Attis

Fotoğraf: Frig şapkalı Attis’in büstü (M.Ö. 2. yüzyıl)
Arkhe Dergisi Sayı 2’de sizlerle…

Attis, Ana Tanrıça ile birlikte Küçük Asya, Yunanistan ve özellikle Roma’da geniş tapınım bulan bir tanrı esasen bir vegetasyon tanrısıdır. Attis mitosunun farklı anlatımlarını birçok antik yazardan bilmemize rağmen en bilinenleri Ovidius, Pausanias ve Arnobius tarafından aktarılmış olanıdır.

Ovidius (fast.IV.181-244) mithostan şu şekilde söz eder: “…sordum: ‘Nereden gelir uzuvlarını kesme dürtüsü?’. Anlattı: ‘Phrygia’lı genç, güzel yüzlü Attis ormanlarda kule taşıyan tanrıçayı yendi lekesiz aşkla…İtaat sözü verdi ama yeminini bozdu ve nympha Sagaritis ile kendisi olmaktan çıktı. Bunun için öfkeli Magna Mater onu cezalandırdı. Attis çıldırdı, evi başına yıkılıyordu sanki kaçtı koşarak Dindymus Dağının tepesine, kâh “meşaleler kaldırın” kâh “kamçıları kaldırın” diye bağırdı; yemin etti Palaestine tanrıçalarının orada olduğuna. Keskin bir taşla kendini hadım edip uzun saçlarını peşinden sürükledi, bir toz içinde. Şöyleydi çığlığı: “hak ettim, kanla hak ettiğim cezaları ödüyorum, bana zarar veren o bölümler yok olsun’…kasıklarının ağırlığını kaldırıp attı…çılgınca kendinden geçmesi örnek oldu ve kadınsı rahipleri saçlarını sallayarak aşağılık uzuvlarını kestiler”.

Pausanias’ın (VII.17.9-12) aktarımları ise şöyledir: “Zeus bir gece rüya görür ve bunun etkisi ile tohumunu (spermlerini) yağmur olarak yeryüzüne döker. Bunun sonucunda Agdistis adında bir hermaphrodit dünyaya gelir. Yaptığı azgınlıklar ile tanrıları sinirlendiren Agdistis’i durdurmak için tanrı Dionysos görevlendirilir. Dionysos, Agdistis’in her gün serinlemek için gittiği suya şarap karıştırarak onu sarhoş etmeyi başarır ve böylece kendi kendini hadım etmiş olur. Agdistis’in kesilen organından akan kanlardan bir badem ağacı meydana gelir. Nehir Tanrısı Sangarios’un kızı bu badem ağacından bir meyve alıp koynuna koyar, meyve kaybolur ve kız hamile kalır. Kızın babası bu utanç verici durumu öğrendiği zaman kızını hapsedip ölüme terk eder. Fakat tanrılar kıza yardım ederler ve onu beslerler. Kız sonunda bir erkek çocuk olan Attis’i dünyaya getirir. Baba Sangarios bu olayı duyduğunda çocuk Attis’i evden dışarı atar. Tanrıça Attis’i alır ve onun koruması altında çobanlar tarafından yetiştirilip keçiler tarafından beslenir. Olağanüstü yakışıklı bir hale gelen Attis’e Ana Tanrıça Agdistis aşık olur. Attis ona bağlı kalacağına söz verir ama Pessinus kralının kızı da Attis’e aşık olmuştur. Attis kralın kızı ile evleneceği sırada düğün konukları arasında Agdistis görünür ve kıskançlığından Attis’i çıldırtır. Dağa kaçan Attis, bir çam ağacının altında kendini hadım eder ve ölür. Kanından menekşeler meydana gelir. Bu yaptığından pişman olan Agdistis, Zeus’a yalvarır ve Attis’in yeniden hayata dönmesini ister. Ancak, Zeus Attis’in bedeninin hiç çürümeyeceğini, saçının hep uzayacağını, yalnızca sağ elinin küçük parmağının hareket edeceğine söz verir. Tanrıça Attis’i Pessinus’ta gömer. Attis her yıl yapılan törenlerde tanrı olarak anılır”.

Arnobius’ta (V.5-12) Attis’in doğuş mitosunda bir ağaçtan bahseder. Ancak Pausanias gibi Attis’in badem ağacından değil de nar ağacından meydana gelmiş olduğunu aktarır ve mithos’a şu şekilde devam eder: “… Agdistis, Dionysos sayesinde hadım edilir ve akan kanından bir nar ağacı meydana gelir. Nehir-Kral Sangarios‘un kızı Nana nar ağacından bir meyve kopararak koynuna koyar ve hamile kalır. Baba Sangarios kızını evden atar fakat tanrılar Nana’ya yardım ederler ve onu nar ile beslerler. Sonunda Attis dünyaya gelir. Ama Nehir-Kral Sangarios çocuk Attis’i istemediği için çocuk terk edilir ve gelip geçenler tarafından bal ve keçi sütü ile beslenir. Genç Attis’e Agdistis ve Magna Mater aşıktır ve Agdistis gizlice Attis’e birçok kez av hediyesi vermiştir. Attis bir gün sarhoşluğu sırasında onların aşkına ihanet eder ve Midas’ın kızı Ia ile evlenir. Kral Midas, düğünden Agdistis’in haberi olmasın diye şehir kapılarının kapatılmasını emreder. Ama Magna Mater şehir duvarlarını başı ile kaldırarak içeri girer. Agdistis çılgınlık içinde tüm topluluğa saldırır ve bunun sonucunda Attis kendisini bir çam ağacının altında hadım eder ve kestiği genital organını Agdistis’e fırlatır. Magna Mater bunları gömer ve bunlardan menekşeler meydana gelir. İa ise Attis’in bedenini yüne sarar ve Agdistis ile birlikte o da ağlar. Daha sonra İa’da kendini öldürür ve bedeni Magna Mater tarafından gömülür. İa’nın kanından mor menekşeler mezarından da badem ağacı meydana gelir. Magna Mater, çam ağacını mağarasına taşır ve Agdistis ile birlikte Attis için ağıt yakar. Üç kader tanrıçasının isteğine rağmen Zeus, Attis’in tekrar dirilmesine izin vermez. Ancak bedeninin çürümemesine, saçlarının uzamasına ve küçük parmağının hareket etmesine izin vermiştir. Bunun üzerine Agdistis, Attis’in bedenini Pessinus’ta kutsar ve her yıl rahipsel kutlamalar ile onurlandırılmasına izin verir”.

Ovidius, Pausanias ve Arnobius’un aktarımları detayda farklılıklar sunsa da ortak bazı noktalardan söz etmek mümkündür. Bu noktada da dikkati çeken ilk unsur, her üç anlatımda da aldatma motifinin işlenmiş olmasıdır. Attis’in Ovidius’un anlatımında Ana tanrıça’yı Nymphe Sangaritis ile, Pausanias’ın anlatımında Agdistis’i Pessinus kralının kızı ile, Arnobius’un anlatımında Magna Mater, Agdistis’i Midas’ın kızı İa ile aldattığını görmekteyiz ve ölümü de aldatma sonucu kendi kendini cezalandırma yani hadım etmesi ile sonuçlanmıştır.

Mithos’daki bu ortak motiflerin yanı sıra anlatımlarda dikkati çeken bir diğer unsur ise özellikle üçüncü şahısların isimlerinin, Nymphe Sangaritis, Pessinus kralının kızı ve Midas’ın kızı gibi, Phrygia ile bağlantılı isimler oluşudur. Antik yazarların bilinçli bir tercihi olduğu anlaşılan böylesi bir durum, ancak mithosa Phrygia’lı bir hava katmak istemeleri ile açıklanabilir. Çünkü sözü edilen bölgede Attis’in Phryg Dönemi’nde bir tanrı olarak tapınım gördüğüne dair bir belge yoktur. Bir başka ifade ile Attis, Phrygia’da Roma Dönemi öncesinde tapınım görmemiştir. Yazılıkaya – Midas şehri, Afyon – Çepni Köyü (Gelincik kayası ve Gencel yatağı), Dorylaion ve Gordion’da tespit edilen Paleo-Phrygce yazıtlardaki Ata, Atas, Attas ve Ates gibi değişik hallerde karşımıza çıkan Attis ismi ise tanrı olarak değil bir şahıs ismi ve rahiplerin bir unvanı olarak kullanım bulmuştur.

Attis’in Betimleri Mithos’daki hadım, ölüm, tekrar dirilme ve dans gibi ana motifler hem Attis betimlerinde hem de tanrı adına her yıl düzenlenen ritüellerde karşılık bulur. Modern literatürde Attis castratus, ölü Attis ve Attis hilaris olarak adlandırılan Attis’in tipleri, özellikle Helenistik Dönemden itibaren yaygın kullanım bulmuştur. Böylesine bir durum ise mitosunun Yunan ve Roma sanatının sevilen konularından biri olduğuna işaret etmektedir.

En erken örneklerine Hellenistik Dönemde rastladığımız Castratus tipinde Attis, doğulu kıyafetler içerisinde gösterilir. Ancak tipin en karakteristik özelliği, elbisenin karın ve genital organını açıkta bırakmasıdır. Bu tipin genelde hadım edilmiş Attis’e işaret etmiş olduğu düşünülse de her zaman bu şekilde olmamaktadır. Zira, Attis’in bu tip betimlerinde sıklıkla genital organı yapılmıştır. Ancak elbisenin özellikle karın bölgesi ile birlikte genital organının açıkta bırakılması sembolik de olsa mitosta esasen kültteki kastrasyon motifini vurgulamak amacı ile yapılmış olmalıdır.

Efes’te ele geçen ve Helenistik Döneme tarihlendirilen bir eser de ise tanrı, küçük bir çocuk gibi betimlenmiştir. Genital organı dışında tüm vücudu bezlere sarılı betim, literatürde ölü Attis olarak yorumlanır. Tanrının bu şekilde bezlere sarılmış olması onun yine mithosu ile bağlantılıdır. Zira, Arnobius’un anlattıklarına göre Attis, çam ağacının altında kendini hadım edince İa tarafından vücudu yünlerle sarılmıştır. Attis için düzenlenen Mart dönemindeki kült törenlerinde de onun betimi ile özdeşleştirilen çam ağacının yünler ile sarılmış olması da yine bu anlatımla bağlantılı olmalıdır. Benzer bir betim, Dresden’de de ele geçmiştir . Efes örneği gibi Helenistik Döneme tarihlendirilen betimde Anaxyrides, khiton, khlamys ve başlıklı Attis, kayalık bir zemin üzerinde uzanır şekilde gösterilmiştir. Sağ dirseğinin altında meşale, ziller ve yine bir başlık; sol ayağının altında ise kayaların arasından çıkan bir yılan ve erkek tenasül organları yer almaktadır. Ovidius’un (fast. IV.181-244) aktarımlarına göre Attis, Dindymon dağında kendini hadım etmiştir ve buradaki betimi de muhtemelen buna işaret etmektedir.

Attis betimlerine bakıldığında sıklıkla dans ederken betimlendiği görülür. Modern literatürde hilaris tipi altında toplanılan bu betimler de tanrı kimi zaman genç bir erkek gibi kimi zaman ise bir çocuk gibi betimlenmiştir. Genç bir erkek gibi yapılan betimlerinde Attis’in Ana Tanrıça’ya duyduğu aşktan dolayı dans ettiği kabul edilir. Zira Arnobius Attis’in bir kez Ana Tanrıça için dans ettiğini bize aktarmaktadır. Aynı tip içerisinde olup çocuk şeklinde yapılan betimleri ise kendini hadım ettikten sonra tekrar dirilen Attis’in sevinçten dans etmiş olduğu şeklinde yorum bulur.

Kült Ritüelleri Arkeolojik belgelere yansıyan bu ana motifler (hadım, ölüm, tekrar dirilme ve dans) her yıl Attis adına düzenlenen ritüellerde de takip edilebilmektedir. Mitos, her ne kadar Phryg kökenliymiş gibi anlatılsa da kült ritüellerine dair bilgilerimiz Roma kaynaklarına dayanmaktadır. Roma’da Mart ayında tanrı adına düzenlenen kült ritüellerinin günleri ve isimleri hakkında tam bilgiyi ise bize MS 354 yılına tarihli bir takvim vermektedir. Bu takvime göre kült ritüelleri 15 Mart’ta başlamakta ve 28 Mart’ta sona ermektedir. Mart ayı boyunca devam eden bu törenlerin her bir günü kendine özel bir isme sahiptir ve iki ana bölüme ayrılmıştır: Attis’in tutkusunun ve ölümünün anıldığı tristia ve tanrının uzun bir kış uykusundan sonra tekrar yaşama döneceğine inanılarak kutlanılan hilaria.

Takvimde Canna Intrat olarak anılan ilk gün, asıl kült ritüellerinden bir hafta önceye rastlamaktadır. Bugünde Attis’in Gallos Nehri kenarında terk edildiği ve çobanlar tarafından bulunup kurtarıldığı gün kutlanılmaktadır. Törenin bu ilk gününde Cannaphoros yani kamış-saz taşıyıcılar Ana Tanrıçanın Palatine’deki tapınağına götürülmek üzere Almo kıyılarından saz toplamaktadırlar. Kamış-saz, Attis kültünde önemli bir konuma sahiptir. Çünkü Attis, kendi kendini hadım ettikten sonra bir sazlığa saklanmış, burada Ana Tanrıça ve aslanları tarafından bulunmuştur. Kesilmiş olan bu kamış-sazlar, Attis’in hadımlığını ifade etmektedir.

16 Marttan itibaren ise dokuz gün sürecek olan oruç başlamaktadır. Bu süreçte ekmek, şarap, kutsal kuş, hurma, nar, balık, ayva ve domuz yenilmemektedir. Bitkilerin sadece dallarının ve üst kısımlarının yenmesine izin verilmiştir. Kök ve tanelerinin yenilmesi ise yasaklanmıştır. Ayrıca Ana Tanrıçanın Attis’in yasını tutarken böyle davranmış olduğu düşüncesinden yola çıkarak tanrıçanın sevgilisinden ayrı kaldığı bu dönemde cinsel ilişkiye girmekten de uzak durmuşlardır. Eğer kendileri bunun aksi bir davranış içerisine girerlerse Attis’in parçalanmış bedenine bir saygısızlık yapmış olacaklarını düşünmektedirler.

Dokuz gün sonunda oruç sona erdiği zaman kutsal bir yemekten söz edilmektedir. Firmicus Maternus (XVIII.1) bunu şu cümleler ile dile getirmiştir: “Teften yedim zillerden içtim”. Esasında burada sözü edilen tef ve ziller birer mutfak aracı değil, Ana Tanrıçanın kutsal eşyalarıdır ve bunlar kullanılarak içinde bulunan yiyecek ve içecek kutsanmaktadır.

22 Mart Arbor Intrat olarak isimlendirilmektedir. Bugün bir çam ağacı gecenin bitiminden önce kesilmekte ve kan ile ağacın kökünü yıkayacak biçimde bir koç kurban edilmektedir. Ağacın kesilmesi Ana Tanrıçaya adanmış olan bir ormanda esasen bir korulukta meydana gelmektedir. Galloi eşliğinde tapınağa yerleştirilen Attis ile özdeşleştirilmiş çam ağacı menekşeler ve yünler ile süslendikten sonra halkın görmesi için sergilenmektedir. Attis ile özdeşleştirilen çam ağacına böylesi bir uygulama da bulunulması onun mithosu ile yakından ilgilidir. Arnobius’un anlattıklarına göre Attis kendisini çam ağacının altında hadım edince Ia tarafından vücudu yünler ile sarılmıştır. Söz konusu olan çam ağacı bir yıl süre ile saklanmakta ve daha sonra yakılmaktadır. Bunu yapmalarındaki en büyük amaç şüphesiz bitki tanrısını hayatta tutmaktır.

Takvimde isminden söz edilmeyen 23 Mart yani bayramın ikinci gününde ise trampet çalınmaktadır. Bugün rahipler tympanonlarını savaşır gibi birbirlerine vurarak ses çıkartırlar ve Ana Tanrıçanın tapınağının etrafında dolanırlar.

24 Mart Sangius/Sangeum kan akıtma günü olarak bilinmektedir. Bugün Attis’in kendi kendini hadım etmesi anılmakta, ardından da ölü vücudu gömülmektedir. Onun için tutulan yas doruk noktasına ulaşmaktadır. Galloslar esrik bir ruh hali içerisinde müzik eşliğinde kendilerini kamçılayarak yaralamaktalar, taş veya keskin kırık çömlek parçasıyla kendilerini hadım etmekteler ve akan kanlarını kurban olarak sunağa akıtmaktadırlar. Rahiplerin ve diğer insanların kendilerinden geçerek kendilerine zarar vermeleri ve kan akıtmaları ölen Attis’e güç vermek ve tekrar dirilmesini sağlamak amacıyla yapılmıştır.

25 Mart Hilaria olarak adlandırılmaktadır. 24 Martta tutulan yasın arkasından bugün Attis’in tekrar yaşama dönmesi kutlanılmaktadır. 24 Mart’ı 25 Mart’a bağlayan gece başlayan meşale alayı ile orgiastik müzik bugün de devam etmekte ve başrahibin “Attis ölüler dünyasından döndü, onun gelişine sevinin” sözleriyle birlikte insanlar coşku içerisinde Attis’in tekrar dirilişini dans ederek kutlamaktadırlar. Bugün herkes istediğini söyleyebilir ve yapabilirdi. İnsanlar sokaklarda istedikleri kıyafetler içinde dolaşma özgürlüğüne de sahiplerdi. Hiçbir kural söz konusu değildi.

26 Mart Requietio günü ise, önceki günlerin yorgunluğunu atabilmek için dinlenme günü olarak ayrılmıştır.

27 Mart yani Lavatio gününde Roma’da insanlarında katılımı ile öküz arabasına yerleştirilen Ana Tanrıçanın heykeli Almo Nehrine götürülmektedir. Burada lal rengi bir elbise giymiş rahip, Ana Tanrıçanın kült heykelini esasen betimini, arabayı ve diğer kutsal nesneleri yıkamaktadır. Bu işlemden sonra araba ve öküzler taze bahar çiçekleri ile süslenmektedir. Bugün de önceden çekilmiş tüm acılar unutulmaktadır. Hiç kimsenin aklına akmış olan kan gelmemektedir. Hadım olan rahiplerde acılarını unutmaktadırlar. Bugün sadece neşe ve sevinç yaşanmaktadır. Yıkanma töreninden sonra tanrıçaya şehre geri dönüp dönmeyeceği sorulur. Sorunun yanıtı bilinmemektedir ama tanrıçanın yanıtı evet olmalı ki, tanrıçanın kutsal alayı müzik ve danslar eşliğinde hep kente geri dönmüştür. Bu sırada yasla kirlenmiş olan tapınakta temizlenmektedir. Bu şekilde Kybele 4 Nisan’da başlayacak olan Megalensia şenliklerine hazır hale getirilmektedir.

28 Mart Initium Caiani olarak isimlendirilmektedir. Phryg kültüyle bağlantılı olduğu düşünülen bugünün anlamı hakkında bilgi edinilememektedir.

Bu kült ritüelleri MS 312‘deki Milano Fermanına ve ardından hızla artan Hıristiyan nüfusa rağmen Roma içerisinde yaşamaya devam etmiştir. Ancak I. Theodosius’un MS 394 yılında tüm pagan kültler ile birlikte Kybele kült uygulamalarına da yasak getirmesiyle birlikte kült ritüelleri artık yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştır.

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir