Divriği Kalesi

Fotoğraf: Divriği Kalesi, Arslan Burç, 1252, Genel Görünüm
Arkhe Dergisi Sayı 7’de sizlerle…

Bir zamanlar Sivas’ın kuzeyinde yer alan Kelkit vadisine ulaşan önemli bir yol üzerinde bulunan Divriği, çevresindeki zengin maden yatakları nedeni ile Demir Çağı ve sonrasının çekici merkezlerinden birisi olmuştur. Günümüzde, Dünya Miras Alanı olarak tescil edilmiş 1228-29 tarihli yapı topluluğu ile tanınıyor olsa da sahip olduğu kültürel zenginlik çok daha fazladır.

İlçe; Sivas’ın güneydoğusunda, Doğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Fırat bölümünün İç Anadolu sınırına yakın kesiminde, denizden 1,250 m yükseklikte, Fırat nehrinin kollarından biri olan Çaltı ırmağı ile birleşen bir derenin çevresinde yer alır. Şehrin ilk kurulduğu yer ise kuzeydoğu kısmında Çaltı vadisine çok dik yamaçlarla inen bir tepe üzerinde bulunan kale civarı ve etekleridir. Yerleşme çevresinin yüksek dağlarla çevrili olması nedeniyle ulaşımda zorluklarla karşılaşılmaktadır. İlçenin dış bağlantısı Sivas-Erzincan demiryolu ve Sivas-Divriği karayolu ile sağlanmakta, Sivas’a demiryolu ile 179 km, karayolu ile 184 km uzaklıktadır. Doğuda Erzincan, batıda Kangal kuzeyde Zara ve İmranlı, güneyde ise Malatya ile çevrilidir.

Divriği ile ilgili dikkat çeken ilk ayrıntı, Bizans başkenti için 6.-9. Yüzyıllar arasında ciddi sorun oluşturan Pavlikanlar’dır. Anadolu kültür tarihinin pekte iyi tanınmayan bu aktörleri, dinde aracı kişi ve kurumları reddetmeleri ile bilinirler. Neredeyse bütün araştırmacıların Ermeni oldukları konusunda hem fikir oldukları Pavlikanlar’ın aslında Rum, yani Anadolulu olduklarından şüphe yoktur. Divriği’ye hakim oldukları günlerde büyük ihtimalle reddettikleri kiliseleri yıkmış oldukları söylenebilir. Bu nedenle alanda çıkacak olası bir dini yapı kalıntısını şimdiden 9.12. yüzyıllara tarihlendirmek mümkündür.

Divriği Kalesi

Fotoğraf: Divriği Kalesi, Batıdan Genel Görünüm

Türklerin bölgeye kesin ne zaman geldikleri bilinmemektedir. Bununla birlikte, 1071 Malazgirt Muharebesi’ni izleyen yıllarda Mengücek Gazi ya da oğulları tarafından ele geçirilmiştir. 1142’de, Mengücek Devletinin parçalanmasından sonra, Mengücek Süleyman Şah’ın payına düşen Divriği, Mengücekoğulları’nın Divriği kolunun başkenti olur. 13. yüzyılın ikinci çeyreği içerisinde Anadolu Selçuklu Devletinin hakimiyet alanı içerisinde yer alan Divriği, 1243’teki Kösedağ Savaşını izleyen günlerde Moğol baskısına karşı koyamamıştır. 676 (1277) yılında Memlûk sultanı Baybars’ın Anadolu seferi dolayısı ile bu ülkeye gelen Moğol Abaka, Divriği’ye uğramış ve surların yıktırılmasını emretmiştir.

14. yüzyıl başlarından sonlarına kadar Divriği’nin tarihine dair fazla bilgi bulunmamaktadır. Bu yüzyılda Sivas, İlhanlılara sonra da Eratnaoğullarına tabi olmasına rağmen, Divriği Memlûkluların elindedir. Bu arada 14. yüzyıl sonlarında Yıldırım Bâyezid’in bölgedeki seferleri sırasında Osmanlı topraklarına katılan Divriği, yaklaşan Timur tehlikesinden dolayı Memlûklularla yapılan ittifakla tekrar Memlûklulara bırakılmıştır. Divriği, ancak Mercidabık zaferi (1516) sonrası kesin olarak Osmanlı Hakimiyeti’ne geçmiştir.

Kale

Divriği Kalesi, Anadolu’nun en zengin demir madenlerinin bulunduğu ulaşımı zor bir alanda inşa edilmiştir. Kuzey ve doğusunda nehir bulunan, yaklaşık olarak 250 x 450 m ölçülerinde kaya bir zeminin çevresine yerleştirilmiş 1000 metreyi geçen surlardan oluşur. Günümüz hali ile orta çağa tarihlendirilmekle birlikte, yerleşim tarihine ilişkin ilk veriler demir çağına kadar geri gider. Alanda görülen kaya mimarisi detayları, Demir Çağı’nın günümüze gelebilen izleridirler. Büyük çoğunluğu su ve tahıl depolama amaçlı olan bu birimler kuşkusuz uzun yüzyıllar boyunca kullanılmışlardır. Çoğu, Orta Çağ’ın başlarından itibaren eklenmeye başlanan duvarlarla, mekân içerisine alınmışlardır. Kaya üzerinde görülen duvar kalıntıları ve kiriş yuvaları, duvar yapılarındaki benzeri duvar-örtü sisteminin bu alanlarda da kullanılmış olduğunu göstermektedir. Kale çevresinde, benzeri teknikle inşa edilmiş yakın çağ yapılarının varlığı anılan duvar ve örtü tekniğinin uzun yüzyıllar boyunca kullanıldığının bir diğer göstergesidir.

Divriği Kalesi

Fotoğraf: Divriği Kalesi, Kale Cami ve Güneyi, Harem Bölgesi

Pavlikanların, Divriği’den uzaklaştırılmaları sonrası belki ilk yapısı kendilerine ait olan iç sur Bizans güçleri tarafından güçlendirilmiş olmalıdır. Bugün kısmen izlenebilen bu iç duvar üzerinde görülen bazı izler, Mengücek fethi sonrası yapılan onarım ve eklerle ilgili olmalıdır. Anılan duvara ait bir kapı henüz açığa çıkarılamamıştır.

Mengüceklerin sur içi bölümdeki eylemlerine ilişkin elde veri bulunmamaktadır. Büyük bir ihtimalle haremi bu alana aldıkları ve olası yapıları bu amaçla düzenledikleri öne sürülebilir. Bu işlemlerle ilgili olarak, en üstte ve güneyde bulunan alanın hareme ayrılmış olduğunu, bu bölümü de çevreleyen bir kalın duvarın varlığına dayanarak söyleyebiliriz. Alanın düzenlendiğine ve yeni ekler yapıldığına ilişkin ilişkin en önemli veri, zengin figürlü alçı buluntulardır. Çok sayıda ve farklı figür kompozisyonlarına sahip buluntular, Divriği Mengücek sarayı ile ilgili sınırlı bilgilerimizin tamamını oluşturmaktadırlar. Anılan buluntular, üslup özellikleri açısından incelendiklerinde, Konya Selçuklu Sarayı’ndan daha önceye tarihlendirilme ihtimalleri nedeni ile önemlidirler.

Mengücek sarayı dışında alanın en önemli yapısı kuşkusuz Kale Camisidir. 1150 ve 1180 yıllarına tarihlenen iki evresi ile günümüzde alanda ayakta olan tek eser olma özelliğine sahiptir. Fazla büyük olmayan ölçeği, harimin kuzeyinde yer alan ve günümüze gelememiş harimi dışında, Ani Manuçer Camisinde olduğu gibi, doğu duvarı güneyindeki iki seyir penceresi ile saraya ve kale görevlilerine hizmet etmiş olmalıdır.

Kuzey-güney doğrultusunda ve yüksek bir tepe üzerinde yer alan kalenin dış sur uzunluğu, yaklaşık 1 000 metredir. Kuzey-güney açıklığı 400 metre, doğu-batı eni ise yaklaşık 200 metredir. Dış ve İç Kaleyi çevreleyen duvarlar boyunca yer alan burçlar; kare, çokgen ve dairesel planlıdır. Doğu bölümde surdan kalan bazı küçük kalıntılar söz konusu olup, özellikle kuzeyde sura ait hiçbir iz bulunmamaktadır. 8-10 m arasında değişen yükseklileri ile burçlar üzerindeki kaplamalar büyük oranda dökülmüş, büyük oranda kale çevresindeki Divriği konutlarında kullanılmışlardır. Kaleye yakın konumda ve Yukarı Kilise adı ile bilinen geç dönem kilisesinin malzemesi de kaleden sağlanmıştır.

Divriği Kalesi

Fotoğraf: Divriği Kalesi, Sultan Kapısı, Batı Sur Güney Köşe, Genel Görünüm

Yukarıdan aşağıya doğru üç platformdan oluşan alanda, üst platform, modern Divriği yerleşmesinden yaklaşık olarak 100 m yüksekliktedir ve saray mekanları ve kale camisini barındırmaktadır.

Kuzeyden güneye uzanan ikinci platform, kale alanının en geniş bölümüdür. Evliya Çelebi’nin 1649 yılına ait kayıtlarında adı geçen ve 300’e yakın olduğu belirtilen konutların büyük bölümü de bu alanda olmalıdır. Bu bölümde kazı ile açılan birkaç mekânla birlikte, daha önceki dönemlere ait kayaya oyulmuş sarnıçlar, depo ve kan çukurları görülmektedir. Kazı alanında açılmış olan yapı kalıntıları, mekânların form ve ölçekleri hakkında bilgi verdiği gibi malzeme-teknik özellikleri de tespit edilebilmektedir. Alanda yer alan konutlar ve depo birimleri, yaklaşık 1 m yüksekliğindeki moloz duvarlar üzerine yerleştirilen kerpiç duvarlar ve düz damdan oluşan yapıları ile sade özelliklere sahiptirler. Kazı sırasında açığa çıkan bir taş kaide, alanda içerisinde kesme taş malzeme ile inşa edilmiş olan en az bir yapının olduğuna işaret etmekle birlikte, söz konusu yapı henüz açığa çıkarılamamıştır.

Aşağıda yer alan üçüncü platform ise yine kuzey-güney doğrultusundadır ve fazla geniş olmamakla birlikte, yüzeyde bulunan ve kazılarak açığa çıkarılan yapılardan hareketle 13-14. Yüzyıl ve sonrasına tarihlendirilmektedir. Bu bölümde, kaya mezar odaları, kayaya oyulmuş sarnıç, depo, havuz ve ocaklarla birlikte duvar kalıntılarına rastlanmıştır. Tanımlanabilen yapı kalıntılarından birisi Cami diğer ikisi ise alttan ısıtmalı özel konutlardır. Divriği Kalesi yapıları ile ilgili bir özellik olarak ortaya çıkan bu durum, iki yapı kalıntısında görülmektedir. Daha büyük mekânların parçası oldukları anlaşılan hamam birimleri, parçası oldukları konutların alttan ısıtılmasını sağlıyor olma ihtimalleri nedeni ile önemlidirler. Bu platformda ortaya çıkmış olan iki örnek nedeni ile bu düzenlemeye sahip örnek sayısının artacağı düşünülmektedir. Anılan birimler için gerekli su yukarıdan, kalenin en üstünde bulunan sarnıçlardan sağlanmaktadır. Yukarıdan aşağıya doğru su transferini gösteren künk hatları yer yer açığa çıkarılmaktadır. Bununla birlikte, sarnıçlarda/kar kuyularında biriktirilen suyun Osmanlı döneminde yetersiz hale gelmesi nedeni ile ilçenin güneyinden kale alanına su getirildiğini gösteren detaylar bulunmaktadır.Aynı döneme ait kale su yollarının bakımına ilişkin bazı belgeler de söz konusudur.

Kale sarnıçlarından su gelen tek yer hamamlar değildir. Bu yapıların bulunduğu alanda yaklaşık 100 m aralıkla iki çeşme açığa çıkarılmıştır. Çeşmelerden en az birisi Mengücek dönemine aittir ve her iki çeşmenin suyu da yine kalenin üst bölümünden gelmektedir.

Divriği Kalesi

Fotoğraf: Divriği Kalesi, Hamamlı Köşk, 14. Yüzyıl (?), Hava Görüntüsü

Divriği Kalesi’ndeki son büyük imar faaliyeti 1230’lu yıllarda başlayan dış sur inşasıdır. Aslında Divriği Kalesi’ne yapılan bu ek, 1220’li yıllarda I. Alâeddin Keykubad tarafından başlatılan Konya ve Sivas sur inşası çalışmasının uzantısı olmalıdır. Artan Moğol tehdidi, Mengüceklerin de kaleye bir dış sur eklemelerine neden olmuştur. Dış sur üzerinde günümüzde iki kapı görülmekle birlikte, askeri amaçlarla kullanılan bir üçüncü kapının kalenin kuzeyinde olduğundan şüphe yoktur. Ana kapılardan güneyde yer alanı sonradan doldurulmuş ve kullanılmaz olmuştur. Kapının bu durumu almasına neden olabilecek iki olay söz konusudur. Kısa tarihi bilgide verildiği gibi, 1277 yılında Divriği’ye gelen Moğol Abaka, kendisini silahlı olarak karşılayan kale komutanına kızar ve surların yıktırılması emrini verir. Tüm surların yıkıldığını düşünmek pek mümkün değildir bununla birlikte, Sultan Kapısı olarak adlandırılan güney kapının yıkılmış olması büyük bir ihtimaldir. İkinci olasılık ise 17. yüzyılda yaşanan Celâli isyanlarıdır. Döneme ait kayıtlarda, kalenin sık sık isyancılar tarafından ele geçirilmiş olduğundan bahsedilir. Kapı belki de bu isyanlardan biri sonrasında tamamen kapatılarak kullanılmaz hale getirilmiştir.

1230’larda başlanan sur inşasının 1252 yılında tamamlandığı, bu tarihte eklenen bir burç nedeni ile anlaşılmaktadır. Dış sur inşası açısından dikkat çeken ilk detay, dışta büyük boyutlu kesme taş kaplama kullanılmışken iç kaplama malzeme boyutlarının çok küçük olduğu görülür. Alanın topografik üstünlüğü, iç duvarlarda büyük boyutlu taş kullanımını gerektirmemiş olmalıdır.

Duvara ilişkin bir diğer detay da, burçlar arası duvarların ayrı ayrı örülmüş olmasıdır. Mevcut kalıntılardan anlaşılan bu durum; uzun süren inşa süreci sonucu olabileceği gibi olası bir saldırı ya da deprem durumunda bütün duvarın zarar görmesini engelleyecek olması nedeni ile de tercih edilmiş olabilir. Benzeri bir dilatasyon Divriği Yapı Topluluğunda da söz konusudur.

Divriği Kalesi

Fotoğraf: Divriği Kalesi, Alçı Buluntu, Harpi Figürü, Genel Görünüm, 12. Yüzyıl

Corpus’ta yayımlanan kale kitabeleri arasında, usta ya da ustalara ait bir kitabe bulunmaz. Bununla birlikte, aynı tarihlerde Divriği Yapı Topluluğunun inşasının da sürüyor olması, sur inşasının aynı mimar ya da mimarlar tarafından yapılmış olabileceğini düşündürtür. Yukarıda bahsi geçen taş kaide, üzerinde taşıdığı bezeme detayları nedeni ile Ulu Cami ve Darüşşifa’da görülen süsleme üslubunu yansıtmaktadır. Bu veri nedeni ile aynı ustaların hem kale alanında en az bir yapı inşa ettikleri hem de surları inşa etmiş olduklarını iddia etmek mümkündür. Yer yer kaya zemin düzeltilerek yerleştirilen duvar malzemesinde, bazı yerlerde kaplamaların büyük parçalar halinde açılmış olması, hızlı ve kalitesiz bir tekniğe işaret eder niteliktedir. Özellikle kapıların iç bölümlerinde yer alan kaya zeminin düzeltilmemiş olması da dikkat çeker. Batı duvar üzerindeki iki kapı arasında, sur dışında yapılan çalışmalar sonucunda sura bitişik bazı mekânların olma ihtimali ortaya çıkmıştır. Bu mekânların tarihini tespit edebilmek henüz mümkün değildir.

Divriği Kale surları bir konu nedeni ile de önemlidirler. Figürler. Bilindiği üzere Konya surları üzerinde, devşirme olanlarla birlikte çok sayıda figür bulunmaktaydı. Benzeri bir düzenlemenin günümüze gelememiş olan Sivas Kalesi surlarında da olması ihtimali söz konusudur. Bu anlamda Divriği kalesi surları sahip olduğu figürler nedeni ile dikkat çeker. Arslanlı Burç üzerinde günümüze kötü durumda gelebilen, oturur vaziyetteki iki ve güney kapı koruma duvarı üzerinde bir arslan kabartması bulunmaktadır. Hem Kale Camisi hem de Divriği Yapı Topluluğunda karşımıza çıkan örneklerle birlikte, Mengücek Divriğisi’nin figür açısından zengin bir ortam olduğu anlaşılmaktadır.

Divriği Kalesi

Fotoğraf: Divriği Kalesi, Alçı Buluntu; Kentaur, Karışık Yaratık, Geyik Kompozisyonu, Genel Görünüm, 12. Yüzyıl

Alanda çeşitli yerlerde yapılan kazılar sonucunda her türden küçük buluntu açığa çıkmaktadır. Bunlar içerisinde yalnızca biri Urartu dönemine tarihlenebilmiştir. Helenistik ve Roma’ya tarihlenen çok az sayıda seramik buluntu söz konusudur. Geri kalanlar yoğun olarak Bizans, Mengücek-Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine aittir. 2010 yılından itibaren yapılan çalışmalar sonucunda yerel üretim olarak adlandırdığımız, Divriği üretimi bir seramik grubunun tespit edilmiş olması önemli bir sonuçtur. Daha önce de belirtildiği gibi alçı bezeme buluntu sayısı ve kalitesi de dikkat çekicidir. Selçuklu Saray alçı bezemeciliği için Divriği’nin önemli bir erken durak olduğunu söylemek mümkündür. Bir diğer dikkat çekici buluntu grubunu cam bilezikler oluşturmaktadır. Yaklaşık 1300 parça bilezik, Divriği günlük yaşamı ve cam endüstrisi hakkında bilgi veren önemli veriler arasında sayılabilirler.

Mengücekoğulları Divriği kolunun sikke bastığına ilişkin örnek mevcut olmakla birlikte, henüz bir Mengücek sikke buluntusu söz konusu değildir. Bu konudaki sorun alanda görülen tahribattır.

Kale alanından son evin 1930’larda çıktığı belirtilmektedir. O tarihlerden sonra çok ciddi bir tahribat gerçekleşmiştir. Alanda -geç tarihli olsa da- ayakta olan yapılar insan eli ile yıkılmıştır. Aynı yer ve mekâna ait olan malzemeler alanın büyük bölümüne dağılmış olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle ele geçen buluntuların durumu genelde kötüdür.

Divriği Kalesinde yürütülen kazı çalışmaları ile bir yandan Mengücekoğulları hakkındaki bilgileri artırma peşindeyken bir yandan da Demir Çağı’na ilişkin soru ve sorunlar takip edilmektedir. Kale surlarının restorasyon çalışmalarının ilk etabı bitirilmiş ve çevre düzenleme projeleri de hazırlanmış durumdadır. Açılan kaya zeminle birlikte, Divriği Kalesi ilgi çekici bir silüete bürünmektedir. Kazıların daha da ilerlemesi ile birlikte, Divriği’yi ziyaret edecek olan yerli ve yabancı turistler için önemli bir gezi noktası olacağı konusunda kuşku yoktur.

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir