Antik Çağ’da Porphyr(Porfir)

Antik Çağ'da Porphyr(Porfir)

Fotoğraf: Arkeoloji Müzesi, Napoli. Porfiri ve mermer. MS 2. yy’nin ikinci yarısı.
Porphyr kelime anlamı olarak Sanskritçe alevli köz anlamına gelen ‘pur-phur’ kelimesinden meydana gelmiştir. Porphyr magmatik bir kayaç olup antik dönemden günümüze kadar çeşitli işlevlerde kullanım görmüştür. Porphyr temelde yeşil ve kırmızı olarak iki tipe ayrılmaktadır. Kırmızı olanı Mısır’da ki Gebel Dokhan Dağı (Mons Porphyrites taş ocağı) ve Wadi Hammamat’tan, yeşil olanı ise Yunanistan Taygetus dağı ve Peloponnnesos’da ki Cape Matapa’dan çıkarılmaktaydı. Rengi mora çalan porphyr türü antik dönemde kan ve alevle ilişkili olmuştur. Mons Porphyrites taş ocağının MS 1. yüzyıl ve MS 4-5. yüzyıllarda faaliyette olduğu arkeolojik buluntularla desteklenmiştir. Fakat Mısır, Roma İmparatorluğu bünyesinden ayrıldığı sıralarda Porphyr oldukça değerli hâle gelmiştir. Plinius, Roma’da bu taşın ilk kullanımının İmparator Claudius döneminde Procurator Vitrasius Pollio tarafından getirilmesiyle başladığını bize bildirmektedir. Ayrıca Vitruvius MÖ 20 dolaylarında Romalıların yapılarında porphyr kullandığından bahsetmektedir. Porphyr gerek renginin asilliği yansıtması gerekse sağlamlığından dolayı yüksek gelirli kişiler tarafından tercih edilmekteydi. Hatta İmparator Antoninus Pius, konsül Marcus Valerius Homullus’un villasına konuk olduğu sırada villadaki porfir sütunlara hayranlık duyarak bunları nereden aldığını sormuştur. Buradan porphyr kullanımının hükümdar ve ailesiyle sınırlı olmayıp diğer yüksek statüdeki kişilerce de tercih edildiği dikkat çekmektedir.
Mons Porphyrites’ten elde edilen taşlar Romalılar tarafından birçok yerde kullanılmıştır. Özellikle Doğu Roma’da imparator ve ailesinin lahitlerinde, Çemberlitaş’ta bulunan Constantinus Sütununda hatta ülkemizden götürülen ve şuan Venedik San Marco Bazilikası’nın köşesinde sergilenen Tetrark Heykeli gibi örnekler verebiliriz. Doğu Roma’da yaygın olan mor içinde, mor odada doğmak deyimleri de doğrudan porphyr ile alakalıydı. Constantinopolis’te boğaza bakan bir sarayda, porphyr kaplamalı odayı Anna Komnena tasvir etmektedir. Bu odanın zemini, duvarları ve tavanı tamamen porphyr ile döşenmişti. Hatta öyle ki ‘Porphyrogennetos’ yani ‘Mor odada doğan’ terimi VII. Constantine gibi birçok imparatorun unvanı hâline gelmiştir. İstanbul Arkeoloji Müzesi bahçesinde imparator ve imparatoriçeler için hazırlanan porphyr lahitler bulunmaktadır. Porphyr lahite gömülmek antik dönemde oldukça pahalı ve imparator ve ailesi için oldukça önemliydi. Ayrıca Ayasofya içerisinde yer alan ve imparatorların taç giydiği yer yani ‘Omphalion’ bölümünde de porphyr kullanımı dikkat çekmektedir. Yeşil porfir ise kırmızıya oranla daha az tercih edilmektedir. Ayasofya’nın bazı sütunları ve bazı imparator ve imparatoriçe lahitlerinde de kullanımı söz konusudur. Kırmızı porphyr’in özellikle yönetimdeki kişilerce tercih edilmesinin bir sebebi de aslında porphyr’in imparatorlukla özdeşleştirilmesi ve yönetimle ilgisi çarpıcı bir gerçektir.
Arkhe Dergisi Sayılarının tamamını görmek ve abone olmak için tıklayınız.

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir