Biyoarkeoloji ve Antik DNA: Bölüm 2

Biyoarkeoloji ve Antik DNA: Bölüm 2

İnsan topluluklarında sosyal yakınlık/akrabalık kültürden kültüre değişen farklı örüntülere sahiptir. Örneğin bir toplulukta belli bir ölü gömme ritüeli içinde birbirine yakın olarak veya bir arada gömülen bireyler arasındaki ilişkinin gerçek doğasının anlaşılması kesin yöntemler kullanılmadan güçtür. Soy ilişkilerinin anlaşılması ve sosyokültürel durumlarla birlikte değerlendirilmesinde bireylerin genetik yapılarının doğrudan incelenmesi önem taşır. Şimdiye kadarki çalışmalar farklı çevrelerde ve tarihlerde yaşamış toplulukların farklı toplumsal örgütlenmelere ve geçim örüntülerine sahip olduğunu işaret etmektedir ve geçmiş dönemlerde yaşamış toplulukların bu anlamda tekdüze olmadıkları söylenebilmektedir. Dolayısıyla farklı coğrafyalardaki toplulukların bu açıdan incelenmesi konuyla ilgili zenginliğin ortaya çıkarılması ve genellemelerin yapılabilmesi için önem taşır. Hepsi ve daha fazlası Arkhe Dergisi Sayı 7‘de!

Yakın zamanlarda konuyla ilgili yapılan çalışmalara bakıldığında gerek mitokondri DNA’sı gerekse çekirdek DNA’sının toplulukların sosyal yapılarının aDNA yöntemiyle incelenmesinde kullanıldığı görülmektedir. Esasen mitokondri DNA’sı (mtDNA) çekirdek DNA’sına göre bir hücrede çok sayıda kopyasının bulunması ve protein kodlamayan bölgesinde yüksek değişkenlik (polimorfizm) sergilemesi nedeniyle insan gruplarının genetik yakınlıklarının incelenmesinde sıklıkla kullanılagelmiştir. Bireylere ait mtDNA haplogruplarının belirlenip topluluk içi ve topluluklar arası genetik yakınlıkların incelenebilmesi arkeolojik/antropolojik farklı birçok hipotezin test edilmesini ve sorunun aydınlatılmasını sağlamıştır. Bununla beraber mtDNA’nın yalnızca anasal soy hakkında bilgi vermesi ve ebeveyn-çocuk arasındaki bağı net olarak çözememesi nedeniyle incelemelerin önemli bir sınırlılığı olduğu görülmektedir. Buna karşın Y kromozomu ve hücrenin çekirdeğinde bulunan diğer otozomal kromozomlar ile mtDNA’nın birlikte ele alınması, biyolojik yakınlık konusunda salt mtDNA çalışmalarına göre daha iyi sonuçlar sağlamaktadır. Örneğin, Lacan ve bir grup araştırmacı, Fransa’da 5000 bin yıl öncesine ait bir mezarlıktaki bireylerden aDNA izole etmiş ve otozomal kromozomlar, Y kromozomu ve mtDNA üzerine aDNA çalışması yürütmüştür. Araştırmacılar bu çalışma ile hem atasal hem de anasal soy hatlarına ait bilgi elde edebilmiş hem de en az 3 yakın aile ilişkisi (ebeveyn-çocuk ilişkisi) ortaya çıkarmıştır. Haak ve bir grup araştırmacının çalışmalarında ise hem otozomal ve Y kromozomu hem de mitokondiri belirteçleri kullanılmış, ek olarak stronsiyum izotopları değerlendirilerek arkeolojik ve antropolojik sorunsalların çözümünde çok disiplinli bir yaklaşım sergilenmiştir. Çalışmada farklı çoklu gömüler üzerine çalışılmış ve mitokondriyal haplogruplar açısından mezarların birbirinden farklılaştığı saptanmıştır.

Diğer yandan, teknolojik ilerlemeye paralel olarak son beş yılda genom düzeyinde sürdürülen araştırmalarda hem genetik hem de kronolojik derinliğin gittikçe arttığını söyleyebilmekteyiz. Genom düzeyinde yapılan çalışmalarda, populasyonların günümüz toplumlarına genetik yakınlığının incelenmesi ve antik dönemlerde yaşamış insan gruplarının kendi çağdaşlarıyla ilişkisinin belirlenebilmesi olanaklı hale gelmiştir. Aynı zamanda çok eski dönemlere (Paleolitik) uzanan atasal ilişkiler çözümlenebilmekte ve yakın türler ya da tür içi alt gruplar arasındaki ilişkiler (örneğin Neandertaller, İnsanlar ve Denisovanlar) ortaya çıkarılabilmektedir. Böyle bir yaklaşım biyolojik yakınlık ile sosyokültürel benzerliğin net olarak tespit edilemediği eski insan topluluklarındaki problemlerin çözümünü mümkün kılmaktadır. Biyoarkeoloji nedir, Antik Çağ’da biyoarkeoloji nasıl işledi, insan biyoarkeolojisi nedir?

Avrupa Neolitik Dönemi ve Tunç Çağı üzerine yapılmış çalışmalar bu son duruma iyi önekler oluşturmaktadır. Lazaridis ve bir grup araştırmacı (2014) yapmış oldukları çalışmada Almanya’da bulunan 7 bin yıl öncesine ait bir çiftçinin ve Lüksemburg ve İsveç’ten 8 bin yıl öncesine ait sekiz avcı toplayıcının genom verisi üzerine çalışmış ve bunu günümüzde yaşayan 203 topluluğa ait 2345 bireyin verisiyle karşılaştırmışlardır. Bunun sonucunda günümüzdeki Avrupalıların, Batı Avrupa avcı toplayıcıları, Paleolitik Dönem Kuzey Avrasyalıları ve kökleri Anadolu ile ilişkili Erken Avrupa Çiftçileri olmak üzere üç farklı populasyondan geldiğini göstermiştir. Avrupa’daki tarihöncesi populasyon hareketlilikleri sadece Neolitik Dönem ile sınırlı değildir. Tunç Çağı üzerine yapılmış genom düzeyindeki çalışmalar şaşırtıcı sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Örneğin Haak ve bir grup araştırmacı (2015) 8000-3000 yıl öncesine ait 69 Avrupalının genomik verisini elde etmişlerdir. Bu tarih aralığında, Batı ve Doğu Avrupa toplulukları arasında ciddi bir genetik farklılık olduğu tespit edilmiştir.  Neolitik Dönemin başlangıcında (8-7 bin yıl önce) birbiriyle yakın çiftçi grupları Almanya, Macaristan ve İspanya’da ortaya çıkmaktadır ve bunların yerli avcı -toplayıcılardan farklı olduğu anlaşılmıştır. Araştırmanın sonucu günümüzden 4500 yıl öncesindeki Avrupalıların, Yamnaya adı verilen Asya kökenli hayvancı bir topluluğa ait genomun izlerini taşıdıklarını göstermiştir. Bu durum Tunç Çağı Avrupası’nın Asya’dan gelen çok büyük bir göç dalgası/dalgaları ile dramatik şekilde değiştiğini göstermiştir. Diğer yandan Anadolu Yarımadası’nın Batı Avrasya gen havuzu üzerine yaptığı derin etki, hem arkeolojik hem de genom verisi açısından birçok kez kanıtlanmıştır. Bununla beraber arkeolojik dönemlerdeki insan hareketliliğinin, göçlerin etkisinin tek yönlü olmadığı da yine arkeolojik, antropolojik ve biyolojik açıdan söylenebilmektedir. Hofmanova ve bir grup araştırmacı (2016) Anadolu’nun göçlerdeki rolüne dair önemli bir çalışma yapmıştır. Araştırmacılar Anadolu’dan Avrupa’ya olan göç hareketlerinin, Kuzey Ege’de bulunan çiftçilerin Avrupa’nın içine ve Avrupa boyunca sürdüğünü dile getirmişlerdir. Bu çiftçilerin Almanya, İspanya ve Macaristan’la olan ortak genetik yapısını genom düzeyinde göstermişler, Anadolu Kuzey Ege topluluklarının Almanya ve Macar ardıllarına olan atasal katkısının %39-53 oranında olduğunu bulmuşlardır. Farklı bir çalışmada, Stockholm Üniversitesi Arkeolojik Araştırma Laboratuvarı’ndan Omrak ve bir grup araştırmacı (2016) Kuzeybatı Anadolu’da, Troia’ya çok yakın bir yerde bulunan Kumtepe Höyüğü’nden elde ettikleri 6700 yıl öncesine ait bir örnekte genom verisi incelemiştir. Kronolojik olarak bu dönem Neolitik Dönem’deki yayılmanın hemen ardına denk gelmektedir. Araştırma sonucunda bu bireyin genetik yapısının Avrupa Neolitik gen havuzu içinde olduğu, günümüz Sardinyalılara, Yakındoğulularına ve Kafkasyalılarına benzediği belirlenmiştir. 

2016 ve 2017 yıllarında ODTÜ Arkeogenomik Laboratuvarı araştırmacılarıyla ortaklaşa yürütülen, Anadolu’ya ait genom verisi üreterek yayımladığımız araştırmalar da bu çalışmalara eklenebilir. 2016 yılında yaptığımız bir çalışmada Orta Anadolu’dan Tepecik-Çiftlik (Niğde) ve Boncuklu Höyük (Konya) arkeolojik yerleşmelerinden elde ettiğimiz insan kalıntılarında genom verisi üretebildik. Bu çalışmanın sonucunda Boncuklu Höyük’ün (Çanak-Çömleksiz Neolitik Dönem) daha homojen Tepecik-Çiftlik’in (Çanak-Çömlekli Neolitik Dönem) ise daha heterojen bir genetik yapıya sahip olduğunu gösterdik (Kılınç vd 2016). Buradan hareketle Boncuklu Höyük’ün bir miktar daha Anadolu Epipaleolitik topluluklarıyla ilişkili, Tepecik-Çiftlik populasyonunun ise yakın çevre populasyonlarıyla daha etkileşimli, dışadönük bir topluluk olduğunu saptadık. Elde ettiğimiz veri Anadolu’nun, Avrupa Erken Neolitik çiftçilerine olan genetik katkısının kökeninin Orta Anadolu olduğuna dair ciddi kanıtlar sunmaktadır. Nitekim geçtiğimiz yıl içinde yayımladığımız bir diğer genom çalışmasında Anadolu Neolitik Dönem (özellikle Ege Bölgesi) çiftçilerinin Batıya yayılımı üzerine, arkeolojik kuramlarla da sınanması gereken yeni bakış açıları geliştirebildik. Bu çalışmada temelde Tepecik-Çiftlik, Boncuklu Höyük ve Barçın Höyük (Bursa) gibi Neolitik Dönem topluluklarını ele alarak konuyu inceledik. Antik DNA verisinin analizi Anadolu topluluklarının Güney Levant ve İran’daki Neolitik Dönem topluluklarından farklı bir yerde ve birlikte kümelendiğini göstermiştir. Elde ettiğimiz diğer sonuçlar, Batı Anadolu ve Kuzey Ege Neolitik Dönem topluluklarının, Orta Anadolu’dan göçmenleri de içerecek biçimde batıya doğru çok sayıda göçün ürünleri olabileceği gibi, aynı zamanda Ege Bölgesi’nin çiftçiliği benimseyen lokal Epipaleolitik toplulukları da olabileceğini ortaya koymuştur. 

Anadolu eski insan topluluklarıyla ilgili genom düzeyinde yürütülen antik DNA çalışmalarının diğer arkeolojik dönemler için de başladığı görülmektedir. Yurtdışındaki birçok araştırma grubunun, gerek Anadolu gerekse Yakındoğu için bu alanda birçok arkeolojik topluluğa dayanan araştırmalar yürüttükleri bilinmektedir. Bunlardan bir kısmı ise yayımlanmıştır. Örneğin Ege bölgesi Tunç Çağına ait genom düzeyinde bir çalışmadan söz edebiliriz. Bu çalışmada Miken ve Minos kültürlerine sahip toplulukları kapsayan 19 birey genom açısından incelenmiştir. İnsan kalıntıları Girit, Yunanistan ve Anadolu’dan (Harmanören Göndürle) elde edilmiştir. Araştırmacılar, Miken ve Minos örneklerinin birbirine genetik açıdan benzer olduklarını ve atasal kaynaklarının dörtte üçünün Batı Anadolu ve Egedeki Neolitik çiftçilerden kaynaklandığını göstermişlerdir. Geri kalan dörtte birin kaynağının ise Kafkasya ve İran ile ilişkili olduğunu belirtmişlerdir. Güneybatı Anadolu örneğinin PCA (Temel Bileşenler Analizi) grafiğinde Miken ve Minos örneklerine göre farklı bir yerde durduğunu, Anadolu ve Levant’ın bu populasyonlarla ilişkili görüldüğünü dile getirmişlerdir. Sanattan insana, kültürden tıbba dair her şey Arkhe Arkeoloji Dergisi‘nde!

Anadolu’da yaşamış eski insan topluluklarından daha yakın dönemlere ait örnekler de aDNA açısından incelenmiştir. Demir Çağı’na tarihlenen Çemialo Sırtı (Batman) yerleşmesine ait çalışma buna örnek olarak gösterilebilir. Çalışmada 12 bireye ait mitokondriyal DNA çeşitliliği incelenmiştir (Yaka vd 2018). Araştırma sonuçları genetik çeşitliliğin bu toplulukta yüksek olduğunu, incelenen bireylerin biyolojik açıdan Neolitik Dönem Anadolu ve Kuzey Suriye insanlarına yakın olduğu bulgulanmıştır. Bu durum Anadolu coğrafyasının giderek artan genetik heterojenitesinin gösterilmesi açısından son derece önemlidir.

Yazar:

Dr. Öğr. Üyesi Ali Metin BÜYÜKKARAKAYA

Sevgi YORULMAZ

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir