

Erken Orta Çağ Avrupası'nda Bizans Etkileri

Fotoğraf: Theoderik’e aitken Justinianus’a dönüştürüldüğü iddia edilen mozaik, Sant’ Aplolinare Nuovo Bazilikası

Teoderik 454 yılı civarında dünyaya gelmiştir. Hunlara karşı büyük başarılar kazanmış Ostrogot Kralı Theodemir’in oğludur. Sekiz-on yaşları civarında babasının Bizans’la yapmak zorunda kaldığı bir anlaşmanın rehini olarak Konstantinopolis’e gönderilmiştir. Konstantinopolis’te on yıl kalan Theoderik sarayda iyi ağırlanmış, eğitim görmüş, İmparator I. Leon’un (457-474) desteğini kazanmıştır. Halkının arasına geri döndükten sonra kendi ordusunun başına geçmiş ve önemli başarılar elde etmeye başlamıştır. Bu sırada Bizans tahtına geçen İmparator Zeno (474-491), Theodorik’le İtalya’nın Ostrogot kralı Odoacer’e karşı savaşmak konusunda anlaşır. Theoderik beş yıl süren savaşlardan sonra 493 yılında Odoacer’i mağlup eder, Ravenna’yı alır ve asi Odoacer’in yerine Konstantinopolis’in İtalya valisi olarak atanır.

Theoderik 526 yılındaki ölümüne değin Ravenna’da başta kendi sarayı bulunmak üzere uzun soluklu ve kapsamlı bir inşa faaliyeti gerçekleştirmiş ve şehri kendi başkenti olarak anıtsal yapılarla donatmıştır. Bu yapılardan yukarıda da saydığımız üçü günümüze ulaşabilmiştir: Sant’ Apollinare Nuovo Bazilikası (493-504), Arian Vaftizhanesi (5. yüzyıl sonu-6. yüzyıl başı) ve Theoderik Mozolesi (520). Bunların dışında elimizde onun günümüze ulaşamayan yapılarına dair en fazla bilgi kendi sarayı hakkındadır. Arkeolojik kazılar ve kaynaklardaki tanıklıklar, bilim adamlarının sarayın mimarisi ve Theoderik’in mimarlarına nelerin esin kaynağı olduğu hakkında tahminlerde bulunmalarını sağlamaktadır. Ostrogotlar geleneksel olarak göçebe bir halk olduğundan anıtsal mimari gelenekleri yoktur ve bu nedenle saray inşa edilirken günümüze ulaşan yapılarda da görüldüğü üzere Roma ve Bizans mimarisi örneklerinden faydalanmış olmalıdırlar. Sarayın anıtsal girişinin neye benzediği en iyi şekilde Sant’ Apollinare Bazilikası’nda bulunan Theoderik’in sarayını tasvir eden mozaikten anlaşılmaktadır (Resim 1). Bu ve eldeki diğer kanıtlara göre saray kompleksine ana giriş, Konstantinopolis’teki sarayın ünlü Halki Kapısı’na (bronz kapı) benzemektedir ve ismen de “Halke” veya “Halki” olarak adlandırılan anıtsal büyük bir bronz kapıya sahiptir. Bu kapı yine tıpkı Büyük Saray’da olduğu gibi bir tarafında kiliseye (Sant’ Apollinare) geçişi sağlayan bir pasaja bağlanmaktadır. Peristili bulunan bir tricliniuma dair ipuçları da yine Büyük Saray’a benzer bir özellik olarak yorumlanır.

Erken Orta Çağ Avrupası'nda Bizans Etkileri

Fotoğraf: Arian Vaftizhanesi kubbe mozaiği.

Günümüze ulaşan en önemli Theoderik yapısı olan Sant’ Apollinare Nuovo Bazilikası orijinal planında üç nefli naosu, doğusunda dıştan çokgen bir apsis, batısında narteks ve atriumu ile dönemin klasik Helenistik bazilikalarındandır. Her ne kadar banisi bir Got olsa da bu özellikleriyle hemen her zaman kolaylıkla Bizans mimarisi içerisinde değerlendirilmektedir. Kiliseyi meşhur yapan iç mimarisindeki zengin mozaiklerdir. Mozaikler, ikonografik ve teknik özelliklerine göre hem Roma hem de Bizans tarzındadır ve Arian mezhebinden olan Theoderik’in sarayına yakışacak bir şekilde Arian anlayışını da yansıtmaktadır. Mozaiklerin bir kısmı Ravenna’nın 539 yılında Justinianus’un (527-565) generali Belisarius tarafından geri alınması sonrasında Arian mezhebinin artık heretik ilan edilmiş olmasından dolayı tahrip edilmiş veya yeniden düzenlenmiştir. Bununla birlikte kuzey nef ayrımının en üstünde yer alan İsa’nın mucizeleri sahnelerinde İsa genç ve sakalsız, güneydeki İsa’nın çilesi sahnelerindeki İsa ise olgun ve sakallıdır. Pek çok araştırmacıya göre bu durum Arian inancındaki, İsa’nın dünyanın acıları ile olgunlaşmasını ve iki doğasını temsil eder. Mozaiklerin içerisinde dikkat çeken iki değişiklik ise Theoderik’in sarayında ve portresinde gerçekleştirilmiştir. Saray tasvirinde sütunların arasında duran saray erkanının tasvirleri kaldırılmıştır (sütunlar üzerinde onlara ait eller halen görülebilir); Theoderik’in portresi ise Justinianus’a dönüştürülmüştür (Resim 2). Kilisenin mozaiklerinde Justinianus sonrası gerçekleştirilen değişikliklerde, Arianizmin lanetlenmesinden ziyade Theoderik’in Bizans’ın tasvir dili aracılığıyla, Bizans imparatoruyla boy ölçüşen mesajına karşı güçlünün kim olduğunu gösterme isteği ön plana çıkmaktadır.

Theoderik’in yine Erken Bizans mimarisi içerisinde değerlendirilen bir diğer yapısı Arian Vaftizhanesi’dir. Hem mimarisinde hem de kubbe mozaiğinde Geç Roma-Erken Bizans özellikleri göze çarpar. Arian Vaftizhanesi Ravenna’da kendisinden yüzyıl kadar önce yapılmış olan Neon Vaftizhanesi’ne benzer; kubbe mozaiği de kısa bir süre önce tamamlanmış olan Neon Vaftizhanesi kubbe mozaiğiyle aynı kompozisyonu farklı renk, üslup ve yerleşimle tekrar eder (Resim 3). Theoderik’in kendisi gibi Arian mezhebinden olanlar için yaptırdığı vaftizhane Arian inancıyla ilgili herhangi bir ikonografi içermez. Bu mozaikte ilgi çekici bir nokta havarilerden birinin Bizans mozaiklerinde görülemeyecek bir şekilde çenenin traşlı, bıyıklarınsa uzayıp yanak sakallarıyla birleştiği Ostrogotlara özgü sakal tarzıyla tasvir edilmiş olmasıdır (Resim 4). Uzmanlara göre bu şekilde Ostrogotların artık Hıristiyan topluluğunun önemli bir parçası olduğu dile getirilmiştir.

Erken Orta Çağ Avrupası'nda Bizans Etkileri

Fotoğraf: Ostrogot sakallı havari figürü, Arian Vaftizhanesi kubbe mozaiği.

Theoderik gibi Şarlman da (Büyük Karl) Bizans ile temas halinde olan ve köklü kaynaklardan beslenen eserleriyle Roma’nın ihtişamını canlandırmayı hedefleyen bir Germen hükümdarıdır. Şarlman 800 yılında Papa III. Leo tarafından “Roma İmparatoru” unvanıyla taçlandırılır ve bu batılı bir kralın Konstantin başkenti doğuya taşıdığından beri Roma İmparatoru unvanını ilk defa alışıdır. Bu olayla birlikte Şarlman’ın gücü çok kısa bir sürede Frank ve Germenler arasında görülmemiş bir boyuta ulaşır ve imparatorluğun hak ettiği ihtişamı yeniden canlandırma iddiası taşıyan “Karolenj Sanatı” ile Avrupa Sanatı tarihinde yeni bir dönemin kapıları açılır. Şarlman’ın resmi mührü Renovatio Imperii Romani (Roma İmparatorluğunun yenilenmesi) cümlesine barındırır. Onunla başlayan kültürel dönem özellikle bu yeniden canlandırma girişimi ile beraber anılır ve bu yüzden “Karolenj Rönesansı” olarak da adlandırılır.

Sekizinci ve dokuzuncu yüzyıllar boyunca Doğu ile Batı arasındaki ilişkiler gittikçe artmıştır. Bu dönemde Avrupa saraylarını ziyaret eden Bizans elçileri özenle üretilmiş kıymetli hediyeler sunmuşlardır ve bunların birçoğu halen Batı müzelerinde muhafaza edilmektedirler. Sarayın dışında Karolenj piskoposlukları ve manastırları da bu hediyelerden nasiplerini almışlardır; kilise hazineleri içerisinde değerli tekstillerin yanı sıra minyatürlü dini el yazmaları ve fildişi eserler de bulunmaktadır. Batı’ya ulaşan fazla sayıda gerçek Bizans eserinin Kutsal Roma İmparatorluğu’na yaraşır bir noktaya ulaşmaya çalışırken pek çok farklı dünyadan beslenen Karolenj sanat üzerinde etki göstermesi şaşırtıcı değildir ve sonuçları, mimari, resim, fildişi oymacılığı ve minyatür sanatında izlenebilir.

Erken Orta Çağ Avrupası'nda Bizans Etkileri

Fotoğraf: Şarlman’ın atlı heykelciği, Louvre Müzesi.

Konstantinopolis’ten batıya giden değerli eserler dışında, günümüzde de dünyaca meşhur olan eserleriyle Ravenna şehri hem Şarlman’a hem de sanatçılarına ilham kaynağı olmuştur. Ravenna Bizans sanatı ile Avrupa sanatı arasında çok güçlü, doğrudan bir bağlantı noktasıdır ve Erken Ortaçağ’da sanat köprüsü vazifesi görmüştür. Bunun yanı sıra batılı hükümdarlar için de efsanevi kral Theoderik’in hatıralarını barındırmasıyla büyük önem taşır. Şarlman sık sık Ravenna’yı ziyaret etmiştir ve oradan Aachen’deki saray kompleksi için pek çok eser getirtmiştir. Bunlardan biri de Theoderik’e – ya da Bizans imparatoru Zeno’ya- ait olduğu düşünülen bir atlı heykelidir. Bu heykel Karolenj atlı portreleri için bir model olarak kullanılmıştır (Resim 5). Şarlman ayrıca saray şapelini süslemek için Ravenna’dan porfir sütunlar devşirmiştir.

Tüm dünyada “Palatine Şapeli” olarak tanınan Aachen Saray Şapeli basitçe, üzeri kubbemsi tonoz ile örtülü sekizgen merkezi mekân, etrafında on altıgen ambulatoryum ve üzerinde galeri katından oluşmaktadır (Resim 6). Şapeldeki bir yazıta göre mimarı Metzli Odo’dur. Yapının inşasına 792 civarında başlanmıştır ve 805 yılında Papa III. Leo tarafından Meryem Ana’ya adanarak kutsanmıştır. Aachen Şapeli’nin etrafı mekanlarla donatılmıştır ancak günümüze ulaşamamışlardır; bunlar batıda büyük bir atrium, kuzeyde metatorium (hazırlanma odası), güneyde secretarium (kutsal emanet odası) ve doğuda curia’dır (konsey binası). Yapı zengin bir iç donanıma sahip olmakla birlikte özellikle iki unsur dikkat çekicidir: Galeri katının batısında altı basamaklı bir podyum üzerinde bulunan mermerden yapılmış olan “Şarlman’ın tahtı” ve kubbedeki “tahtta İsa ve kıyametin yirmi dört ihtiyarı” mozaiği (Resim 7). Taht orijinaldir ancak kubbe mozaiği zaman içerisinde değiştirilmiş, 19. yüzyılda hemen hemen aslına uygun olarak yeniden yapılmıştır.

Erken Orta Çağ Avrupası'nda Bizans Etkileri

Fotoğraf: Aachen Saray Şapeli.

Aachen Şapeli oktogonal (sekizgen) yapısıyla ve galerili kat düzenlemesiyle sıklıkla Justinianus’un San Vitale Kilisesi ile ilişkilendirilir (Resim 8). Kurulan yapısal benzeşime ek olarak San Vitale’nin Bizans imparatorunu temsil ettiği, bu yüzden İmparator Şarlman’ın saray şapeli için uygun bir prototip olduğu da iddia edilmiştir. Şarlman’ın bu yapıyı, resim programı sonradan Justinianus tarafından değiştirilen Theoderik’in saray şapeli olarak bildiği ve bu yüzden etkilendiği de bir başka iddiadır. Aachen Şapeli’ne neyin model olduğu konusunda üçüncü bir iddia ise asıl modelin Konstantinopolis’teki Hrisotriklinos olduğu, ancak ona ulaşmanın zorluğundan en yakın örnek olarak San Vitale üzerinde çalışıldığı şeklindedir. Bu iddia teknik benzerliklerin dışına çıkılarak ikonografik olarak da desteklenmektedir.

6. yüzyılda inşa edilmiş olan Hrisotriklinos’un (Altın Salon) Büyük Saray’ın güney bölgesinde, limandan Boukoleon Sarayı’na çıkışta yer aldığı düşünülmektedir. 11. Yüzyıla kadar imparatorluk tahtının bulunduğu ana kabul ve tören salonu olarak kullanılmıştır. Yapı hakkındaki bilgilerimiz yalnızca tarihi kaynaklara dayanmaktadır. Bunlar arasında en detaylı bilgi VII. Konstantin Porphyrogennetos (913-959) tarafından yazdırılan De Ceremoniis (Seremoniler Kitabı) olarak tanınan Ekthesistes Basileiou Takseos (kraliyet tertiplerinin açıklaması) adlı eserde yer alır. Bu ve diğer kaynaklardan anlaşıldığı kadarıyla yapı, 6. yüzyılda yapılan Konstantinapolis’deki Sergios-Bakhos ve Hebdomon Vaftizci Yahya kiliseleri ile Ravenna’daki San Vitale Kilisesi gibi bir kubbe ile taçlandırılmış sekizgen biçimindedir. Ana salonun etrafında imparatorun hazırlanma odası, yemek odası, rölik şapeli gibi ek mekanlar da bulunmaktadır. Erken Dönem dekorasyonu bilinmemekle birlikte İkonoklast Dönem sonrasında imparatorluk tahtının da bulunduğu doğu apsiste Tahtta İsa, tam karşısında girişin üzerinde ise Meryem tasvirlerinin yer aldığı aktarılmıştır. Bunlar dışında martir azizler ve melekler gibi başka dini figürlerle de salona adeta bir kilise havası kazandırılmıştır ve böylece Bizans imparatorunun göksel yetkisi ve sıradan insanlarla İsa arasındaki konumu vurgulanmıştır.

Erken Orta Çağ Avrupası'nda Bizans Etkileri

Fotoğraf: Aachen Saray Şapeli kubbe mozaiği.

Yukarıda kısaca tasvir ettiğimiz iki yapı, dini bir karakter taşıyan sekizgen planlı taht salonları olmaları, etraflarında benzer amaçlara hizmet eden birimler bulundurmaları ile mimari açıdan büyük benzerlikler taşımaktadırlar. Bu benzerlikler, taklit etme söz konusu olmasa da bir modelden yola çıkarak uyarlama yapıldığını düşünmek için iyi gerekçelerdir. Aachen Saray Şapeli’nin tasarımcısı (ya da tasarımcıları) mimari anlamda Ravenna ve Kostantinopolis’ten beslenseler de yapıyı, Şarlman’ın Bizans’a göre farklı politik ve teolojik görüşlerini dikkate alarak planlamışlardır. Örneğin Hrisotriklinos’ta taht doğuda, bir kiliseye göre altarın durması gereken yerdedir ve arkasında-yukarıda Tahtta İsa tasviri yer almaktadır. Aachen’da taht batıya ama yine de yüceltilerek galeri katına yerleştirilmiştir ve kubbedeki Tahtta İsa figürü tahtın karşısında-yukarıda yer almaktadır. Hrisotriklinos’ta doğudan batıya doğru yatay bir hiyerarşi (İsa – imparator – diğerleri) sergileniyorken, Aachen’da aynı sıralama yukarıdan aşağıya doğru oluşturulmuş, apsis altara ayrıldığı gibi imparatorla İsa karşılıklı konumlandırılmıştır. Belki de böylece Bizans sarayı model alınırken “doğrusu bu şekilde olmalıdır” düşüncesi görsel bir dille aktarılmıştır.

Şarlman’ın Bizans’ın Hristiyanlığı yorumlayış ve yaşayışına, özellikle de ikonalara hürmet edilmesi gerektiği kararıyla sonuçlanan II. İznik Konsili’nin (787) söylemlerine karşı olduğu açıkça bilinir. Kendisi bu konuda Opus Caroli regis contra synodum (Kral Karl’ın Synod’a Karşı Eseri, kısaca Libri Carolini) adında bir kitap hazırlatmıştır. Bu eserin ana teması, ikonları yok etmek kadar tapınılacak nesneler olarak görmenin de günahkarlık olduğudur. Kitap genel olarak Bizans imparatoruna, patrikhanesine ve Bizans dini kültürüne yönelik ağır eleştiriler barındırır. Yazarının kim olduğu tartışmalı olmakla birlikte Orleans Piskoposu Theodulf olduğu genelde kabul görür. İlginçtir ki eserin ona ait olduğuyla ilgili gösterilen kanıtlardan birisi Bizans üslubunda bir apsis mozaiğidir.

Erken Orta Çağ Avrupası'nda Bizans Etkileri

Fotoğraf: Ravenna San Vitale Kilisesi.

Piskopos Theodulf Orta Fransa’da yer alan Germigny-des-Prés’de, Aachen Şapeli’nin de mimarı olan Metzli Odo’ya kapalı Yunan haçına benzer planlı bir oratoryum (dua şapeli) inşa ettirtmiştir. 806-811 arasında inşa edilen yapının en ünlü özelliği ana apsis yarım kubbesinde yer alan ve “Fransa’nın günümüze ulaşmış tek Bizans mozaiği” olarak tanımlanan “Kutsal Ahit Sandığı” mozaiğidir (Resim 9). Tasvir kırıcı ortamdan kaçan Bizanslı ustalar tarafından yapıldığı düşünülen eser hem tasvir kırıcılara hem de tasvirlere tapanlara bir mesaj niteliğindedir. Özellikle doğu Hıristiyanlığında, ana apsiste Meryem ve Çocuk İsa’ya yer verilirken burada Meryem ve İsa, Ahit Sandığı ve içindeki kutsal ekmek “Manna” olarak sembolize edilmişlerdir. Libri Carolini’de Yahudilerin Tanah’ında Kutsal Ahit Sandığı’na gösterilen saygının ikonalara karşı gösterilen saygı için bir karşılaştırma olarak gösterilemeyeceği, sandığın Tanrı’nın elinden, ikonlarınsa insanın elinden çıktığı örneği üzerinde durulmaktadır. Theodulf’un ana apsise bu mozaiği yaptırmasında kitabındaki düşüncesini sanat dili aracılığıyla, bilhassa da Bizans üslubunda aktarma düşüncesinde olduğu, bu örtüşmeden yola çıkılarak da mozaiğin Theodulf’un Libri Carolini’nin yazarı olduğuna dair kanıt teşkil edebileceği düşünülmektedir.

Karolenj İmparatorluğu güçlü başlangıcına rağmen 887-888 yıllarında topraklarının derebeyliklere bölünmesiyle dağılmıştır. 936 yılında Germen kralı olan I. Otto uzun uğraşlar sonucunda Karolenj dönemdeki birliği tekrar sağlamış, nihayet 962 yılında Kutsal Roma İmparatoru tacını takmıştır.

Erken Orta Çağ Avrupası'nda Bizans Etkileri

Fotoğraf: Kutsal Ahit Sandığı mozaiği, Germigny-des-Prés Oratoryumu.

Ottonyen döneminin Bizans’la ilişkisine Kremonalı Liutprand’ı ve eserlerini anarak başlamak gerekir. Onun Bizans hakkındaki anlatıları 10. yüzyıla ait olmakla birlikte genel olarak Avrupa’nın Bizans’a bakışının iki ucunu göstermesi açısından önemlidir. I. Otto ve II. Otto’nun saray erkanında yer almış olan piskopos, tarihçi ve diplomat Kremonalı Liutprand, elçilik görevleriyle 949 ve 968 yıllarında Konstantinopolis’te bulunmuştur. Antapodosis (kısasa kısas) adlı eseri Germen, Bizans ve özellikle de Kuzey İtalya’nın yönetim politikaları hakkındadır. Antapodosis’te dönemin Bizans politikasını özetlemekle birlikte İtalya adına 949’da gerçekleştirdiği ziyaretinde gözlemlediği günlük yaşamı, saray adetlerini aktarmış, İmparator Konstantin Porphyrogennetos’tan (913-959) övgüyle bahsetmiştir.

Liutprand’ın 968’deki Konstantinopolis ziyareti ise Otto Hanedanlığı adına özel bir sebeple gerçekleşmiştir; I. Otto tarafından, oğlu II. Otto (973-983) ile II. Romanos’un (959-963) kızı Prenses Anna Porphyrogennete’nin evliliği için İmparator Nikephoros Phokas (963-969) ile anlaşmak üzere görevlendirilmiştir. Liutprand bu görevden başarısızlıkla dönmüştür ve bu görev sırasındaki olayları ve izlenimlerini Relatio de Legatione Constantinopolitana (Konstantinopolis görevi raporu) başlığı ile yazıya dökmüştür. Kısaca Legatio olarak anılan rapor Antapodosis’teki gibi Bizans’ın günlük aktivitelerine odaklanır ancak Legatio’daki izlenimler tam tersidir; kötü yemeklerden, düşük yaşam şartlarından ve hatta tören alayına yakışmayacak şekilde eski kıyafetler giyen insanlardan bahsedilmiştir. İmparator Nikephoros kötü bir lider olarak anlatılmakla yetinilmemiş, fiziksel detaylarla bir ucube gibi tasvir edilmiştir.

Erken Orta Çağ Avrupası'nda Bizans Etkileri

Fotoğraf: II. Otto ve Theophania’nın evlilik sözleşmesi, Wolfenbüttel Şehir Arşivi.

Bu durum yirmi yıl içerisinde Bizans’ın standartlarının değişmesinden değil, Liutprand’ın iki anlatısının farklı hedeflere odaklanmasından kaynaklanmaktadır. Antapodosis’te artan İslam etkisi altında hem Hıristiyan kültürün korunması adına bir sempati oluşturmak hem de doğuda güçlü ve köklü, örnek alınması gereken sağlam bir devlet yapısı olduğu okuyucuya hissettirilmek istenmiştir. Legatio ise, o dönemde Bizans ile Güney İtalya’da hakimiyet için mücadele eden I. Otto’nun bölgedeki dükleri Bizans’a karşı motive etmek istediği bir çeşit propaganda olarak yorumlanmaktadır.

Liutprand ile örneklendirmek istediğimiz Bizans’a Batılı bakış açısıdır: Politik durumlar gerektirdiğinde, değişim, yenilenme ve geçmişten kopma arzu edildiğinde rahatlıkla doğulu, yabancı ve çirkin gösterilebilecek kadar uzak; Antik Çağ’ın mirası ile Hıristiyanlık arasında bağlantıya, kökleri Roma’ya uzanan asalete, bilim ve kültüre, sanatın fikirsel ve tatbiki birikimine ihtiyaç duyulduğunda bizden, tanıdık ve güzel gösterilebilecek kadar yakın. Peki, o dönemde Luitprand’ın Legatio’suna bakıp Otto sarayının Bizans’ı dışladığını, Bizans etkisine tamamen kapalı olduğunu söyleyebilir miyiz? Evlilik girişiminin devam etmesi ve başarılı olması ile birlikte Otto saray eserlerinde görülen değişimi bakarsak, hayır.

Erken Orta Çağ Avrupası'nda Bizans Etkileri

Fotoğraf: İsa tarafından kutsanan II. Otto ve Theophania, Cluny Müzesi.

Liutprand evlilik anlaşmasını gerçekleştirememiştir ancak I. Otto, kendi hanedanlığı ile Bizans imparatorluğu arasında evlilik bağı kurmak konusunda kararlıdır. Bütün Karolenj ve Ottonyen dönemleri boyunca, Bizans İmparatorluğu asaletin en üst düzey sembolü olarak görülmüştür ve Bizans sarayının bir prensesi ile, Germen tahtının varisinin evliliği batıda muazzam bir prestij ve güç kazandıracaktır. Nikephoros Phokas’tan sonra tahta geçen Ioannes Tzimiskes (969-976) ile yürütülen görüşmeler sonucunda Tzimiskes’in yeğeni Prenses Theophania ile II. Otto’nun evliliğinde anlaşılmış ve çift 14 Nisan 972’de Roma Aziz Petrus Bazilikası’nda Papa XIII. Ioannes tarafından evlendirilmiştir. Aynı gün Prenses Theophania’nın “Kutsal Roma İmparatoriçesi” olarak taç giyme töreni gerçekleştirilmiştir.

Açıkça anlaşıldığı üzere bu evlilik, iki hanedanlık arasında bağ kurmak adına gerçekleştirilmiş diplomatik bir evliliktir ve sosyo-politik bağlamları öncelikle tarih biliminin araştırma kapsamındadır. Sanat Tarihi açısından ise Prenses Theophania’nın Otto sarayına katılması, batılı bir hanedanlığın desteklediği sanatın üslup ve ikonografik içeriğinde Bizans sanatıyla olan etkileşimlerin somut örneklerle incelenebileceği bir dönemin başlangıcıdır. Bu etkileşim bazı eserlerde Ottoların Bizans karşısındaki üstünlük kurma politikasının temsili olarak yorumlanırken, bazı eserlerde ise Theophania’nın doğrudan etkisi ile açıklanmaktadır.

II. Otto ile Theophania’nın evliliğinin Ottonyen sanat üzerindeki ilk etkisi Wolfenbüttel şehir arşivinde saklanan, bu evliliğe ait 972 tarihli ünlü sözleşmede görülür (Resim 10). Erguvan parşömen üzerine madalyonlar içerisinde grifon ve aslanlı av sahneleri resmedilmiş olması ile daha ilk görüşte Bizans saray ipeklilerini model aldığı anlaşılır. Bu tasarımın üzerine altın yaldızlı mürekkep ile Karolenj üslubunda Latince sözleşme metni yazılmıştır. Avrupa’ya yeni adım atmış 12 yaşındaki Theophania’nın bu sanatsal sözleşmenin tasarımı üzerinde doğrudan etkili olabileceğini düşünmek zordur; eserin tasarımcıları iki imparatorluk arasındaki sözleşmeye, iki saray kültürünü de yansıtacak bir görsel dil kazandırmışlardır.

Erken Orta Çağ Avrupası'nda Bizans Etkileri

Fotoğraf: İsa tarafından kutsanan II. Romanos ve Eudokia, Fransa Ulusal Kütüphanesi.

II. Otto ve Theophania’nın evliliklerini kutsayan daha ünlü bir eser, batılı bir hükümdarlığın, ikonografisiyle birlikte Bizans üslubundaki iktidar temsiline göre canlandırılmasına dair sıklıkla atıfta bulunulan İsa’nın II. Otto ve Theophania’yı taçlandırdığı Paris Cluny Müzesi’nde bulunan fildişi paneldir (Resim 11). 982-983 civarında Güney İtalya’da üretildiği düşünülen bu ince işçilikli eser kendisinden kırk yıl kadar önce, 945-949 arasında Konstantinopolis’te yapılmış olan İsa’nın Bizans imparator ve imparatoriçesi II. Romanos ve Eudokia’yı taçlandırması paneli ile büyük benzerlik taşır (Resim 12). Theophania’nın vaizi Yunan asıllı Güney İtalyalı din adamı Ioannes Philagathos tarafından yaptırılmıştır ve kendisi de panelde II. Otto’nun ayakları altında yer almaktadır. Eserin atölyesinin kökeni ve üretim bölgesi uzun yıllardır tartışılmaktadır ancak kesin olan Avrupa’nın en güçlü iktidarının Bizans üslubunda bir eserde, Bizans imparatorluk kıyafetleri ile tasvir edilmiş olduğudur. Bu eser ve yukarıda bahsettiğimiz evlilik sözleşmesi gibi eserler Bizans’a duyulan bir ilgi ve hayranlık olarak tanımlandığı gibi, Bizans’a karşı onun maddi kültürünü kendine mal etme yoluyla girişilen bir zayıflatma çabası olarak da değerlendirilmektedirler.

Politik bağlamların dışında Theophania’nın kendi kültürünü yaşama gayretinin sonucu olarak ortaya çıktığı düşünülen etkileşimler de söz konusudur. Yazımızdaki son örneğimiz böyle bir etki üzerinedir. İmparatoriçe Theophania’nın Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu’nda bazı kiliselerde galeri bulunmasında Bizans kilise mimarisindeki gynekaiondan (kadınlar kısmı) kaynaklanan bir etkisi bulunabileceği iddia edilmektedir. Almanya’da, Gernrode’deki St. Cyriakus ve Köln’deki St. Pantaleon (Resim 13) kiliselerinin batı kısımlarının Theophania’nın baniliğinde yenilenmesi sırasında ikisine de galeri eklenmiş olması ve bu uygulamanın Germen ve Frank kiliselerinde daha önce bulunmayışı bu ilişkiye delil olarak gösterilmiştir. Buna ek olarak St. Pantaleon Kilisesi adını Theophania’nın tercihi ile Hagios Panteleimon’dan almıştır ve Avrupa’da bu martir azize adanmış ilk kilisedir. İmparatoriçe vasiyeti üzerine bu kiliseye defnedilmiştir.

Erken Orta Çağ Avrupası'nda Bizans Etkileri

Fotoğraf: St. Pantaleon Kilisesi, batıdaki galeri katı

Ottonyen dönemde Bizans etkileşimi II. Otto ve Theophania’nın oğlu III. Otto döneminde de özellikle resimli el yazmalarında kendini göstermeye devam etmiştir. Ottonyen dönemin Erken Ortaçağ ve Yüksek Ortaçağ arasındaki geçişi sağlamasından sonra kıtasal boyuta ulaşan Romanesk ve Gotik dönemlerde de Bizans sanatının etkileri devam edecektir. Gotik dönemin son merhalesi olan Yüksek Gotik dönemde Fransa ve İngiltere artık uzaklaşsa da etkileşimin Almanya ve İtalya’da devam ettiği görülür. Nihayet Bizans İmparatorluğu sona yaklaşırken, Ortaçağ’dan Yeniçağ’a geçişin kültürel evrimini tanımlayan Rönesans’ın doğuşunda dahi hem felsefi hem de estetik boyutta güçlü bir Bizans etkisi söz konusu olacaktır. Bu, başka bir yazının farklı yaklaşımlarla ele alınması gereken konusudur.

Avrupa’daki Bizans sanatı etkilerini yorumlamak, bin yıllık bir süreç içerisinde pek çok Avrupa kültürünü ve sanat dönemini kapsayan karmaşık bir problemdir. Bizans’ı batıdakilere göre daha köklü ve eski dünyanın iki yönünden de beslenen üst düzey bir uygarlık olarak değerlendirip genellemeler yapmak kolaydır ancak bu taraflı bir bakış açısıdır ve bizi yanlış/yanıltılmış sonuçlara ulaştıracaktır. Hemen göze çarpan fiziksel benzerlikler elbette bir göstergedir, bununla birlikte benzerliğin esas sebebinin gelişmişin az gelişmiş üzerindeki etkisi, taklit etme-onun gibi olmayı isteme olarak değerlendirilmemesi gerekir. Ortaçağ Avrupa sanatındaki Bizans etkileri özenme veya moda olmaktan ziyade zaman zaman devlet temsili anlamında model alıp uyarlama, çoğu zaman da Hıristiyan dünyasını temsil etme rekabeti temellidir. Son zamanlarda araştırmacılar Avrupa saray sanatlarındaki Bizans etkilerinin sanat üretimindeki zafiyetten ya da Bizans sanatının onların gözündeki etkileyiciliğinden kaynaklanmasından daha derin nedenleri olabileceğini, örneğin iktidarın meşruiyetini sağlama ve rekabetçi paylaşım içerisinde sorgulanması gerektiğini dile getirmektedirler. Bu tip bir yaklaşım sosyal, politik ve kültürel arka planı derinlemesine incelemeyi gerektirir. Bu yazımız vesilesiyle temennimiz Bizans sanatının etkileşimleri üzerine gerçekleştirilen çalışmalarda yaklaşımın bu şekilde olması ve tarihi arka planın ihmal edilmemesidir.

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir