Antik Çağ’da Korsanlık

Antik Çağ'da Korsanlık

Fotoğraf: Odysseus ve Sirenler, Ulysses Mozaikleri, Bardo Ulusal Müzesi, Tunus, MS 2yy
Arkhe Dergisi Sayı 12’de sizlerle…

Korsanlığın başlangıç noktasını incelemek için öncelikle denizciliğin ve denizci ulusların tarihini incelemek gerekir.

Denizciliğin görülmeye başlandığı eski çağlardan bu yana korsanlık faaliyetleri de görülmektedir. Ancak yaygın olarak bilinenin aksine korsanlar her dönemde acımasız, yağmacı haydutlar olarak görülmemiştir. Bazı korsanlar ülkeleri, halkları ve inançları için sadece düşman ülkelerin gemilerine saldırmışlardır. Bu sebeple halkları tarafından kahraman olarak görülmüşlerdir. Bu sebeple korsanlığın denizlerdeki güvenliği sağlamak amacıyla koyulan yasaları tanımayarak bir anda ortaya çıktığını düşünmek büyük bir yanılgıdır.

Antik Çağ’da özellikle Akdeniz Havzası’nda yaşamış olan hemen bütün toplumlarda korsanlık görülmektedir. Başlangıçta korsanlık toplumsal yaşamın bir parçası gibidir. Denizci Antik Çağ toplumları için korsanlık, hayatta kalabilmek amacıyla başvurdukları bir zorunluluktur. Pek çok ilkel toplum hayatlarını sürdürebilmek için karada gerçekleştirdikleri savaşlara benzer şekilde denizde de korsanlık faaliyetlerine başlamışlardır. Bu dönemde korsanlık toplum tarafından kabul görmüş bir meslektir.

Farklı ırklar Akdeniz çevresinde yerleşip uluslar halinde örgütlendiklerinde kendi aralarında savaşarak denizdeki üstünlüğü ele geçirmeye çalışmışlardır. Bu halklar arasındaki korsanlık olayları Antik Çağ’da görülen en önemli savaş nedenleri arasındadır.

Yüzyıllar boyunca pek çok ulus denizdeki üstünlüğü ele geçirmek istemiş, zaman zaman birbirleriyle ittifak yaparak kendilerinden güçsüz devletlere karşı korsanlık faaliyetlerinde bulunmuşlardır.

Kartaca’yı yenerek Antik Çağ’ın en güçlü donanmasını yok eden Roma, korsanlığa farklı bir boyut kazandırmıştır. Bu olaydan sonra korsanlık hiçbir ittifak ya da dostluk anlaşmasıyla birbirine bağlı olmayan ulusların sürdürdüğü yasal bir saldırı biçimi olmaktan çıkmıştır. Bu dönemden sonra korsanlığın bir ulusu yoktur.

Bilinenin aksine korsanlar genellikle gemileri batırmaz, en az zararla ele geçirmeye çalışırlardı. Korsanlar için asıl amaç gemiyi ve içindeki ganimeti en az zararla ele geçirmek sonrasında satabilecekleri en yüksek fiyata satmaktı. Ele geçirdikleri gemilerdeki insanları zaman zaman köle pazarlarında satarlardı. Korsanlar her yıl bahar aylarında başlayan deniz mevsiminde sefere çıkarlar, bahar ve yaz ayları boyunca sefer yapıp son baharda limana dönerlerdi. Antik Çağ’da oldukça büyük bir güce sahip olan korsanlar kentleri, kaleleri ve büyük serveti olan bir haydutlar cumhuriyeti gibidir.

Fenikeliler

Homeros, Fenikelileri usta ancak hilebaz denizciler olarak nitelendirmiştir. Herodotos’a göre ise Fenikeliler eskiden Kızıldeniz kıyılarında yaşardı. Oradan Suriye’ye ve Filistin kıyılarına göç ettiler. Dar ve pek çok kaynaktan yoksun bir kıyı şeridine yerleşen Fenikeliler denize açılmak zorunda kaldılar. Pek çok koloni kurarak Akdeniz’de hakimiyet sağladılar. Fenikelilere dair elimizdeki bilgiler genellikle mitlerden ve efsanelerden ibarettir. Fenikelilere özgü kolonizasyon anlayışının temel özelliklerini bu efsanelerden öğreniyoruz. Önceleri balıkçılıkla ilgilenen Fenikeliler zaman içinde deniz ticaretine yönelmişlerdir. Fenikeli zanaatkar cam, kumaş, değerli taş ve madenleri işlemek konusunda ustadırlar.

İlk zamanlar kıyıdan belli bir uzaklıkta ve gündüzleri yol alan Fenikeli denizciler zamanla yıldızlara bakarak denizde ilerlemeyi öğrenmişlerdir. Böylece çok uzak bölgelere gitmiş, altın ve gümüş gibi değerli madenler, değerli taşlar, parfümler, fildişi ve yaşadıkları bölgede bulunmayan çeşitli bitkilerle geri dönmüşlerdir. Zamanla denizcilik ve deniz ticareti konusunda çok fazla ilerlemişlerdir.

Fenikeli denizciler tüm bunların yanı sıra korsanlık yapmaktan da çekinmemişlerdir. Çoğunlukla kıyıya yanaşıp ellerindeki değerli şeyleri satmaya çalışırlardı. Ancak karşılarına çıkanları alt edebileceklerinden emin olduklarında yağmacı kimliklerine bürünür, pek çok yeri yağmalar ve ellerine geçen her şeyi alıp götürürlerdi. Asya’nın köle pazarlarında satabilecekleri kadınları ve çocukları kaçırırlardı. Aristoteles Fenikeliler için güçten başka bir şeyi önemsemediklerini, ticaret alanında sunduklarını geri çeviren kişilerin ellerindekileri yağmaladıklarını söylüyor.

Tüm bunlara rağmen insanların henüz yasalardan haberdar olmadığı, yaşamak için mücadele etmek zorunda kaldığı ve yaşamlarını sürdürebilecekleri şeylere sahip olmaya çalıştıkları bu dönemde korsanlık ve haydutluk diğerleri gibi sıradan bir meslek olarak görülüyordu.

Yunan Korsanlığı

Yunanistan’ın coğrafi konumu korsanlık açısından oldukça elverişliydi. Üç tarafı denizlerle çevrili olan bölgenin merkezinde bir körfez ve pek çok liman bulunuyordu.

Yunanistan ve Ege Adaları’nda yaşayan halklar denizciliği yağma yoluyla zenginleşmeyi sağlayan bir araç olarak görüyorlardı. Korsanlık bu dönemde zenginlik ve güç kazandıran bir meslek demekti. Yunan korsanları etrafları güçlü kalelerle çevrilmemiş olan küçük kasabalara saldırıp yağmalarlardı. Daha sonraki dönemlerde deniz kıyısına kurulan yeni kentler güçlü kale duvarlarıyla çevrilmiştir. Bu durum hem korsanlara hem de komşulara karşı güçlenmeyi sağlamıştır. Ancak korsanlık faaliyetleri uzun dönemler boyunca devam ettiğinden hem adalarda hem de kıta topraklarında kaleler denizden uzak bölgelere inşa edilmiştir. Eski çağlardan başlayarak Med Savaşları’na kadar Yunan tarihi, bölgeyi istila eden pek çok farklı halkın eşkıyalık ve şiddet olaylarına sahne olmuştur.

Med Savaşları MÖ 5. yüzyılda Yunan kent devletleri ve Persler arasında gerçekleşen savaşlardır. Politik alanda bölünmüş olan Antik Yunanistan ile dönemin en güçlü imparatorluğu olan Pesler arasındaki çatışmalar ilk olarak Büyük Kiros’un İyonya’yı istila etmesiyle başlamıştır. Med Savaşları Perslerin, Atina ve Eretria’nın İyonyalılara yardım ettikleri gerekçesiyle kıta Yunanistan’ı işgal etmesi ve sonrasında gelişen bir dizi savaşın öyküsüdür.

Yunanistan’a yönelen ilk Pers istilası MÖ 492 yılında başlamıştır. Yunanistan üzerine düzenlenen bu ilk sefer bir dizi olumsuzluk sebebiyle büyük kayıplarla sonuçlanmıştır. Pers donanması Aynoroz Dağı kıyılarında büyük bir fırtınaya yakalanmış ve 300 gemi kaybetmiştir. Yaklaşık iki yıl sonra güçlü bir ordu toparlanarak tekrar sefer başlatılmıştır. Bu sefer sonucunda Kiklad Adaları’nın diğer kent devletleri Pers hakimiyetine alınmıştır. Daha sonra batıya yönelen Pers donanması Eretria’yı işgal etmiştir. Ardından karaya çıkan Persler Marathon Savaşı olarak bilinen savaşta Atina ordusu tarafından ağır bir yenilgiye uğratılmıştır. Bu ağır yenilgi seferin başarısızlıkla sonuçlanmasına sebep olmuştur.

Bu yenilgi üzerine Pers imparatoru I. Darius Yunanistan’a tekrar sefer düzenlemek üzere hazırlıklara başlamış ancak MÖ 486 yılınca ölünce yerine oğlu I. Serhas geçmiştir. I. Serhas oldukça büyük bir orduyla Sard’dan Çanakkale’ye hareket etmiş, askerlerini Çanakkale Boğazı’ndan karşıya geçirebilmek için iki köprü kurdurtmuştur. Ancak ordu karşıya geçemeden büyük bir fırtınaya yakalanmış ve köprüler tahrip olmuştur.

Bu olumsuzların ardından Pers ordusu, başını Atina ve Sparta’nın çektiği Yunan ittifakını Thermoplai Savaşı’nda ağır bir yenilgiye uğratmış ve Yunan ana karasının büyük bölümünü istila etmiştir. İstiladan sonra Yunan ittifakı Pers donanmasıyla giriştiği Artemision Deniz Savaşı sonrasına geri çekilmek zorunda kalmıştır. Persler Yunan ittifakı donanmasını bütünüyle yok etmek istemiş ancak Salamis Deniz Savaşı’nda yenilgiye uğramışlardır. Bu savaş sonrasında toparlanan ve güçlenen Yunan ordusu Perslere karşı saldırıya geçerek Platea Savaşı’nda Pers ordusunu yenilgiye uğratmış, bu yenilgi Pers İmparatorluğu’nun Yunanistan seferlerinin de sonunu getirmiştir.

Yunan ittifakı, askeri düzeni bozulan Pers ordusundan geri kalanları MÖ 479 yılında Mykale Savaşı’nda yok etmiştir. Yunanistan’daki ve Ege Denizi’ndeki Pers tehdidi ortadan kalkmış daha sonra Atina önderliğinde Attika – Delos Deniz Birliği olarak bilinen ittifak kurulmuştur. Attika – Delos Deniz Birliği sonraki yıllarda seferlere devam etmiştir. MÖ 466 yılında bir zafer daha kazanılmış ve İyonya kent devletleri üzerindeki Pers hakimiyeti sona ermiştir. MÖ 460 – 454 yıllarında Attika – Delos Deniz Birliği’nin de karıştığı Mısır ayaklanması yenilgiyle sonuçlanmış ve Perslere karşı sürdürülen seferlerin durmasına sebep olmuştur. MÖ 451 yılında Kıbrıs üzerine gönderilen filonun da geri çekilmesiyle savaşlar son bulmuştur. MÖ 449 yılında Kallias Barışı olarak bilinen antlaşma ile tüm Ege kıyılarında kent devletleri üzerinde kurulmuş olan satraplıklara son verilmiş ve Ege Pers gemilerine kapatılmıştır. Buna karşılık Atina da Mısır, Libya ve Kıbrıs’taki Pers hakimiyetini kabul etmiştir.

Bu dönemden sonra Attika – Delos Deniz Birliği Atina İmparatorluğu’na dönüşme yolunda ilerlemeye başlamıştır. Pers İmparatorluğu ile olan savaş sona ermiş ancak müttefiklerin Atina’yı parasal ve askeri yönden destekleme yükümlülükleri devam etmiştir. Atina ile Sparta arasında I. Peloponez Savaşı yapılmış ve savaş sonucunda otuz yıllık bir antlaşmayla ateşkes sağlanmıştır. Ancak bu ateşkes sadece on dört yıl sürmüş, iki taraf II. Peloponez Savaşı ile tekrar karşı karşıya gelmiştir. Yirmi yedi yıl süren bu yıkıcı savaşlar sonucunda Atina gücünü kaybetmiş ve Yunanistan’da Atina hakimiyeti başlamıştır. Bu savaşlar yalnızca Atina’yı parçalamakla kalmamış bütün Yunanistan kent devletlerinin zayıflamasına sebep olmuştur.

Attika – Delos Deniz Birliği Savaşları sonucunda Yunan dünyası ile Pers İmparatorluğu arasındaki güç dengesi değişmişti. Ancak Yunanistan’da yarım yüzyıl boyunca devam eden iç çekişmeler oldukça yıpratıcı olmuştur. Bu çatışmalardan faydalanan Pers İmparatorluğu güç dengesindeki durumu düzeltmiştir. Bu dönemde Pers İmparatorluğu dikkatini Ön Asya’ya çevirmiştir. İyon kent devletleri ise tekrar ayaklanmış ve Sparta’dan yardım istemişlerdir. Sparta bu yardım isteğine MÖ 396 – 395 yıllarında karşılık verdi. Ancak bu olay karşısında Atina Perslerin yanında yer alınca Yunanistan’da yeniden bir savaş dönemi başladı. Korint Savaşı olarak bilinen bu büyük savaşta Sparta, Pers İmparatorluğu’ndan yardım istemek durumunda kalmıştır. Savaşın sonunu getiren bu antlaşma Kral Barışı olarak bilinir.

Bunun sonucunda Pers İmparatorluğu Sparta’da Ön Asya’daki kentleri geri istemiştir. Sparta durumu kabul etmiş, Yunanistan üzerindeki hakimiyetini sürdürebilmek için Ön Asya’daki Yunan varlığını feda etmiştir.

Büyük İskender Dönemi’nde Korsanlık

Büyük İskender Makedon kralı II. Philip’in oğludur. MÖ 336 yılında babasının ölümü üzerine kral olmuştur. Yunanistan’daki Makedon hakimiyetini düzenlemiş, Yunan kültürünü pek çok bölgeye yaymıştır. Büyük Pers İmparatorluğu’nu fethetmek üzere yola çıkmış, Antik Dünya’nın en büyük imparatorluğunu kurmuştur. Büyük bir orduyla Küçük Asya’ya geçmiş MÖ 333 yılında Pers hakimiyetinde olan Ephesos kentini ele geçirmiştir. MÖ 332 yılında Suriye’yi, MÖ 331 yılında ise Mısır’ı fethetmiş ve İskenderiye kentini kurmuştur. Çok büyük bir imparatorluk kuran Makedonya’nın genç kralı Küçük Asya, Suriye ve Mısır’ı hiç yenilgiye uğramadan ele geçirmiş, 25 yaşında Rumların lideri, Küçük Asya ve İran’ın kralı olmuştur.

Büyük İskender’in gerçekleştirdiği fetihler sırasında tıpkı babası II. Philip Dönemi’nde olduğu gibi korsanlık faaliyetleri devam etmektedir. İskender ise korsanlık faaliyetlerine ve yağmalama işine son vermeye hazırlanıyordu. Korsanlardan dolayı hiçbir halkın güvenliği söz konusu değildi. Akdeniz’in kontrolünü ele geçirip korsanları denizlerden sürmeyi, adaları kontrol altına almayı ve halkın güvenliğini sağlamayı görev edinmiştir. Bunu sağlamak için iki amiralini görevlendirmiştir. Bu iki amiral sayesinde dönemin en ünlü korsanı Dionides’i yakalamayı başarmıştır.

Büyük İskender, fethettiği bölgelerdeki halkın inancına ve geleneklerine saygı göstermiştir. Farklı halkları ve farklı kültürleri bir araya getirmiş, kentlerde karma bir kültür oluşmasını sağlamıştır.

3 Yorum

  1. Bakınız: Antik Çağ'da Çocuk - Arkhe Dergisi - Arkeoloji

  2. Bakınız: Tarihte Bugün - Dırdırcı - Tarihten Sesler Korosu

  3. Bakınız: Akdeniz'de Türk Korsanlığının Gelişimi: Barbarolar Çağı - Arkhe Dergisi

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir