Antik Dünyanın Eğlence Yapıları

Antik Dünyanın Eğlence Yapıları

Tiyatrolar

Arkhe Dergisi Sayı 10’da sizlerle…

Antik Çağ’da tiyatro yapıları öncelikle tanrı Dionysos’a adanmış kutsal alanlarda oluşmaya başlamıştır. Çünkü Dionysos tapınımının “myster” (gizem) olduğu bilinmektedir. Diğer tanrıların aksine tanrıça Demeter gibi Dionysos ayinlerine de halk doğrudan törenlere katılmaktaydı. Tapınak yapıları halkın tümünü alacak büyüklükte olmadığı için tapınakların yakınlarındaki yamaca sahip alanlarda ayinler gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Tepe yamacı seyircilerin oturması için alan, önündeki düzlem törenlerin yapıldığı sahne ve önce tapınak sonra skene (çadır) aktörlerin kostümlerini giydikleri yer olarak kullanılmıştır. Tiyatro edebiyatının gelişmesiyle mimarisi de gelişmeye başlamıştır. Tiyatro oyunları dini danslardan doğan ve koro eşliğinde gerçekleştirilen oyunlardır. Bunların yapılabilmesi için bir meydan gerekmektedir. Ayinlerde koro lirik şiiri seslendirmektedir. MÖ 534 yılında yazar Thespis koronun karşısına bir aktör yerleştirmiştir. Koro ile aktör arasındaki diyalog töreni oluşturuyor. Bunu Dionysos bayramlarında görüyoruz. Tragedyalar ve Satyrikon oyunlarıdır. MÖ 5. yüzyılın ilk yarısında Aiskylos, Sophokles ve Eurypides birer oyuncu daha ekleyerek tiyatronun en parlak dönemini oluşturuyorlar. MÖ 5. yüzyıl ilkel tiyatro yapısındaki yamaçlara ahşap oturma basamakları yerleştirilerek “ikaria” denilen tiyatro yapıları inşa edilmiştir. Atina’da bu ahşap tiyatro sık sık çökmüş ve ölümlere neden olmuştur.

MÖ 5. yüzyıl sonuna doğru malzemesi taş olan tiyatrolar yapılmaya başlanıyor. Atina’da inşa edilen en eski tiyatro Dionysos Eleuthereus’a adanmıştır. Dionysos Tapınağı yakınındaki uygun bir alanda gösteriler yapılmaktaydı. Başlangıçta yerlere oturan seyirciler önce ahşaptan daha sonra taş basamaklı mimari ortaya çıkması ile theatronda daha rahat oturmaya başlamışlardır. Hellen tiyatrolarını yapabilmek için bir yamaç seçiliyor ve oturma basamaklarının kademelerini bir yamaca yaslamaları sağlanıyordu. Hellen mimarlığında tonoz oluşturmak için beton dökümünü bilmedikleri için, Roma dünyasında basamak altlarını destekleyen tonuz inşasını gerçekleştirememekteydiler. Bu yüzden tiyatrolar şehrin içerisinde uygun yamaçların bulunduğu yerlere bazen de şehrin içinde elverişli yamaç olmayınca şehirlerin dışında yapılmaktaydı.

İlk zamanlar aktörlerin giyinip soyunması için çadır kuruluyordu. Grekçe çadıra skene adı veriliyor. Sahne binasının adı da bu yüzden skene olarak kalmıştır. Yuvarlak olan orta kısma orkestra ve bunu çevreleyen oturma basamaklarına theatron denilmektedir. Theatronun tam karşısına skene yerleştirilmektedir. Skenede Pinaxlar ile bir cephe görüntüsü oluşturulmaktaydı. Hellen Tiyatrosu’nun mimarisini en iyi gösteren örnek Epidauros Tiyatrosudur. Orkestra, oyunun oynandığı ve aktörlerin bulunduğu yerdir. Orkestrayı radyal bir şekilde arazinin olanak sağladığı biçimde oturma basamakları çevrelemektedir. Theatron genellikle iki katlıdır. İki kat arasını diazoma denilen bir yol ayırmaktadır. Theatronun birinci bölümünün eğimi fazla, ikinci bölümünün eğimi birinciye göre daha azdır. Çünkü üst kısımda oturan seyirci sahneyi ancak o zaman göre bilmektedir. Theatronun doğuya karşı olmasına dikkat edilmektedir. Böylece güneş ışığının göze gelmesi engellenmiş olmaktadır. Theotruna tırmanışı kolaylaştırmak için ışınsal bir şekilde dik kesen merdivenlere kerkides denilmektedir. Kerkidesler genellikle tek sayıdadır. Tiyatro girişleri sahne binası ile oturma basamakları arasındaki boşluklardan parados-paradoi sağlanmaktadır. Halk buradan girerek basamaklardan yukarı çıkmaktaydı. Oturma kademelerini sıralayan duvarlara analemma duvarı deniliyor.

Sahne binasının tümüne birden skene denir. Seyirciler bakan sütunlu ve payeli bir cephe mevcuttur. Bu cepheye proskenion denir. (Anadolu’da mimari özellikleri en iyi belli olan Hellen Tiyatrosu Priene Antik Kenti’ndedir.) Proskenionun üzerinde balkon şeklinde logeion çıkıntısı bulunur. Aktörler logeionda oyunlarını gerçekleştirmektedirler. Koro orkestrada yer almaktadır. Sahne binasının üst kısmı episkeniondur. Episkenionda açıklıklar bulunur. Tromata denilen bu açıklıklar bazen açık bırakılmakta, bazen de pinaxlarla kapatılmaktaydı. Episkenionun alt kısmına hyposkenion denilmekteydi. Proskenion bazen analemma duvarına doğru her iki köşeden çıkıntı yapmaktadır. Bu kısımlara da paraskenion adı verilmiştir.

Hellenistik Dönem’de Yunan Tiyatroları hemen hemen her kentte yer almaktadır. Taştan yapılan tiyatrolar ilk inşa edildikleri dönemlerdeki gibi yalnızca tapınak özelliği taşımamakta artık sosyal bir resmi yapı olarak halkın yaşamına girmiştir. Klasik Dönem’den itibaren toplantı binası olarak kullanılan bu yapılar bouleuterinlara ile birlikte meclis anlamında kullanılmıştır. Boule (meclis) bouleuterinda (meclis binası) toplanırken demosun (halk) toplanması gerektiğinde tiyatrolar kullanılmaktaydı. Tiyatrolara başta Dionysos tapınımı için gelişmiş bir yapıya sahip olsalar da özellikle Hellenistik Dönem’de ve Roma Dönemi’nde kent içinde kutlanan bayramlarda önemli bir rol oynamaya başlamıştır. Tören alayları mutlaka tiyatroya uğramakta ve şenliklerle ilgili kutlama ve yarışmalar yapılmaktaydı.

Roma Dönem’inde tiyatro yapıları kentlerin saygınlık için inşa edilmiş yapıları olmuştur. Taştan inşa edilen bu yapıların ölçekleri mümkün olduğu ölçekte büyük yapılmıştır. Oturma basamakları iki diazoma (ara yol) ile imma cavea, media cavea ve summa cavea olarak üç bölümden oluşmaktaydı. Ayrıca skene iç cepheleri scaenae frons denilen taştan yapılmış bir sahne dekoru gibi mimari yapılaşmaya sahip olmaya başlamışlardır. İki katlı yapılan bu sahne binaları daha sonraları Ephesos, Miletos, Perge, Side gibi kentlerde görüldüğü gibi üç katlı bir şekle dönüşmüştür. Bunlar ya yeniden yapılmış veya bir üçüncü kat eklenmiştir. Scaenae fronslar kabartmalar ve heykellerle süslenerek kentin dini, sosyal ve siyasal yapısına ışık tutar şekilde süslenmiştir.

Antik Dünyaya Romalılar egemen olmaya başlayınca tiyatro yapıları da değişmeye başlamıştır. Tiyatro inşa etmek için yamaca ihtiyaç duyulmamıştır. Tonoz sistemi ile düz alanlarda yapay yamaçlar yapmaya başlamışlardır. Böylece Roma Dönemi’nin mega yapıları inşa edilmeye başlanmıştır. Doğu Akdeniz Dünyası Hellen geleneğine bağlı kalmış ve yamaca yaslanan tiyatroların yapımına devam etmiş olsa da, bazı tiyatrolarda örneğin Nicaeia (İznik) ve Side tiyatroları Roma geleneğinde yapılmıştır.

Romalılar gladyatör ve vahşi hayvan mücadeleleri için (venoteres) iki tiyatronun birleşimi anlamına gelen daireye yakın elips şeklinde amphitiyatroları inşa etmeye başlamıştır. En iyi örneği olan Amphitheatrum Flavium Roma kentinde yer alır. Halk arasında İmparator Neronun heykelinden dolayı Colleseum ismi ile anılmaya başlanmış ve günümüzde bu isimle ulaşmıştır. Batı Roma dünyasında moda haline gelen gladyatör oyunları başlangıçta Doğu Akdeniz dünyasında pek ilgi görmemiştir. Roma kolonizasyonun yaygınlaşması ile bu kanlı oyunlara icra edilmeye başlanmıştır. Bu nedenle bazı tiyatrolara arenaya çevrilirken Anadolu’da Pergamon, Anavarza gibi yerleşim yerlerinde amphitiyatrolar inşa edilmiştir. Bu tip yapılar Doğu Akdeniz dünyasında oldukça azdır.

Hellen dünyasında tiyatrolara tragedia, komedia ve satyrikon oyunları için kullanılan yapılar olarak kalmıştır. Aslında oynanan oyunları çoğu insanlara ders vermek için yazılmıştır. Hatta her oyunun sonunda olayları insanlar sorun yumağı haline getirdiği için çözümlememişlerdir. Bu nedenle oyunun sonunda bir tanrı veya tanrıça sahneye çıkar ve olayı çözümlerdi. Tragedia ve Komedia oyunlarında konu farkı yoktu terk fark sanatçıların kullanmış oldukları maskelerin üzgün veya gülen şeklinde olmasıydı. Ayrıca sahnelenen oyunlar dinsel içerikli ve festivallerde belli yarışmalar için yazarlar tarafından kaleme alınmaktaydı. Hellenistik dönem itibari ile sosyal içerikli oyunlarda tiyatrolarda yer almaya başlamıştır.

Roma dünyasında tiyatro oyunları ile gladyatör ve vahşi hayvan oyunları tümü ile eğlence için oynanmış veya düzenlenmiştir. Bayramlarda Hellen dünyasında olduğu gibi dini içerikten çok halkın eğlenmesi ve coşması için icra edilmiştir. Batı Roma dünyasında tiyatro ve amphitiyatrolar eğlence için kullanılırken Doğu Roma dünyasında eğlence için kullanılırken aynı zamanda bayramlarda dini törenlere ev sahipliği yapmaktaydı. Antik kentlerde kutlanan bayramlarda tören alayları mutlaka ve mutlaka tiyatro ve stadionlara uğramaktaydı. Burada halkı coşturmak için oyunlara ve yarışlar yapılmakta, tanrıya ve/veya tanrıçaya sunumlar yapılarak kutsanmaktaydı. Her kent kendi özelinde farklı bir güzergâhı ve farklı bir töreni bulunmaktaydı.

Stadionlar

Stadion (gr.) veya stadium (lat.) kelimesinin etimolojik anlamı ölçü birimidir. 1 stadion 600 ayaktır. 1 Pletronda 600 ayağa eşittir. Ayak ölçüleri çok değişiktir. Stadion uzunlukları da şehirlere göre değişiklikler göstermektedir. 1 Stadion ≈ 200 m.

Spor karşılaşmalarının yapıldığı alanlar oldukça basit yerledir. Zaman içerisinde mimari bir gelişim gösterirler. Dikdörtgen bir alanın önüne önce bir kapı yapılmış, daha sonra iki uzun kenarına basamaklar yerleştirilmiştir. İlerleyen aşamada kısa kenarlarına kavisli yuvarlak apsis şeklinde basamak kısmı ekleniyor. Bu kısma sphendone ismi verilmektedir. Yarış genelde kapının hemen arkasından başlıyor. Başlangıç çizgisi mevcuttur. Kulvarlar kazılarak veya taşlarla belirlenmekteydi. 1. standiondan uzun yarışlarda bir direk ile dönüş noktası belirlenmekteydi.

Olympia’da hakemler vardır. Hellanadiken (12 hakem) adını alırlar. Bu kişiler Elis Adası’ndan gelmekte ve özel localarında oturmakta idiler. Olimpiyatları kazananların adlarını şeref listelerinden öğrenmekteyiz. Bu listeler hakkında Elisli Hipias, Saxus, Iulıus Africanus bilgi vermektedir. Listeler 1. Olimpiyat olarak MÖ 776 yılında başlamış ve MS 393 yılına kadar toplam 293 Olimpiyat 1168 yıl boyunca her dört yılda bir tekrarlanmıştır. Bu oyunlar Ağustos ayının ortasında dolunay zamanında yapılıyor. Oyunları yapılışı hakkında kaynaklarda kesin bir bilgi bulunmamasına karşın 5 gün sürdüğü bilinmektedir. Belki kapanış ve kurban törenleri ile 6 gün olmaktaydı. MÖ 6. yüzyıl için bu kesindir.

1. Gün: Zeus Herkios (yemini kutsallığını sağlar) adına oyundur. Bouletherion’da bir dini törenle oyun açılıyor. İlk yapılan iş yarışların belirlenmesi için kuraların çekilmesidir. MÖ 4. yüzyıldan itibaren bu ilk yapılan törenlere borucuların yarışması ekleniyor. Beden Eğitimi ile ilgili olmayan bir yarışmadır.

2. Gün: Gençlerin yarışmaları yapılmaktaydı. Gençlerin atletik disiplinleri büyüklerinkine eşittir.

3. Gün: Hipodrom kısmında at ve araba yarışları yapılmaktaydı. Stadionda ise pentalon (5’li yarışmalar) başlamaktaydı.

4. Gün: Tan dolunay günü, bugün yarışma yoktur. Zeus’a bir takım kurbanlar yapılıyor. Prytaneion’da yemek yenilmekteydi.

5. Gün: Öğleden önce koşu yarışmaları yapılmaktaydı. Çift stadion ve uzun koşular başlardı. Sonra güreş, boks, pankraksion yapılıyor. Öğleden sonra yarışmacılar disk ve cirit atardı.

6. Gün: Kazananlara yabani zeytin ağacı dalından çelenkler verilirdi. Zeus Tapınağının batısında olurdu. Son günün akşamı da yemek (şölen) ile son bulmaktaydı.

Olimpiyatlara gerçek Hellen kanı taşıyanlar katılmaktaydı. Hellanadikenleri adı MÖ 662’den sonra 32. Olimpiyatlarda ilk defa söz konusu olmaktadır. Koşuculara oyun kurallarını belirtir, kuralları ayarlar ve sonuçlandırırlardı. Hakemlerin Elis kökenli olması şarttır. Yarışmaların başlangıcından 10 ay önce kura ile belirleniyorlardı. Bu 10 aylık süre atletler bir ön çalışma olanağını sağlamaktaydı. Ceza alan atletlerin yarışması yasaklanıyordu. Bir koşucu diğer bir yarışmacının önüne geçtiği veya düşürdüğü zaman ceza alırdı. Atletler Elis’de Gymnasion’da hazırlanırlardı. Birçok atlet bir araya gelip çalışmaktaydı. Aynı zamanda bu kişiler özel diyet uygulamaktaydılar.

Koşu yarışları                                  Pentatlon (Beşli Yarışma)

1. 1 Stadion                                              1. Güreş

2. 2 Stadion                                             2. Boks

3. Uzun koşu                                           3. Pankrasion

4. Silahlı koşu                                         4. Araba

5. At yarışları

Borucuların yarışmaları atletizm dışında kalmaktadır. 1 stadionluk koşu Zeus onuruna yapılan dinsel koşunun devamı niteliğindedir. 600 ayaklık yarış esas yarış olmuştur. Süvari yarışları dışında bütün atletler çıplak yarışmaktaydılar. Yarışa işaretten önce çıkana ceza verilmekteydi. Antik olimpiyatlarda önemli olan konu rekor kırmak değildi. Yarışmayı birinci bitirmek önemlidir. İkinci ve üçüncü bitirmenin bir anlamı yoktur. Diaulos ( 2 stadion) 385 m’dir. Olimpiyatlarda stadionun batısında koşuya başlanıyor doğusundaki direkten dönüp başlangıç yerine gelinmekteydi. Uzun koşunun uzunluğu değişmektedir. MÖ 720 yılında 24 stadiona kadar uzatılırdı. 18. Olimpiyatlarda pentatlon başlıyor. Atlama, koşu, disk atma, mızrak atma ve güreşten oluşuyor. Bunların hepsi aynı gün yapılırdı. Son karşılaşma güreş yarışmasıdır. Kazananın kim olduğu açık şekilde belli değildir. 5 yarıştan üçünü kazandığına dair yazıtlar mevcuttur. Atlama yarışmalarında ellerinde (bugünkü ütüye benzeyen) ağırlıklar ile atılırdı. Halter kulplu taş ağırlıklarla yapılırdı. Ağırlıklar taş, demir ve kurşun malzemeler kullanılarak yapılmıştır. Mızrak ahşaptan yapılır, ucuna ip bağlanırdı. İp, parmakla tutulup itilirdi. Hoplitlerin mızrakları daha hafiftir. Burada amaç mızrağı uzağa atmaktır. Disk tunç veya diğer metallerdendir. Çeşitli ağırlıklarda olmaktaydı. Son yarışma olan güreşte atletler yağlanmaktaydı. Böylece yarışmacının rakibini tutması güçleşmekteydi. Rakibini üç kez yere atan galip ilan ediliyordu. Güreşte can yakıcı hareket, ayak ve kol bükmek yasaktır. Yarışmacılar arasında kilo söz konusu değildir. Kura usulü ile belirleniyordu. Boks ise 23. olimpiyatlarda MÖ 688’den sonra yarışmalara dahil edilmiştir. Deri eldiven gibi nesneler kullanmışlardır. Amaç rakibi oyun dışı etmektir. Boks yarışında eğer bir atlet diğer atleti öldürürse, öldürülen atlet galip kabul edilmekteydi. 33. olimpiyatlardan sonra güreş boks karışımı pankraksion başlamıştır. Isırmak ve tırmalamak yasaktır. 65. Olimpiyatlarda MÖ 525’den itibaren silahlı koşu oyununa yer verilmiştir. Hoplitler başlık, dizlik ve silahlardan oluşan donanımları ile koşuyorlar. 2 stadionluk yarıştır. Kazanan kalkanını Zeus Olympios Tapınağına veriyor. 25. olimpiyatlara dört atlı araba yarışı, 33. olimpiyatlarda MÖ 625’de at yarışları, 71. olimpiyatlarda 2 katır yarışmaları ekleniyor. 99. olimpiyatlarda tay yarışmaları başlamıştır. At yarışmalarında eğer ve nal kullanılmamıştır. 37. olimpiyatlardan itibaren MÖ 627’den sonra gençler ve erkekler olarak yarışmaların iki kategoride yapılmasına başlanıyor.

Yarışı kazanlar son gün çığırtkan tarafından ilan edilirdi. Birinciler zeytin ağacının dalından yapılan bir taç ile ödüllendirilirdi. Şükran kurbanı ile oyunlar son bulmaktaydı. Utku kazanmak çok büyük onurdur. Antrenman olanakları, yaşam boyu geçinecek para ve bazı ayrıcalıklar tanınmaktaydı.

İlk stadion yarışmasını kazanan Elisli Kherroibosdur. İlk 14 olimpiyatı kazananlar Elis kentindendir. Bu ilk yarışmaların bölgesel nitelikten olmasından kaynaklanmaktadır. 16. olimpiyatlardan 44. olimpiyatlara MÖ 604’de kadar Spartalı kazananların isimlerini görüyoruz. MÖ 487’de 48. olimpiyatta bir iki tane Atinalıda vardır. 70. olimpiyat MÖ 488’de Aşağı İtalya kenti Krothon’dan atlet gelmiştir. Stadion ve güreşte başarı gösteriyorlar. Milon adlı güreşçi önce gençler kategorisinde başarı göstermiş, daha sonra erkeklerde 6 kez birincilik almıştır. Peridonike lakabı verilmiştir. Eğer bir oyuncu çeşitli yerlerde birinci olursa bu adı almaktadır. Peloponnesos Savaşları sırasında yarışmalara katılma azalıyor. Alkibiades’in ismini dört atlı araba yarışında görüyoruz. MÖ Makedonyalıların adları yarışmalarda görülmektedir. Kral II. Philipp üç kez araba yarışı kazanmıştır. Hellenistik Dönem’de İskenderiye’den gelen atletlerin başarıları görülür. Anadolu’dan gelenler de başarılıdır. Rodos’tan gelmiş Leonidas dört olimpiyatta 2 stadion ve silahlı koşuyu kazanmıştır.

Tiyatrolar ve stadionlar bağımsız yapılar gibi kent içerisinde yer alsalar da genellikle birbirleri ile ilişkili olarak inşa edilmişlerdir. Kullanımları tekil olsa da bayramlarda ve kutlamalarda mutlaka birlikte kullanılmışlardır. Bu nedenle anıtsallıkları ve işlevsellikleri kentin prestij yapısı oldukları için öne çıkmaktadır.

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir