Antik Dönem’de Ölüm ve Gömü Gelenekleri

Antik Dönem'de Ölüm ve Gömü Gelenekleri

Fotoğraf: Gela Ressamı Siyah Figür Pinax – Cenaze Sahnesi
Arkhe Dergisi Sayı 10’da sizlerle…

Ölümün kaçınılmaz bir biyolojik olgu olmasının ötesinde, güçlü bir toplumsal analiz aracı olduğu yadsınamaz. Her toplumda tanımlanmaya ve anlaşılmaya çabalanan “ölüm” ve “sonrasındaki yaşam” tüm insanlık tarihi boyunca toplumları meşgul etmiştir. Ölümün gerçekleşmesinden hemen sonra başlayan gelenekler ve uygulamalar, ait olunan toplumsal yapının inanışları ve alışkanlıkları hakkında değerli bilgiler sunar. Buna bağlı olarak ölüm ile ilişkili gelenek ve uygulamaların her kültürde ve dönemler boyunca değişkenlik göstermesi doğaldır. Bununla birlikte tek bir kaygı ortaktır: sevilen kişinin ruhunun huzura kavuşması.

Akhilleus’un rüyasında Patroklos’a seslenişinde bu kaygının izlerine rasatlarız:

“Durma, çabuk göm de, gireyim Hades kapılarından,

ruhlar var burada, göçmüşlerin belirtileri,

giremem içeriye, uzağa sürerler beni,

ırmağı geçip bir türlü karışamam aralarına, boşuna dolanırım Hades’in geniş kapılı evi önünde, boşuna”.

(Homeros, İlyada, 23: 71-75)

Gömünün gerçekleşmesi ve geleneklere uygun olarak tüm ritüellerin yerine getirilmesi sevilen kişinin ruhunu huzura kavuşturma sorumluluğu taşıyan ailenin görevidir. Ölüm ailede kendini gösterdiği andan itibaren, yüzyılların gelenekleri uygulamaya başlar.

”Atları hızlı Myrmidonlar, sevgili dostlarım,

arabalarınızdan çözmeyin tek tırnaklı atlarınızı,

atlarımız arabalarımızla yaklaşalım Patroklos’a,

ölülere saygı gerek, ağlayalım ölüsüne…”

(Homeros, İlyada 23: 6-9)

Cenaze töreninin ilk aşamasını prothesis oluşturur (Resim 1) ve bir anlamda ölümün ilanıdır. Evin içerisindeki yas döneminde klineye yatırılan, ölünün çevresine toplanan aile ve yakınların ölüye saygılarını göstermeleri, acılarını dışa vurmaları ve gömü töreninden önce ölünün hazırlanması için bir zaman sağlamaktadır. Prothesis başlamadan önce ölünün hazırlanması, ailedeki kadınların görevi idi. İlk iş ölünün gözlerini ve ağzını kapatmaktır. Homeros’a göre, ölünün gözlerini ve ağzını hemen kapatmak ölüye duyulan saygının gereğidir ve bu görev, kişi eğer evli ise eşine (Homeros, Odysseia 24: 290-296), değilse ebeveynine aittir (Homeros, İlyada 11: 450-453). Bundan sonra ölü yıkanır ve yağlanırdı. Böylelikle prothesis, ağıtların yakılması, en yakın akraba ve arkadaşların, özellikle kadınların saçlarını yolmaları ve yüzlerini yaralamalarıyla başlamış olur. Kopetos (kendini dövme) olarak anılan bu hareket acının gösterilmesi içindir ve ölünün ruhunun huzura kavuşması için önemlidir.

Protehsisin sona ermesiyle birlikte cenaze gömü törenin yapılması ve defnedilmesi için mezarlığa götürülür. Ölümün üçüncü gününde ve günün erken saatlerinde, bazı kaynaklara göre gün doğmadan, ölünün evden alınıp nekropolise götürülmesi töreni Ekphora olarak anılır.

”…savaşçılar da bindi arabalara, arabacılar da.

Önde arabalar gidiyordu, arkada binlerce yaya,

taşıyorlardı arkalarında arkadaş Patroklos’u…”

(Homeros, İlyada 23: 132-134)

Antik Dönem Yunan sanatında nadir olarak görülen ekphora sahnelerinin bazılarında ölü, eller üzerinde taşınırken, bazı örneklerde araba ile taşınmaktadır. Ekphora sırasında genellikle basit ve dört tekerlekli yük arabalarının kullanıldığı anlaşılmaktadır. Cenaze alayına erkeklerin yanı sıra ölüye en yakın akrabalar da katılırdı.

Gömü Tipleri

Anadolu’da MÖ 2. Binde Hitit Kralları ve Troia yerleşimcilerinin kremasyon (yakarak gömme) geleneğiyle gömüldüğü bilinmektedir. Eski Yunan’da ise MÖ 1. yüzyıldan itibaren bu gömü biçiminin uygulanmaya başladığı arkeolojik buluntulardan hareketle söylenebilir. Bu dönemden önce özellikle Myken Dönemi’nde sıklıkla karşılaşılan gömü biçimi inhumasyon (vücudun bütünlüğünün korunduğu) gömü biçimidir. Kermaikos (Atina) mezarlığında Sub Myken stilinde karşımıza çıkan urneler kremasyon geleneğinin Yunan dünyasında başladığına işaret eder.

Birçok yerleşmede çağdaş olarak kremasyon ve inhumasyon gömü geleneğinin bir arada hem kadınlar hem de erkekler için uygulanmış olması, gömü geleneğindeki değişimin dönemle ilişkili olmasının ötesinde ailenin sosyal ve ekonomik düzeyi ile de bağlantılı olduğunu göstermektedir. Ancak, özellikle vurgulamak gerekir ki kremasyon gömü biçimi sadece yetişkinler için uygulanmıştır.

Kremasyonların her toplumda farklı biçimde uygulamaları karşımıza çıkar. Yakma işlemi kare biçimli veya yuvarlak yakma çukurlarında gerçekleştirilmiştir. Bazı durumlarda yakma alanı nekropolisin içerisinde ortaktır. Bu durumda yakma işlemi gerçekleştikten sonra toplanan kemikler ve küller bir urne (muhafaza) içerisine konur ve gömünün yapılacağı mezar alanına yerleştirilir. Mezar hediyeleri bazen mezarın hem içinde hem de dışında karşımıza çıkar. Atina’nın Kerameikos nekropolisinde ve Batı Anadolu’da bir birçok merkezin nekropolisinde (Assos, Antandros, Gryeneion, Samos, Teos) bu tür urnelere rastlamak mümkündür. Ionia kentlerinden Klazomenai’de ise urne geleneğine rastlanmaz. Yaklaşık 6 metrekarelik yakma çukurları aynı zamanda gömünün yapıldığı mezar alanlarıdır. Yakma işlemi gerçekleşirken atılmaya başlayan hediyelerle birlikte yanan kemikler, küller, hediyeler küçük bir tümsek oluşturacak şekilde ateşin söndürüldüğü toprak ve çakıl taşlarının altında bırakılır. Böylece mezar yeri de bir tümsekle belirlenmiş olur.

İnhumasyon mezarlar da çeşitli biçimlerde karşımıza çıkar. Genellikle bir muhafaza içerisine yerleştirilen ölünün bedeni bazı durumlarda direkt olarak toprağa yatırılır. Muhafaza içerisindeki inhumasyon gömüler pişmiş toprak, ahşap veya taş lahitlerin içerinde olabileceği gibi basit pithos veya sanduka mezarların içerisine de konabilir. Lahit içerisinde gömü Mısır, Girit ve Mezopotamya kültürlerinde de bilinen eki bir gelenektir. Yunan dünyasında ise bilinen en eski lahitle Korinth’de MÖ 7. yüzyılın başında kaşımıza çıkan taş lahitlerdir. Bu tip taş lahitler her merkezde genellikle yerel taştan üretilmiş, basit levha veya çatı biçiminde kapaklarla kapatılmıştır.

Antik Yunan dünyasında özellikle dikkati çeken bir diğer grup lahit ise Klazomenai üretimi olduğu bilinen bezemeli pişmiş toprak lahitlerdir. Klazomenai nekropolislerinde ele geçen örnekler “Klazomenai lahitleri” olarak adlandırılan bu grubun MÖ 630’dan itibaren üretilmeye başladığını ortaya koymuştur. Klazomenai dışında geniş bir coğrafyaya yayılan bu lahitlerin örneklerine Teos, Ephesos, Smyrna, Rhodos ve Abdera’da da rastlanmaktadır. Bu geleneğin MÖ 5. yüzyılın sonlarına kadar hem yetişkin hem de çocuk mezarlarında kullanılmak üzere devam ettiği bilinmektedir.

İnhumasyon mezarların diğer bir muhafaza biçimi taş blokların dikey olarak ve bir dikdörtgen oluşturacak şekilde yerleştirilmesiyle oluşturulmuş sanduka mezarlardır. Hem yetişkinler hem de çocuklar için kullanılan bu gömü biçimi de bir çoık nekropolisde ve uzun dönemler boyunca kullanılmıştır. Diğer muhafazalar arasında ise pithoslar ve basit depolama kapları yer alır; bebeklerin ise basit depolama kapları veya amphoraların içerisine gömüldükleri bilenmektedir.

Antik Dönem'de Ölüm ve Gömü Gelenekleri

Fotoğraf: Prothesis Sahnesi, Geç Geometrik Dönem Attıka Krateri / Met Museum

Mezarın İşlenmesi

Mezar yerinin hatırlanması ve ziyaret edilmesi tüm kültürlerde karşımıza çıkan önemli bir olgudur. Eski Yunan’da mezarın ziyaret edilmesi ve gömü sonrasında da çeşitli hediyelerin getirilmesi inancı, vazo resimleri üzerine de yansımıştır.

Mezarların işaretlenmesi için uygulanan en klasik yöntem, gömü yapıldıktan sonra toprak, çakıl taşı veya ufak taşlarla küçük bir tümsek oluşturacak şekille mezarın örtülmesidir. Bu tümseğin üzerine ise bazı durumlarda işaretlemek amacıyla büyük bir pişmiş toprak vazonun konduğu bilinmektedir. Attika’da Protogeometrik ve Geometrik Dönem mezarları bu geleneğe önemli örnekler sunarlar. Arkaik Dönem’de mezarın üzerindeki toprak yığını erken dönem örneklerine oranla daha büyüktür ve mezar kapağının üzerinde yer alan taş veya çakıl taşlarından oluşturulan zemin üzerinde yükselmektedir. Mezarların işaretlenmesi için sıklıkla kullanılan diğer yöntem, yığılan toprak üzerine mezar stelinin dikilmesidir. Mezarların steller, sütunlar ve taş vazolarla işaretlenmesi Hellenistik ve Roma İmparatorluk Dönemleri boyunca da devam etmiştir. Ölen kişinin adını, bir ağıt veya adak yazıtını taşıyan mezar stellerinin çeşitli biçimlerde ve sembollerle bezenerek kullanımı, günümüzde de görülmektedir.

Mezar Eşyası/Mezar Hediyeleri Bırakma Geleneği

Mezar hediyeleri genellikle “kişisel eşyalar”, “günlük kullanıma dönük eşyalar” veya “mezar hediyesi olarak üretilmiş eşyalar” olarak karşımıza çıkar. Kişisel eşyalar arasında takılar, silahlar, oyun taşları ve parfüm kapları sayılabilir. Günlük kullanıma dönük eşyalar ise genellikle gömü sırasında uygulanan bir ritüel veya “yiyecek ve içecek adağı” ile ilişkilidir. Son grup, mezar hediyesi olarak bırakılmak amacıyla üretilmiş, günlük yaşamda bir fonksiyonu olmayan, pişmiş toprak figürinler, minyatür kaplar, beyaz lekythoslar, cenaze sahnesi taşıyan plaka levhalar gibi çeşitli eşyaları kapsamaktadır.

Mezar adakları arasında, gömü sonrasındaki ziyafete işaret eden buluntular birçok nekropoliste ele geçmiştir. Perideipnon olarak adlandırılan ölü yemeği, cenaze töreninin en önemli bölümünü oluşturur. Antik metinler, gömüden sonraki üçüncü ve dokuzuncu günlerin önemine sürekli olarak işaret etmektedir. Ölümün dokuzuncu gününde mezarın başında toplanılır. Ancak, taenata (dokuzuncu gün) olarak anılan bu toplanma sırasında, tam olarak nasıl bir uygulamanın yapıldığı bilinmemektedir.

Bu günlerde mezar ziyaret edilir ve ölüye çeşitli yiyecekler sunulurdu. Bunun dışında, Homeros, İlyada’da iki defa ölü yemeğinden söz eder; ancak her iki durumda da ölü yemeği için belirtilen zaman farklıdır. Patroklos’un ölü yemeği yakılmasından önce (Homeros, İlyada 23: 29), Hektor’un yemeği ise daha sonra, Priamos’un sarayında gerçekleştirilmiştir (Homeros,İlyada: 24: 801-809).

Ölü yemeğinin ve adakların nelerden oluştuğu sorusuna yukarıda sözü edilen arkeolojik veriler ve çeşitli betimlerden hareketle kısmen de olsa yanıt bulmak mümkün olmaktadır. Geç Geometrik Dönem’e ait vazolar üzerinde yer alan prothesis ya da ekphora sahnelerinin bazılarında, cansız gösterilen kuşlar ya da diğer küçükbaş hayvan figürleri betimlenmiştir. Bunun dışında, geç dönemlere ait mezar stelleri çıplak ya da yarı çıplak olarak, klinede uzanır şekilde tasvir edilen ölen kişinin önünde, üzerinde yiyeceklerin bulunduğu bir masa vardır. Yiyecek ve hayvan adaklarının dışında mezar hediyeleri arasında sıklıkla karşılaşılan içki kâseleri ile servis kapları, mezarlara yapılan sıvı adaklarının varlığına işaret etmektedir. Sıvı adakları antik metinlerde, ”khoai” adıyla anılmakta ve şarabın yanı sıra, bal, süt, zeytinyağı ya da suyun da kullanıldığı belirtilmektedir.

Bunun dışında, ölümün yıl dönümlerinde genesia kutlanırdı. İçeriği herkesçe açıkça bilinen bu tören hakkında antik metinler ”her yıl aynı törenler yapılırdı” şeklinde bir açıklama dışında, başka bilgi vermemektedir. Ancak, yıllık anma törenlerinin mezarın başında değil, evde ve aile tarafından uygulandığı bilinmektedir.

Antik Dönem'de Ölüm ve Gömü Gelenekleri

Fotoğraf: Marcus Aurelius Takı – Kurban Töreni

Cenaze Törenlerinde Müzik ve Cenaze Oyunları

Gömü gelenekleri arasında, özellikle de prothesis, ekphora ve ölü yemeği sırasında müziğin var olduğu, çeşitli betimlemeler ve antik metinlerin aktarımlarından anlaşılmaktadır. Bu sahnelerde cenaze töreni sırasında çalınan flüt veya lyra betimlenmiştir (Resim 2). Cenaze törenleri sırasında özel olarak tutulmuş ağıt yakıcıların varlığı, antik metinlerden bilinmektedir. Geç Geometrik Dönem’e ait prothesis sahnelerinde kline altında gösterilen kadınlar, muhtemelen bu ağıt yakanları betimlemektedir.

”…ozanlar oturttular yanı başına,

yanık yanık ağıta başladılar,

kadınlar karşılık verdi hıçkırıklarla.

Ak kollu Andromakhe başladı kadınlar ağıtına…”

(Hektor’un cenaze törnei. Homeros, İlyada 24: 720-725)

Özellikle savaşta ölen kahramanların anısına ”cenaze oyunlarının” düzenlendiği de bilinmektedir. Silahlı çıplak erkek figürlerin betimlendiği sahneler, cenaze oyunları sırasında gerçekleştirilen ”silah taşınarak yapılan dansı” betimlemektedir. Araba yarışları veya çeşitli atletik yarışmalardan oluşan bu oyunlarda, değerli hediyeler ödül olarak sunulmuştur. Homeros, İlyada’da Patroklos’un onuruna düzenlenen oyunları ve ödüllerini şöyle sıralar:

”Akhilleus orduyu toplu tuttu,

ödüller getirtti gemilerden, leğenler, üç ayaklar,

atlar, katırlar, alacalı demir…”

(Homeros, İlyada 23: 258-261)

2 Yorum

  1. Bakınız: Pers Sanatı - Arkhe Dergisi - Arkeoloji

  2. Bakınız: Arkeolojik İskelet Kalıntılarının İncelenmesinin Tarihsel Gelişimi ve Biyoarkeolojinin Doğuşu - Arkhe Dergisi

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir