Antik Çağ’da Para

Antik Çağ'da Para

Fotoğraf: Lydia Stater

İnsanlık tarihinin en eski dönemlerinde bugünkü anlamda paranın, dolayısıyla sikkenin olmadığı dönemlerde nasıl alışveriş veya ticaret yapıyorlardı? Bu soruyu MÖ 4. Yüzyılda yaşamış Antik Yunan filozofu Aristoteles de sormuştu. Aristoteles, bir malın diğeriyle değiştirildiği sistemi ticaretin en eski türü olarak tanımlamıştı. İnsanlar henüz yerleşik hayata geçmeden önce sikke veya para düşüncesi bilinmiyordu. Çünkü insanların yerleşik hayata geçmeden önce kendi ihtiyaçlarını kendileri karşılama çabası vardı. Mal değişimi veya malın değerini saptamak yerleşik hayata (Neolitik Dönem) geçilmesiyle ortaya çıkmıştır. Sikkenin kullanılmaya başlanmasından önce tüm alışveriş ve ticaret trampa/barter (takas) denilen yöntemle yapılıyordu. Değiş tokuş, yani barter veya trampa denilen bu yöntem herhangi bir malın başka bir mal ile değiştirilmesi yöntemidir. Örneğin, bir inek satın almak isteyen biri, ineğin karşılığında birkaç adet kuzu veya belirli bir miktar tam tartılmış maden vermek zorundaydı. Gümüş, ya da altına sahip olanlar ise bunları belirli ağırlıklarda yanında taşımak zorundaydılar. Erken dönemlerden beri belli ağırlıklardaki madeni parçaların kullanılmasının sikkenin icadında doğrudan etkili olup olmadığı henüz bilinmemektedir.

Takas yönteminin kullanılması demek her malın bir değerinin olması demektir. Her malın değeri de paraydı. Para sikkeden daha genel bir tabirdir. Her sikke paradır, ancak her paranın sikke olmadığını vurgulamak gerekir. Para sikkenin icadından daha uzun süre önce de mevcuttu. Tarih öncesi dönemden günümüze kadar çeşitli objeler, farklı birçok toplum tarafından para olarak kullanılmıştır. Örneğin, eski Uzak Doğu’da istiridye kabukları ve tunç aletler, eski Mısır’da altın yüzükler, Orta çağ İzlanda’sında kurutulmuş balık ve yakın zamanda ise Kuzey Amerika yerlileri arasında istiridye kabuğundan boncuk-kolyeler (wanpum) ve battaniyeler, 19. yüzyılda Habeşistan’da tuz gibi ürünler para olarak kullanılıyordu. Homeros dönemi Yunanistan’ında sığır standart değer ölçüsüydü; aynı zamanda silahlar, köleler, elbiseler, üçayaklı kazanlar ve başka tunç kaplar da tazminat ve fidye ödemelerinde kullanılmaktaydı.

Para ilk zamanlarda genel olarak hayvan, tahıl ürünleri, alet vb. mallardı. Aracı olarak kullanılan bu malları muhafaza etmek, istenildiğinde hemen kolayca ortaya koyabilmek, bir yerden bir yere taşımak oldukça güçtü. Kısacası alışverişte bu araçların kullanımı pratik değildi. Zamanla kullanılması daha kolay olan maden külçeler alışverişte ön plana çıktı. Kullanılan bu yeni araçlar doğada az bulunduğundan değerliydi, istenilen parçaya bölündüğünde değer kaybetmiyordu ve bozulmadan saklanabiliyorlardı. Bu madenlerin arasında altın ve gümüş daha önemliydi. Çünkü hem doğada daha nadir bulunuyorlardı ve hem de daha dayanıklıydılar.

Kuşkusuz sikke öncesi dönemde bir malın değeri için, değerinin saptanması ya da saptanmış değerinin karşılığı için standart bir ödeme aracına gereksinim vardı. İşte bu sırada sikke düşüncesinin ilk basamağı olan metal ortaya çıkmıştır. Uygarlık metalin keşfi ile doğrudan ilişkilidir.

Paranın tarihinde, kabaca değerli metallerin para niyetine kullanılması biçimde tanımlanan oldukça önemli aşamalardan birisine ilişkin ilk yazılı kayıtların izine, MÖ üçüncü binyılda Mezopotamya ve Mısır’da rastlanır. Bu maden külçelerin kullanımı ile ilgili kanıtları birçok kaynakta görebiliriz. “Midyan’lı tüccarlar oradan geçerken, Yusuf’u kuyudan çekip çıkarttılar ve Yusuf’u yirmi gümüş parçasına İsmaililere sattılar, onlar da Yusuf’u Mısır’a götürdüler.” Eski Ahit / Tekvin’de yer alan bu pasaj bize gümüş parçası ile insan ticaretinin var olduğunu gösterir. Aynı zamanda bu hikâyenin gerçekleştiği tarihsel dönem (MÖ ikinci binyıl başları) açısından da son derece akla yatkındır. Ayrıca Mezopotamya’da yasa ve adaletin temel esaslarını belgeleyen birkaç ilk metin, bölgedeki kentlerin kraliyet ve tapınak arşivlerinde ve anıtsal yapılarında bulunan kil tabletler ve taş yazıtlarda korunmaktadır. Bunlar da bize değerli metalin para niyetine kullanıldığı sosyal yapıya ilişkin bazı kanıtlar sunmaktadırlar. Bu bölgede kralın adaletin sağlanmasındaki rolünü ilan eden “kanunlarda” ödemelerin nasıl yapılacağı, belli ağırlıklarda gümüş cinsinden kapsamlı bir şekilde belgelenmektedir. Örnek olarak, Kuzey Mezopotamya’da (MÖ 2. binyıl başlarında) Eşnunna kralının kanunlarına göre, bir adamın burnunu ısırmanın cezası 1 mina gümüştü (yaklaşık yarım kilo), ki bu yüksek bir miktardır çünkü surata atılan bir tokat bunun altıda biri olan 10 şekel ile cezalandırmaktadır. Hem Eşnunna yasalarında hem de ondan iki yüz yıl sonra ki ünlü Hammurabi Yasalarında, borçların gümüşle veya gümüş değerinde tahıl ile de ödenebileceği anlatılır. Bu örneklerde gümüşün yanı sıra altın ve bakır gibi madenlerin de ticarette kullanıldığı aktarılmıştır.

Ege dünyasına bakıldığında da benzer ticaret nesnelerinin kullanılmakta olduğu görülür. En değerli maden kuşkusuz altındı. Ege dünyasında altın değer birimi, ufak bir parça çubuk veya bir yüzüktü. Ağırlığı 8.5 gr. kadardı; yani bir öküzün fiyatı! Eski Yunanlılar çeşitli metallerden ağırlıklara talanton diyorlardı. Teorik ağırlığı 26.196 kg olan talantona ilişkin bir pasajı Homeros’ta bulmaktayız. Akhilleus, arkadaşı Patroklos onuruna düzenlenen cenaze töreni oyunlarında kazananlara verilmek üzere çeşitli ödüller koyar. Koşu yarışında ilk ödül gümüş bir kaptı. İkinci ödül büyük ve yağlı bir öküz, üçüncü ödül ise yarım talantondu. Buradan, Homeros çağında 1 altın talantonun, bir öküze eşit olduğu anlaşılır.

Yine, öküzün, MÖ 12. yüzyılda Homeros’un Akhalarınca standart bir değer ölçüsü olmasıyla ilgili olarak Troia ovasında karşılaşan Glaukos ve Diomedes’in silahlarını değiştirmeleri olayı örnek gösterilebilir:

” …Ama Kronosoğlu Zeus, tam o sıra, Glaukos’un aklını başından aldı, Tydeusoğlu Diomedes’le değişti silahlarını: altını tunçla değişti, yüz öküzlük silahı dokuz öküzlük silahla…”

Yunanistan’da özellikle Tunç Çağı’nda revaçta olan ve Erken Demir Çağı’nda da kullanılan madeni aletler: Üçayaklı kazanlar, çapalar, baltalar, silahlar vb. ödeme aracı olarak kullanılıyorlardı. Ancak bu aletlerin para olarak kullanılması, doğrudan doğruya ağırlıklarına bağlı değildi. Yani bir alet, alet olduğu ve yararlı bir nesne olduğu için değerliydi; bu nedenle ağırlığı ikinci planda geliyordu. Bu ödeme şekli ile ilgili en iyi örnekleri Arkaik Yunanistan’da görebiliriz. Bazı para cezaları halen kazanlar ve üçayaklı kazanlarla (tripot) hesaplanıyordu. Ufak sikke birimi olan obolos da pişirmede kullanılan şiş olan obelos tan türemiştir.

Sikkeden önce, sikke tipine en yakın uygulamaları Assur egemenlik alanında bulunun Zincirli’de yapılan kazılarda görebiliriz. Bu alanda MÖ 8. yüzyıla tarihlenen bir definede ele geçen çeşitli gümüş çubukların yanı sıra, yuvarlak, disk şeklinde birkaç ingot (külçe) bulunmuştur. Bu disk Ģeklinde ingotlardan üçünün üzerinde, Aramice, kral Barrekub’un adı yazılıdır. Bu buluntuları sikke düşüncesinin ilk uygulamaları kabul edebiliriz.

Sikkenin yukarıda bahsedilen para olarak kullanılan metal külçelerden farkı, sikkenin ağırlığının birim esasına dayalı belli bir ağırlık ölçüsünde önceden ayarlanması ve kimliğini gösteren bir işaret ile damgalanmış olmasıdır. Metal külçelerinin damgalanarak sikke haline gelmesi artık metal külçelerin tartılmadan el değiştirmesi imkânı sağlamıştı. Çünkü sikke üzerindeki damga, metal külçenin önceden tartıldığının resmi işaretidir. Metal külçeden sikkeye geçiş birden olmamıştır, aksine oldukça yavaş ilerleyen bir süreçtir.

Sikke, ağırlığı, içindeki maden miktarı ve boyutu ayarlanmış ve üzerinde, kendisini darp edip tedavüle çıkaran, istendiğinde tekrar geri almayı taahhüt eden yetkili idarenin ya da devletin arma veya işaretini taşıyan yuvarlak (disk şeklinde) ufak bir metal parçasıdır.

Antik Çağ'da Para

Fotoğraf: FEL TEMP REPARATIO – Barbar ve Kulübe

Ödeme aracı olarak kullanılan sikke, yukarıda belirtilen daha farklı ödeme araçlarını bir standarda bağlamıştı. Yani sikke, para çeşitliliğine (tahıl ürünleri, aletler, üçayaklı kazanlar, baltalar, sığır vb.) son verip, standart bir şekilde işlem görmeyi sağlamıştır.

Sikke Batı Anadolu’da büyük bir devlet kurmuş, ekonomisi çok gelişmiş bir devlet olan Lydialılar tarafından icat edilmiştir (MÖ 640/630). İlk sikkeler, Lydia krallığı içerisinde doğal olarak ve bol miktarda elde edilen, altın ve gümüş karışımı bir maden olan (%40- %70 gümüş) elektrondan (beyaz altın) yapılmışlardır.

Batı Anadolu’da MÖ 7. yüzyılın ikinci yarısında icat edilen sikke, kısa zamanda Ege ve Akdeniz dünyasına yayılmıştır. İlk sikkeler aristokrat kişiler tarafından basılmıştır. Lydia Krallığı’nın sikke basımını ele alıp belli bir düzene sokmasından sonra, Batı Anadolu’da kurulan kentler (kent-devletleri) de sikke basmaya başlamışlardır. Bir görüşe göre ilk sikkeler ticaret ya da günlük alışverişten ziyade, askerlerin ücretlerinin ödenmesi gibi özel ya da sınırlı amaçlar için basılmışlardır. Fakat sikkenin icadını yalnızca alışveriş ihtiyacına bağlayan bilim insanları da vardır. Ayrıca devlet tarafından ve/veya devlete yapılan standart ödemeler gibi daha geniş bir alanda kullanıldığına dair teoriler bulunur. Bu görüşler sikkenin karakteri ve özelliğine uygun olarak ortaya atılan teorilerdir. Ancak yazınsal ve belgesel kanıtların eksik oluşu, ortaya konan hipotezler arasında bir tercih yapmayı ya da doğruluklarını test etmeyi zorlaştırmaktadır. Kısacası ilk sikkelerin işlevi hakkında bir şey bilmediğimizi söyleyebiliriz.

Sonuç olarak sikkelerin, geçmiş kültür ve uygarlıkların tarihsel, dinsel, askeri, sosyal ve kültürel yapılarıyla yaşantıları hakkında bizlere ışık tuttuğunu ve sikkeyi bastıran toplumun / devletin / hükümdarın kimliğini yansıttığını söyleyebiliriz.

Sikkenin ortaya çıkışı her ne kadar Lydia Krallığı içinde olmuşsa da ona kimlik ve kullanım alışkanlığı kazandıran, başka bir deyişle model oluşturan Batı Anadolu’daki Ionia bölgesi kentleri olmuştur. Bu kentler ise Yunanistan’dan gelenlerce kolonize edilmişler ve bu yüzden de Hellen (Yunan) kültürünün nüfuzu altında gelişmişlerdi. Bu nedenle, Arkaik, Klasik ve Hellenistik Dönem’de, Cebelitarık Boğazı’ndan kuzeybatı Hindistan’a kadar Akdeniz dünyasının çeşitli bölgelerinde basılan sikkeler “Yunan Sikkeleri” adı altında ele alınırlar. Fakat bu tanım tam olarak doğru değildir. Çünkü bu denli geniş coğrafyada yaşayan tüm toplumların kendine özgü kültürleri ve yaşam biçimleri vardı. Bastıkları sikkeler de Yunan modeline göre olmasına rağmen, her şeyden önce kendi sikkeleriydi. Fakat sikkelerin tasnifi, katalogların hazırlanması ve alanı biraz daraltmak için Pers, Parth, Kartaca, Fenike, Nebati gibi Yunan olmayan, fakat az ya da çok Yunan kültürü etkisinde kalan devletlerin sikkeleri de “Yunan Sikkeleri” adı altında ele alınırlar. Arkaik ve Klasik Çağlarda, Küçük Asya’daki sikke basan kentler de Anadolu topraklarında yer almalarına rağmen, Yunanlar tarafından kolonize edildiklerinden ya da kurulduklarından dolayı büyük ölçüde Yunan kültürünün etkisi altındaydılar; bir kentin (polis) bütün kurumları ve idaresi Yunan modeline göreydi. Bu nedenle Anadolu’da kurulan kentlerin sikkeleri de “Yunan Sikkeleri” modeline göre basılmışlardır ve bu adla anılırlar.

Anadolu’da sikke darbında ilk kez değerli madenler, altın ve gümüş veya bu iki madenin doğal karışımı elektron kullanılmıştır. Daha sonra Roma döneminde İtalya ilk olarak bakır veya değişik şekillerdeki bakır alaşımlarına başvurmuştur. Genellikle %20‟ye varan oranda kalay içeren bronz kullanılmakta; 1-3. Yüzyıllar arasında sestertius ve dupondius gibi bazı sikkelerde altın yaldızlı ve parlak görünümünden dolayı orikhalhos diye adlandırılan bronz ve çinko karışımı kullanıldığı gözlemlenir.

Bu metalin yanı sıra diğer metaller sikke pulu olarak kullanılmış olsa bile, değişik teknik nedenlerden dolayı ender görülür. Genellikle oksidasyona karşı aşırı duyarlı olmasından dolayı demirden kaçınılmaktaydı. Fakat Argos’un ünlü obeloi’unun (şişleri) Antik Yunanistan’da daha geç dönemde demirden üretildiği saptanmıştır.

Erken dönem adına Kıbrıs’taki elektronlar, ideal bir köprü oluşturmaktadır. Çünkü Küçük Asya’da ve özellikle Lydia’da bulunan doğal elektron yataklarının zenginliğinin yanı sıra, bu madenin kolayca ayarlanabilmesi, doğal olarak yapay üretime yol açmıştır. Antik ham sikkelerin üretilmesi ile ilgili pek çok şeyi bilmediğimizden, nadir buluntular ve varsayımlar üzerinden konuşmak durumundayız.

Ele geçen döküm tablalarından belli bir fikir edinmemize rağmen bu, yeterli değildir. Sikkelere şekil verecek delikli tablada, eritilmiş madenden dökülen ham sikkeler, iyi ayarlanmış olamazlar. Resimlerde gösterilen yöntem daha geç kullanılmış olmalıdır. Erken devirlerde ise başka bir yöntem kullanılmış olmalıydı. Tek tek tartılan ve eritilen metal kil çukurlarına dökülmüş ve böylece bu yöntemle ham sikkeye istenilen ağırlık verilebilmişti. Erken dönem sikkelerinin çoğu oldukça iyi ayarlandıklarından dolayı, bahsedilen şekilde dökülmüş olmalıdır.

Yazının tamamı Arkhe Dergisi Sayı 11’de…

2 Yorum

  1. Bakınız: Antik Dünyada Bayramlar ve Festivaller - Arkhe Dergisi

  2. Bakınız: Antik Çağ'da Ecza Tıp ve Cerrahi - Arkhe Dergisi - Arkeoloji

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir