Beycesultanda Yanmis Iskeletlerin Hikayeleri

Beycesultan’da Yanmış İskeletlerin Hikayeleri

97
Fotoğraf: Deneysel yakma işlemlerinde beynin korunduğu üç örnek

Günümüzde hayli popüler olan adli tıp dizileri, adli vakalarda kullanılan yöntemlerle ilgili genel bir ilgi uyandırmıştır. Ölen kişinin kimliğinin, ölüm zamanının ve ölüm nedeninin yanı sıra katilin de çok kısa sürede belirlendiği bu dizilerde kullanılan yöntemlerin bir kısmı bilimsel ve teknolojik gelişmeleri yansıtırken bazıları da hayal ürünüdür. Laboratuvarlarda yapılan pek çok analize rağmen asıl önemli olan, olay yeri incelemeleridir. Adli vakalar gibi arkeolojik vakalarda da olay yerinin incelenmesi çok önemlidir. Bir arkeolojik kazıda eğer insan iskeletlerini mezar olarak kullanılmayan bir yerde bulursak, olay yeri incelemesi yapmamız gerekir. Bulduğumuz iskelet ve bazen de yumuşak doku kalıntılarını inceleyerek ölüm zamanı ve ölüm sebebi gibi sorulara bir cevap bulabiliriz.

Yanma ya da yangın, adli vakalarda olduğu kadar arkeolojik yerleşim yerlerinde de sıklıkla görülür. Arkeolojik yerleşimlerde bir mekanın ya da tüm yerleşim yerinin yanması, belli bir anı dondurduğu ve dönem insanlarının hayatlarından bir kesit sunduğu için önemlidir. Yanma ayrıca, tohumlar veya ahşap gibi bazı organik kalıntıların karbonlaşarak korunmasına sebep olduğu için arkeolojik toplulukların yaşam şekilleriyle ilgili bazı detayları da ortaya çıkartır. Yanmış insan kemikleri incelenerek yanmanın sebepleri ile ilgili bazı bilgilere ulaşılabilir. Adli vakalarda, ölüme sebep olan yumuşak doku yaralanmalarının görülebilir olması ve ölen kişinin kimliği ile ilgili kayıtların (kimlik, diş kayıtları vb.) bulunması önemli ipuçlarıdır. Ne yazık ki bu tür ip uçları arkeolojik vakalarda yoktur. Adli vakalarda sıklıkla kullanılan DNA analizleri, arkeolojik vakalarda kolaylıkla uygulanamaz. Bu sebeple arkeolojik yerleşim yerlerinde bulunan yanmış insan iskeletlerinden yola çıkarak aydınlatılmaya çalışılan olay anı için daha farklı verilere ihtiyaç vardır. Özellikle yanmış insan kemikleri söz konusu olduğunda, olay yerinin ilk açıldığı andaki durumu ve insan kalıntılarının ilk bulundukları pozisyonları (in situ) detaylı bir şekilde belgelenmelidir.

Araç kazaları ya da öldürme amaçlı çıkartılan yangınlar gibi adli vakalarda, etkilenen insan bedenleri yangının koşullarını anlamak için kullanılan kalıntılardır. Arkeolojik yerleşimlerde ise, yanmış insan kemikleri üzerindeki şekil ve renk değişimleri yanmanın koşulları hakkında ipuçları sağlar.

Ancak yanma, doğası gereği gerçekleştiği yere, yakıtın cinsi ve miktarına ve oksijenin olup olmamasına göre şekil değiştirebilir. Bu tür etkenler sıcaklığın artmasına ya da azalmasına sebep olabilir. Yangının bu değişken yapısına göre yanan cismin etkilenmesi de farklı olabilir. Kemikler, yağ, kas deri gibi dokularla kaplıdırlar. Bu dokular yanma esnasında, bazen kemiklerin korunmasına sebep olabildiği gibi bazen de ek yakıt görevi görüp yanmanın şiddetini arttırabilir. Bu durum, yazılı bir belgenin ve görgü tanığının olmadığı eski toplumlardaki vakaları açıklamayı daha da güçleştirmektedir.

Arkeolojik Yerleşim Yerlerinde Sık Görülen Yangınlar ve Nedenleri

Yerleşim yerlerindeki büyük yangınlar; bir saldırı sonucu çıkarılan yangınlar olabileceği gibi bir kazayla çıkmış ve yayılmış yangınlar da olabilir. Bazı topluluklarda bir evin yaşam süresini tamamlamasının ardından ritüel amaçlı ya da yıkımı kolaylaştırmak için bilinçli olarak yakıldığını biliyoruz. Bir yangının çıkış nedenini belirlemek için yapılan araştırmalarda, günlük yaşamla ilgili eşyaların evlerin içlerindeki varlığı, kaza ile çıkan ve eşyaları kurtarmak için yeterli zamanın bulunmadığı bir yangının göstergesi kabul edilir. Ancak, ritüel amaçlı yakılan bazı örnekler bu durumun istisnaları olabilir. Yanmış bir mekanın içi boşaltılmış, günlük hayatta kullanılan ya da değerli kabul edilen eşyalar alınmış ise o zaman bilinçli bir yakmadan söz edilebilir.

Bir yangının saldırı ya da savaş sonucu olup olmadığının belirlenmesi için bakılan diğer kriterler arasında yangının etkilediği alanın büyüklüğü, silah olabilecek aletlerin varlığı ve iskeletler üzerindeki yaralanmalar sayılabilir. Bu verilerin olmaması ise kazayla çıkmış bir yangının göstergesi olarak kabul edilebilir. Ancak genel olarak yangının nedenini belirlemenin oldukça zor olduğunu kabul etmemiz gerekir.

Beycesultan Geç Tunç tabakasında ne oldu?

Bugün Denizli il sınırlarında bulunan Beycesultan’ın MÖ 2. binlerde Orta Batı Anadolu’nun stratejik öneme sahip bir yerleşim yeri olduğu düşünülmektedir. Dönemin yazılı kaynaklarından anlaşıldığı üzere bölgede Beycesultan’ın merkezi bir role sahip olduğu siyasi bir yapılanmadan bahsetmek mümkündür (Abay ve Dedeoğlu 2009). Kazısı yapılan Orta (MÖ 1900-1450) ve Geç Tunç (MÖ 1450-1100) tabakalarında geniş alanları etkileyen yangınların yerleşimi tahrip ettiği belirlenmiştir. Bu yangınların, çevredeki diğer yerleşimler ve özellikle Orta Anadolu’nun güçlü devleti Hititler tarafından yapılan saldırıların sonucu olduğu düşünülmektedir. Hattuşa’da bulunan tabletlerde bu bölgeye yapılan saldırıların bahsi geçmektedir.

Geç Tunç tabakasında, yanmış bazı mekanların içlerinde ve dış mekanlarda insan iskeletlerine rastlanmıştır. Bir mekân içinde dik durumda bulunan bir küpün içinde bulunan bir erkek iskeleti ve depo olan bir mekânın en arka kısmında bulunan kadın iskeleti bir şeyden korkup kaçamadıkları için saklanmış oldukları izlenimini vermektedir. Yanma izleri görülmeyen bu kalıntılarda ölüm sebebinin doğrudan yangın olmadığı, bu insanların dumandan zehirlenme ya da yumuşak doku yaralanması sonucu ölmüş olabileceği düşünülmektedir.

Bahsi geçen iki iskelet dışında bir evin bodrum katında (Mekân 11), yangından etkilenmiş başka insan kemikleri de bulunmuştur Çöken tavan hatıllarının altında kalmış 9 bireye ait olduğu belirlenen kemiklerde farklı derecelerde yanma tespit edilmiştir. Bazı kafataslarının içlerinde bulunan karbonlaşmış beyin kalıntıları, yangının bu mekânda bulunan insanların ölüm sebebi olduğunu ya da ölümlerinden kısa bir süre sonra başladığını göstermektedir. Beyin bedende en çabuk çürüyen kısım olduğu için arkeolojik kazılarda bulunmasını beklemeyiz. Ancak beyin dokusunun korunduğu başka örnekler de mevcuttur. Anadolu’da Neolitik Çatalhöyük’de ve Orta Tunç Çağı yerleşimi Seyitömer’de bulunan örneklerin yanmış tabakalarda bulunduğu ve beyin dokusunun kömürleşerek korunduğu belirlenmiştir.

Beycesultan iskeletlerinde beynin korunmuş olması, yangın olduğu sırada bu bireylerin yumuşak dokularının olduğunun göstergesidir, ancak kemiklerindeki renk ve biçim değişikleri bu bulguyla uyuşmamaktadır. Kemiklerdeki değişimler, yumuşak dokusu olmadan yanan kemiklere benzerlik göstermektedir. Bu durum, bu insanların yangından etkilenme zamanları konusunda çelişki yarattığı gibi yangının kronolojisi ve olası nedenlerini belirleme potansiyelini de olumsuz etkilemektedir. Kemiklerdeki morfolojik değişimlerin doğru değerlendirilmemesi, geçmişte yaşanmış olayların yanlış yorumlanmasına yol açabilir.

Sözünü ettiğimiz tüm bu çelişkilerin ortadan kaldırılması ve bu mekanda bulunan insan kemiklerindeki değişimlerin gerçek oluşum nedenlerinin belirlenebilmesi için bir seri deney yapılmıştır.

Beycesultan’da Yanmış İskeletlerin Hikayeleri

Fotoğraf: Bir evin ( Mekan 11 ) bodrum katında bulunan yanmış iskeletler Beycesultan

Yangının Yeniden Canlandırılması

Deneyler, bedenin en çabuk çürüyen kısımlarından olan beyin dokusunun hangi şartlar altında kömürleşerek korunabildiğinin araştırılması ve farklı koşullarda yanmanın taze kemiklerdeki etkisinin gözlenmesi olarak iki eksen etrafında şekillenmiştir.

Beyin dokusunun kömürleşmesinin amaçlandığı deneylerde, yeni kesilmiş kuzu ve oğlak kafaları odun ateşi ile ısınan ekmek fırınında, farklı sürelerde ve farklı şekillerde yakılmıştır. Bedenin ateşin içinde ya da dışında olması, toprağa gömülü olması ya da olmaması gibi ortam farklılıklarına göre, yakılma süreleri kontrol altında tutularak yakılan bu örneklerde oluşan morfolojik değişimler ile beyinlerin korunma durumları gözlenmiştir. Beş örnekte tekrarlanan yakma işlemlerinde iki örnek toprağa gömülü şekilde, 2 örnek doğrudan ateşin içinde ve bir örnek ise ısı kaynağından uzağa yerleştirilerek yakılmıştır. Bu işlemler sırasında fırının genel ısısı 200-230 derece olarak ölçülmüştür. Örneklerin bulunduğu ateşin ve korun içindeki sıcaklığının ise 550 ila 670 dereceler arasında olduğu belirlenmiştir (deneyler sırasında kullanılan alüminyum tavaların ateş içindeki tepkimelerine göre).

Yakma işlemleri sonucunda 3 örnekte beyin dokusunun korunduğu görülmüştür. Diğer iki örnekte ise beyin dokusunun korunup korunmadığı tespit edilememiştir. Beycesultan örneklerinin nasıl bir ortamda yandığını belirlemek üzere yapılan deneylerde, insan vücudunda en çabuk çürüyen bölgelerden biri olan beyin dokusu,

  • Düşük ısıda (200-230 derece), uzun süre (17 saat), ateş kaynağından uzakta küçülmüş ve kömürleşmiştir.
  • Yüksek ısıda (yaklaşık 550 derecede) kısa sürede (45 dakika) ateşin içinde orijinal şeklinde tamamen kömürleşmiştir.
  • Şiddetli yanma geçtikten sonra korun içine açıkta yerleştirilen örnekte 3 saat sonra sıvısını kaybederek çekmiş ve kömürleşmeye başlamıştır.

Bu deney bize, beyin dokusunun sıvı oranındaki fazlalık ve narin yapısına rağmen, onu koruyan kafatası gibi sert bir hazneden dolayı farklı koşullarda ısıya ve ateşe maruz kaldığında diğer dokulara göre korunma ihtimalinin daha yüksek olduğunu göstermiştir. Yine dayanıklı kemiklerle çevrelenmiş olan dil gibi yumuşak dokular da benzer koşullarda korunmaktadır. Yangın geçirmiş arkeolojik yerleşimlerde bulunan iskeletlerin kazısı sırasında beyin gibi yumuşak dokuların korunup korunmadığına dikkat edilmesi, yerleşim yerindeki yangının kronolojisi ve yanan insanların tam olarak ne zaman yandıkları konusunda çok önemli ip uçları sağlar.

Beycesultan’da Yanmış İskeletlerin Hikayeleri

Fotoğraf: Beycesultan hava fotoğrafı

Kemiklerdeki Morfolojik Değişimler

Yanmış kemikler üzerindeki araştırmalarda, yumuşak dokuları çürümeden yanan bedenlerin ve yumuşak dokuları çoktan çürümüş olan kuru kemiklerin yangının şiddetine göre farklı değişimler gösterdiği belirtilmiştir.

Yumuşak dokuları ile yanan kemiklerde, tırnak şeklinde yarıklar ve eğilme bükülmeler görülür. Ancak, Beycesultan’da bireylerin yumuşak dokularıyla yandıklarının göstergesi olan beyinin varlığına rağmen kemikler, gerek renk olarak (taba renkten siyaha ve griye değişen renkler), gerekse şekil değişiklikleri açısından yumuşak dokuları çürüdükten sonra yanan kemiklere benzerlik göstermektedir. Bu durum, bireylerin hangi şartlar altında yandığı sorusunu gündeme getirmiştir. Bu sorunun yanıtını belirlemek üzere yeni kesilmiş ve etlerinden ayrılmış koyun uzun kemikleri farklı koşullarda (ateşin içinde, korun içinde ve toprak altında) ve sürelerde yakılmıştır. Deneylerin sonucunda, renk ve morfolojik deformasyonların, yanan örneğin ısı kaynağına uzaklığı ile doğrudan ilişkili olduğu belirlenmiştir.

Yüksek derecede (550-670 °C) yanan taze kemiklerde gri-beyaz renk değişiminin yanı sıra, tırnak şeklinde kırıklar ile eğilmeler oluşmuştur. Buna karşın, daha düşük sıcaklıklarda (yak. 200°C), süreye bağlı olarak kemiklerde açık kahveden siyaha renk değişimi görülmüş ama şekil olarak bir değişim oluşmamıştır.

Beycesultan örneklerine gerek renk değişiklikleri gerekse kemiklerin son derece sağlam olması ve deformasyonların olmaması nedeniyle, en çok benzeyen grup toprağa gömülü bir şekilde korun içine yerleştirilen ve uzun süre bekletilen kemikler olmuştur.

Beycesultan’da Yanmış İskeletlerin Hikayeleri

Fotoğraf: Beycesultan kemiklerindeki renk değişimleri

 

Gerek beynin hangi şartlarda korunduğunun belirlenmesine yönelik deneyler, gerekse kemiklerdeki morfolojik değişimlerin gözlendiği bu deneyler sonucunda, Beycesultan’da ahşap tavan hatıllarının altından bulunan bireylerin, şiddetli bir yangında yanarak ölmedikleri sonucuna varılmıştır. Yangın sırasında binanın bodrum katında bulunan insanların, üzerlerine yıkılan hatılların sıcaklığıyla yandığı ve bu sebeple renk değişimlerinin yanmış kuru kemiklere benzerlik gösterdiği ve beynin korunduğu belirlenmiştir.

Arkeolojik yerleşim yerlerinde önemli verilerin korunmasını sağlayan yangınların neden ve nasıl olduğunun doğru değerlendirilmesi için, yanmış kemiklerdeki renk ve biçim değişikliklerinin belirlenmesi, iskelet bölümlerinin sayısal temsili ve tüm arkeolojik verilerin in situ konumlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Yazının tamamı Arkhe Dergisi Sayı 7’de…




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir