Bizans Uygarlığı’nda Toplumsal Sınıflar ve Mezarları

Bizans Uygarlığında Toplumsal Sınıf ve Mezarlar

Fotoğraf: Silivrikapı hipojesi kabartmaları-İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenirken
Arkhe Dergisi Sayı 9’da sizlerle…

16. yüzyılda bir Alman tarihçi tarafından ortaya atılan Bizans tabirinin geniş anlamda kullanılmaya başlaması 19.yüzyılda olmuştur. Bundaki temel etmen Roma devletinin resmi dilinin Latince olmasına karşın doğu eyaletlerinde hakim dilin Yunanca olmasıdır. Bu sebeple günümüzde dahi, yanlış olduğu bilinmesine karşın, Bizans tabiri kullanılmaktadır. 395 yılında idari olarak ikiye bölünen Roma İmparatorluğu’nun başkenti 476 yılında istila edilince tek başkent Konstantinopolis olmuştur. Bu sebeple Bizans yerine Roma demek daha doğru olacaktır. Yakın zamanda başlayan ve Bizans yerine Doğu Roma denmesinin ise mantıken bir anlamı yoktur. Zira batısı olmayan bir devletin isminden bahsederken doğu denmesinin gereksizliği ortadadır.

Bu yazıda Bizans uygarlığı başlığı altında incelenecek olan toplumsal sınıflar Hıristiyanlık öncesi ve sonrası dönemler olarak ele alınacaktır.

Krallık olarak kurulan Roma devleti MÖ 6-1.yüzyıllar arasında cumhuriyet sistemiyle yönetilmiştir. Bu dönemde halk kesimleri:

1- En zenginleri oluşturan toprak sahibi ve idarecilerin oluşturduğu patricii

2- Toprak sahibi ve tüccarlardan oluşan orta ve üst orta sınıf equites

3- Başkalarının toprağında çalışan ortakçılar ve zanaatkarlar olan plebes

4- Geçimlerini her türlü bedensel faaliyetle sağlayan çalışan proletarii

5- Hukuken mal olarak nitelendirilen ve hiçbir hakkı olmayan köleler

6- Köle iken özgürlüğünü kazanmayı başarmış az sayıdaki libertinii’den oluşmaktaydı.

Bu dönem Roma’nın küçük bir şehir devleti olmaktan çıkıp önce yakın çevresini, zamanla uzak bölgeleri ele geçirmesiyle büyüdüğü bir dönemdir. Bu büyümenin sonucunda toplumsal hayatı en çok etkileyen, ele geçirilen topraklardan getirilen köleler olmuştur. Kölelerin her yerde özellikle de tarımda çalışmaya başlamasıyla toplumun alt kesimleri büyük zarar görmüşlerdir. Bunun sonucunda açlıktan ölmemek adına başkent Roma’ya göç en çok izlenen yol olmuştur. Zira Roma’da yoksullar için devlet eliyle bedava tahıl dağıtılmaktaydı. Açlıktan ölmemek adına gönüllü olarak gladyatör olmak, kendini köle olarak satmak ya da asker olmak erkeklerin kurtuluşuydu. Özellikle askerlerin en büyük ayrıcalıklarından biri de döneminin en ilerisi olan asker hastanelerinden yararlanmaktı. Yapabilecekleri işlerin çoğu köleler tarafından yapıldığı için daha az seçenek sahibi olan kadınlar ise çamaşırcılık, bakıcılık gibi işlerin yanısıra fahişelik yapmak zorunda kalabiliyorlardı.

MÖ 1. yüzyılda Roma idare sistemi imparatorluk olmuş ve ülkenin kapladığı alan çok daha büyük hale gelmiştir. Toplum kesimleri bir süre daha aynı yapısını korumuştur. Doğu eyaletlerinin en önemlilerinden olan Asia Minoris (bugünkü Anadolu) Yunan dilinin en yaygın olduğu bölgelerdendi. Bu nedenle zaman içinde değişen toplum yapısında da adlar Yunanca olmuştur. Toplum yapısı temel olarak toprağa bağlı olarak yaşayanlar ile diğer iş ve hizmetleri yapanlar başlığı altında ele alınmalıdır.

Toprağa bağlı yaşayan halk sınıfları

1- Kent ölçeğinde topraklara sahip toprak ağaları geukhoi

2- Büyük çiftlik sahipleri ktetores

3- Kendi arazisi küçük olduğu için farklı bölgelerde arazi kiralayıp bundan geçinenler, misthotai

4- Ortakçılar georgoidir.

Toprağa bağlı olmayanlar ise:

1- Güçlüler dynatoi

2- Fakirleri peneteslerdir.

Güçlüler zenginliklerinin kökeni arazi olup buradan elde ettiklerini siyaset ve ordudaki güçleriyle pekiştiren bir kesimdi.

Fakirler ise:

1- Meslek sahibi olan ancak neredeyse açlık sınırında yaşayan zanaatkarlar, memurlar ve hizmet sektöründe çalışan penes’ler

2- Geçimlerini başkalarının bağış ya da destekleriyle sağlayan ptokhos’lar, zaman zaman bu sınıf mensupları için düşkün anlamına gelen deomenos adı da kullanılmıştır.

3- Toplumsal sınıf olarak görülmeyip önceki yüzyıllarda olduğu gibi mal olarak addedilen oiketai’ler.

Bizans Uygarlığında Toplumsal Sınıf ve Mezarlar

Fotoğraf: Atina Bizans müzesinden 5.yy lahdi

Çeşitli sebeplerle toplumsal sınıfı değişen insanlar olduğunda geçmişleri onların yeni sınıflarında belirleyici rol oynamaktaydı. Söz gelimi, toplum yönetiminde en önemli konumlardan birini oluşturan senato üyesi olmak herkes için mümkün görünse de eski köleler, tiyatro oyuncuları ve tüccarlarlarının olası üyelikleri yasalarla engellenmişti.

Roma imparatorluğu‘nun en güçlü dönemlerinden biri olan 2.yüzyılda halkın %90’ının şehirler dışında yaşadığı; toplanan verginin de aynı oranda olup tarımdan geldiği bilinmektedir. Ancak her şeye rağmen toplumun en fakir sınıflarının açlık isyanları çıkarmasının önüne geçmek ve ihtiyaç duyulan iş gücünü el altında tutmak üzere ilk kez MÖ 58’de Roma’da yoksul halka tahıl dağıtımı başlamıştır. İzleyen yüzyıllarda devam eden bu gelenek yeni başkent Nova Roma-Konstantinopolis’te de devam etmiştir. Yeni başkentte fakir halka tahıl değil ama ekmek dağıtılmaya başlanmıştır. İlk dağıtım 18 mayıs 332’de olmuştur.

Kentin kurucusu 1. Konstantinos yoksul halka sadece bedava ekmek vermekle kalmamış, aynı zamanda cenaze işlemlerinin yapılacağı ve bir mezarlarının olacağı garantisini de vermiştir. Bunda şüphesiz ki yeni kurulan kentin ihtiyaç duyduğu insan kaynaklarını sağlamak önemli bir rol oynamıştır. Ama çok kısa süre önce yasallaşmasına izin verilen ve kısa sürede çok hızlı bir biçimde yayılan yeni din Hıristiyanlığın da bu kararda önemi tartışmasızdır. Hıristiyanlığın ilk ortaya çıktığı zamanlarda bu din taraftarlarının çoğu yoksullardan oluşmaktaydı. Bu sebeple ihtiyaç sahiplerini doyurabilmek amacıyla varlıklı üyeler tarafından toplu yemekler düzenlenmiştir. Yeni dinle birlikte öne çıkan bir başka nokta ise cüzzam gibi bazı hastalıklara yakalandıkları için toplum dışına itilen kişilerin de Hıristiyanlarca bakım görmesidir. Olasılıkla bu gibi nedenlerle yeni dine katılım çok hızlı olmuştur. Hıristiyanlık öncesi Roma devletinde resmi olarak fakirleri kollayacak bir kurum yoktu. Üyelerine ve onların ailelerine tıbbi yardım, gıda ve para desteği sağlayan collegia tenuiorum orta alt sınıfta bu işlevi sürdürmekteydi. Cenaze ve defin işlerini yürütmek, ölen kişi evin erkeğiyse ailenin diğer üyelerinin hayatlarını idame ettirebilmeleri için ihtiyaç duydukları sağlayan bir başka sandık ise collegia funeraticia idi. Hıristiyanlığın imparatorluk içinde yaygınlaşıp 4. yüzyılın sonunda da devletin tek resmi dini olmasının ardından yoksulların cenaze işlemleri yasal bir düzenlemeyle kilise tarafından yapılır olmuştur.

Roma devletinde en fakir halkın cenazelerinin genellikle sur dışında bulunan çukurlara (puticuli) atılmasının önüne yasalarla geçilmeye çalışıldıysa da bu durum uzun süre devam etmiştir. Cenazenin yakılmasının yaygın olduğu dönemler Hıristiyanlığın devletin resmi dini olmasına kadar devam etmiştir.

Yakılan kişilere ait küllerin içinde muhafaz edildikleri kaplar genellikle evlerde korunurken Roma ve Ostia’da 2.yüzyıl başlarına kadar yaygın biçimde kül kapları yer altındaki aile mezarlarında yer alan duvarlardaki oyuklara (columbarium) yerleştirilmiştir.

Ölen kişinin yüzünün bir kabartmasının işlendiği ve cenazenin bu kabartma arkasındaki rafta yer aldığı ev tipi aile mezarlarının en iyi örnekleri Suriye Palmyra’dadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde burada yapılan kazılar sonucu ortaya çıkarılan bazı örnekler İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmektedir. Ev tipi mezarların birkaç katlı olması sebebiyle “kule mezar” diye adlandırılanları yine Palmyra’da bulunmaktadır.

Ev tipi olup da yer altına yapılan mezarlar ise hypogeum adıyla anılmaktadır. 1992’de İstanbul surlarının onarımı sırasında bulunmuş ve üzerlerine cenazelerin konulduğu rafların altları kabartmalarla bezeli Silivrikapı ve Ayasofya’nın kuzeybatısında zeminden yaklaşık 4 metre aşağıdaki bir başkası önemli örneklerdir. Bu türdeki en güzel örneklerden biri de İznik’in dışında Hespekli’de yer alan ve duvarları resimlerle bezeli olan bir mezardır. Bahsedilen tüm örnekler 4-5.yüzyıllara aittir.

Daha sade olan ve doğrudan kayaya oyularak yapılmış mezarlara khamosorion denilmektedir. MÖ 1. bin boyunca Frigya ve Likya’da çokça örneği bulunan bu mezarlar Bizans’ta da orta ve alt orta sınıf ile keşişler için kullanılmıştır.

Bizans Uygarlığında Toplumsal Sınıf ve Mezarlar

Fotoğraf: İstanbul Arkeoloji Müzeleri bahçesinden porfir lahit

Bir cenazenin lahit içerisinde konmasının maliyetli olduğu ortadadır. Bu sebeple lahit içerisinde gömü ağırlıklı olarak toplumsal sınıf belirleyici bir role sahiptir. Orta üst ve üst toplumsal sınıflar ile yöneticiler ve din adamları lahitleri kullanmışlardır. Lahitler tek başlarına olabildikleri gibi bir aile mezarı binası içerisinde olabilmektedir. Birden çok aile bireyinin mezarını barındıran ev ya da küçük bir tapınak görünümündeki mezarların en güzel bazı örneklerine Kilikya bölgesindeki Olba’da, Pompeii’de Porta di Nocera’da rastlanmaktadır. Bizans Dönemi’nde hem lahit hem de yalancı lahit (pseudo sarkophagus) yani lahit gibi bağımsız bir dikdörtgen kutu biçiminde değil ama içine konulduğu kemerde sadece üst kapağı olup dışarıya bakan kısmında bir levha barındıran biçimde yapılmış olan mezarlar da vardır. Bizans dönemindeki en önemli lahitler şüphesiz imparatorlara aittir. Mısır’da Cebel Duhan adıyla anılan bölgeden getirilen porphyr en pahalı malzemeyi oluşturmaktaydı. İmparatorluk rengi olan bu malzemeden yapılmış ve bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin bahçesinde bulunan bu lahitler Fatih Camii’nin bulunduğu yerde var olan 12 Havari kilisesine bitişik yuvarlak bir imparatorluk mezar binası içinde yer almaktaydılar. Fetihten önce deprem neticesinde yıkılmış olan bu imparatorluk mezarlığı içinde bilinen en son lahit 1028 tarihlidir. Bu tarihten önce de bazı imparatorlar kendi kurdukları ya da ihya ettikleri manastırların kiliseleri içine gömülmeyi tercih etmişlerdir.

Ancak 1028 sonrasında bu bir zorunluluk haline almış ve imparatorluk aile üyeleri manastır kiliseleri içerisi ya da yanlarında gömülmüşlerdir. Manastır ya da kiliselerde gömülme ayrıcalığı verilen iki ayrı grup daha vardır. Bunlardan ilki o dini yapıda hizmet etmiş din adamları; diğeri ise manastırlara yaptıkları maddi destek sonucunda manastırın ana kilisesinin yanında oluşturulan kanatlarda gömülme ayrıcalığı verilen banilerdir.

Özellikle manastır kiliselerinde, olasılıkla daha düşük rütbeli din adamları için kullanılan “tonoz tipi” mezarlarda üstü tuğla ya da taşla tonoz haline getirilmiş ve içinde birde fazla cenaze barındırabilen odacıklar mezar olarak kullanılmışlardır.

Hıristiyanlığın yasallaşması öncesinde şehit edilen kişiler için yapılan anıtsal boyutlu mezarların (martyrium) en güzel örneklerinden biri Pamukkale yakınındaki Hierapolis’te bulunan Aziz Filippos mezarıdır.

Zanaatkarlar ve toplumun orta kesimini oluşturan halk ise üzerinde mesleği ve kim olduğu yazılan mezar taşları ile gömülmüşlerdir.

Daha fakir halkın ise mezarlarının bir işaretçisi olmadığı gibi genellikle baş ve ayak kısmı kiremitle işaretlenip yanları kiremit veya taş ile kabaca çerçeve içine alınan mezarları tercih etmişlerdir. Bundan daha da fakir olanlar doğrudan toprağa gömülürken kiremitten bir baş taşı ya da iki kiremitin “ters V” biçiminde çatılıp altına cenazenin yerleştirildiği mezarlara konulmaktaydı.

Toplu ölümlere sebep olan salgın hastalık ya da savaş neticesinde toplu mezarlar da kullanılmaktaydı. Kullanım dışı kalmış sarnıçlar ya da İznik Tiyatrosu’ndaki toplu mezarlar bu türün en önemli temsilcileridirler.

Sonuç olarak toplumsal sınıfların yaşamlarının en güzel yansımaları mezarlarında görülmektedir. Sade ya da süslü olsun tüm mezarlar sahipleri hakkında bilgi verirler. Ama üzerlerinde yazıt olanlar en kesin bilgileri içermektedir. Ancak her ne olursa olsun ölüm sonrasında başka bir dünya ve yeniden hayat bulma fikri bazen bir şiirle, bazen de küçük bir işaretle şimdi olduğu gibi hep bir iz bırakmıştır.

2 Yorum

  1. Bakınız: Tarihte Bugün - Dırdırcı - Tarihten Sesler Korosu

  2. Bakınız: Tarihte Bugün - Dırdırcı | Kafa Ütüleme Makinası - Tarihten Sesler Korosu

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir