Antik Çağ’da Çocuk

Antik Çağ'da Çocuk

Fotoğraf: Antik dönem oyuncak bebek / Met Museum
Arkhe Dergisi Sayı 10’da sizlerle…

Hippokrates’in yedi evreye ayırdığı insan yaşamının ilk üç bölümünü bebeklik ve çocukluk oluşturur. Çocukluk hem yaşamın oyunla dolu en keyifli dönemi hem de gelecek hayata hazırlanılan evresidir. Antik Çağ yazınından ya da arkeolojik bulgulardan çocuklara ilişkin pek çok bilgi günümüze ulaşmıştır. Günlük hayatın içinden bu veriler bir yana, mitoloji de bize Olymposlu tanrıların çocukluklarına ilişkin, Hermes’in henüz bir bebekken Apollon’un sığırlarını çalması, bebek Herakles’in boğduğu yılan, gibi hikayeleri miras bırakmıştır.

Aristoteles Politika adlı eserinde Antik Çağ’da Yunanistan’da Polis olarak adlandırılan kent devletlerinin temel birimini tekil olarak bireylerin değil aileyi kapsayan oikosların oluşturduğunu yazar. Bir oikos eğer çocukları varsa tam bir aile sayılırdı demek mümkündür o halde. Antik Çağ boyunca yapılan evliliklerin başlıca nedeni ailenin devamını sağlayacak bir erkek çocuk sahibi olabilmektir. Tapınaklarda bulunmuş kundaklanmış bebek figürinleri de bu arzunun bir kanıtı olarak düşünülebilir.

El bebek gül bebek

Evde gerçekleştirilen doğum başladığında baba evin etrafına katran ya da zift döker; belki de doğumun sakinlikle gerçekleşmesi için adeta evini izole ederdi. Doğumdan önce de anneler bebeğin sağlıklı olarak dünyaya gelmesi için doğum tanrıçası Eileithyia ya da Artemis’e adaklarda bulunurlardı. Antik Yunan’da evin reisi ve hamisi olan baba yani kyrios, doğan bebeğin aileye kabulüne karar verdikten sonra ailenin yeni üyesi farklı ritüeller ve törenlerle yaşamına başlardı. Ebeveynler çocuklarının doğumunu, aileye kabulünü ve cinsiyetini sembolik bir dille duyururlardı. Kapılarına eğer bir zeytin çelengi asılmışsa bir erkek evlat; bir yün çilesi ya da pamuk iplikleri asılmışsa bir kız evlatları olduğu anlaşılırdı. Roma geleneklerinde ise bu adet kapıya gösterişli bir çelengin asılması şeklinde sürdürülmüştür. Çocukların doğumdan sonra genellikle kundaklandığı ve kundağa her çocuğa özgü gnorisma olarak adlandırılan simgeler takıldığı bilinmektedir.

Doğumun gerçekleşmesinden yaklaşık bir hafta sonra Antik Çağ’ın Yunan ailelerinin evinde amphidromia töreni gerçekleştirilmekteydi. Kuşkusuz bu tören için bir bekleme süresinin varlığındaki en önemli etken yeni doğan ölümlerinin çokluğu ya da bebeğin aileye kabulünün kararının verilmesi olmalıydı. Baba, ailenin yeni üyesini evin ocağının etrafında dolaştırarak bebeğin aileye kabulünü ilan ederken; aynı zamanda da bu ritüelle anne ve aile üyelerinin de arındığına inanılırdı. Aile üyeleri ise bu ziyafette bebeğe onu kötülüklere karşı koruyacak amuletler gibi farklı hediyeler vermekteydiler. Düşük ekonomik gelirli aileler bebeğin adını da yine bu törende verirken; zengin aileler ise doğumun onuncu gününde dekate adı verilen bir ad koyma töreni daha yapmaktaydı. Aileler çocuklarına tek isim koyar; resmi işlemlerde karışıklıklara neden olmaması için de baba adını ve ailenin bağlı olduğu demosun adını da kullanırlardı. Örneğin Alkibiades Kleiniou Skambonides (Yunanca: Ἀλκιβιάδης Κλεινίου Σκαμβωνίδης) yani Kleinias’ın oğlu Skambonidae demosundan Alkibiades. Ayrıca ailelerin, çocuklarının doğumu ya da onların aileye kabulünü kutlamak için kurbanlar kesip, ziyafetler verdiği de bilinmektedir. Her yıl Ekim/Kasım ayında yapılan Apatouria Bayramının Koureotis olarak adlandırılan üçüncü gününde de o yıl doğmuş erkek çocuklar baba ailesinin erkek üyelerinden oluşan Phratria’sına takdim edilirlerdi.

Roma Dönemi’nde ise ailenin yeni üyesinin kabulü doğumdan sonra yere bırakılan bebeği babanın yani Pater Familias’ın tekrar yukarı kaldırmasıyla (tollere liberum) ilan ediliyordu. Ardından gelen haftada ise evin koruyucu tanrılarının kutsal alanı Lararium’da çocuklara isimlerinin de verildiği bir arınma töreni olan dies lustricus düzenlenir ve kötü ruhlardan korunmaları için erkeklerin boyunlarına bulla ve kızlara ise lunulalar (ay biçimli amuletler) takılırdı. Her ne kadar uyurken çıkarsalar da bu amuletleri erişkin bir birey olana kadar daima üstlerinde taşırlardı. Romalılar tria nomina da denilen üçlü bir isim geleneğine sahiplerdi. Praenomen yani bir ilk isim; nomen gentile bağlı olduğu gens (soy) adı ve önceleri bir lakap sonra ise gens içindeki aileyi ifade eden cognomen. Örneğin Minatius Pettius Felix yani Pettius gensinden Felix lakaplı Minatius. Bazı bebekler ise ne yazık ki, cinsiyet tercihi, hastalık vb. gibi sebepler nedeniyle, aile istemediği için ya yaşama hakkını doğumdan hemen sonra kaybediyorlar; ya da evlatlık olarak almak isteyen aileler için dışarı bırakılıyorlardı.

Antik Çağ'da Çocuk

Fotoğraf: Ephedrismos olarak bilinen, iki kızın oyun oynadığı pişmiş toprak heykelcik / Met Museum

Antik Çağ’da, zengin ailelerin çocuklarının bakımını üstlenecek ayrıca Yunanca trophos ya da Latince adıyla bir nutrix yani bir sütanne ve bakıcısı olmasıyla birlikte, öncelikle anneler çocukları ile ilgilenir ve yetiştirirlerdi. Çocuklar yaşadıkları alanlarda karşılaştıkları vazo resimleri, duvar resimleri ya da heykellerdeki mitolojik hikayelere ya da kendi kültürlerinin imgelerine dair ilk bilgilerini ve dolayısıyla ilk eğitimlerini, evde kadınlara ait yaşam alanı gynaikon’da birlikte vakit geçirdikleri annelerinden ve bakıcılarından alırlardı. Kim bilir belki de Troia’da savaşan kahraman Hektor’la Akhilleus’un mücadelesini ya da Aisopos’un fabllarını dinliyordu o tatlı uykusuna dalmadan hemen önce. Bazen de yaramazlığı fazla kaçıran çocukları korkutmak için hayali yaratıklardan destek alırlardı.

Antik Çağ’ın ünlü hekimi Galenos huysuzlanmış bir bebeği yatıştıracak en iyi şeyin süt annesinin onu emzirmesi olduğundan; ayrıca Ephesoslu Soranus ise anne sütünün yanı sıra bebeklerin beslenmesinde biberonların da kullanıldığından söz etmektedir. Pişmiş toprak örnekleri bulunmuş lazımlıklar ya da vazo resimleri gibi arkeolojik buluntular anneler ve bakıcıların küçük yaştan itibaren tuvalet eğitimini de verdiklerini kanıtlar. Bazen de Aristophanes’in Bulutlar adlı komedyasında Pheidippides’in “ka ka” dediğinde babası Strepsiades’in yaptığı gibi çocukları evin dışına çıkarıyor olmalılardı.

Ve artık çocukluk dönemi başlar

Başlarına çiçeklerden taçlar takılmış ve ellerinde üzerinde kendi hayatlarından farklı sahnelerin anlatıldığı yonca ağızlı minyatür oinochoeler olarak adlandırabileceğimiz chouslar ile üç yaşını doldurmuş erkek çocukların etrafta neşe içinde dolaştıkları, Dionysos onuruna yapılan Antestherion Bayramının ikinci günü, Choes gününde artık bebeklikten çıktıklarının ve bir çocuk olduklarının ilanı edilmektedir.

Oyun Zamanı

Çocuk dünyasının en önemli aktivitesi oyundur kuşkusuz. Yalnızca minikler değil tüm gününü okulda geçirmek zorunda olan çocuklar da boş zamanlarını oyun için değerlendirmiş olmalıdırlar. Oyun, çocuklar için öğrenmenin okul dışı bir yoluydu. Hem oynayarak edindikleri kazanımların bazılarını okulda öğrenmeleri pek de mümkün değildi. Büyüklerin dünyasındaki eşyaların kendi dünyalarına uygun minyatür kopyaları ile gelecekteki hayatlarının bir provasını kendi hayal dünyaları ile zenginleştirip yapıyorlardı. Son zamanlarda Antik Çağ araştırmalarının odak noktalarından biri olan “süreklilik” kavramına miniklerin dünyasından bakacak olursak karşımıza oyunların ve oyuncakların renkli dünyası çıkacaktır. Misket, topaç, çember, körebe, penthelita, pleistobolinda, eis omillan gibi dönemin popüler oyun nesnesi aşık kemiği (astragalos) ile oynanan oyunlar ya da top oyunları, isimleri ya da oynanış biçimleri biraz değişmiş olsa bile, günümüze kadar varlığını koruyan oyunlardır.

Antik Çağ yazınının ünlü isimlerinin ya da düşünürlerinin oyunlar ve oyuncaklara dair anlatımları, oyuncakların sadece oyun nesneleri değil aynı zamanda zekanın gelişiminde ve eğitimlerinde de önemli bir unsur olduğunun farkındalığında olduklarını gösterir. Platon, Yasalar adlı eserinde gelecekteki mesleki seçimlerine ya da başarılarına çocukların oyun çağındayken yapılacak yönlendirmenin büyük katkısı olacağı görüşünden söz etmekteydi. Romalı hatip Quintilianus da küçük yaşlardan itibaren oyun yoluyla öğrenmenin etkili olacağını yazar.

Bugün olduğu gibi Antik Çağ’da da çocuk dünyasının en sevgili eşyaları oyuncaklardır. Küçücük bir bebekken çıkarttığı sesle dikkatini çektiği ve kendisini yatıştırdığı için hoşuna giden Yunanca krotalos ve Latince crepundia denilen ve en sevilenleri hayvan biçiminde biçimlendirilmiş çıngıraklarla başlayan oyun macerasının aktörleri oyuncaklar yaşları büyüdükçe çeşitlenerek değişmektedir. Koroplastların elde ya da kalıpta şekillendirdiği kil, Antik Çağ’dan günümüze ulaşan oyuncak yapımı için en önemli hammadde olmuştur. Pişmiş toprağın yanı sıra kemik, fildişi, deri, kumaş ve ahşaptan yapılmış pek çok oyuncak arkeolojik kazılarda ele geçmiştir.

Antik Çağ'da Çocuk

Fotoğraf: Çocuk Mezar Steli / Met Muesum

Cinsiyet rollerinin Antik Çağ‘da da oyun çağından başlayarak şekillendiği çocuk dünyasının en önemli maddi kültür varlıkları oyuncaklar aracılığıyla anlaşılabilmektedir. Yunanca kore ya da nymphe ve Latince ise pupa denilen; genellikle bir kadın formunda ve pişmiş toprak, kemik ya da fildişi örnekleri gövde üzerine tutturulmuş hareketli kol ve bacaklara sahip bebekleri kız çocuklarının en sevdiği oyun arkadaşlarıydı. Masalar, sandalyeler, mutfak eşyaları ve hatta Atina’da bir mezar buluntusu olarak ele geçmiş bir epinetron’un minyatür boyutluları ile annelerine öykündükleri oyunlarını oynamaktaydılar.

Minik beyler ise bazıları tekerlekli ve ip bağlanarak çekilebilen küçük hayvan figürinleri ya da minyatür arabalar, oyuncak askerlerle ya da kendilerine zarar vermeyecekleri malzemeden yapılmış tahta kılıçlar ya da savaş araçları ile hikayelerini dinledikleri savaş kahramanlarının yerlerine kendilerini hayal ettikleri savaş oyunları, örneğin Lusus Troiae, oynamışlardır. Oyuncaklar çocuklar yaşarken en önemli eşyaları iken; erkenden yaşama veda eden miniklerin mezarlarına, belki de oynamaya devam edecekleri inancıyla hediye olarak bırakılmışlardı.

Kedi, köpek ya da ördekler ya da diğer bir deyişle evcil hayvanlarla çocukların iyi ilişkisinin antik dönem örneklerine heykeller, kabartmalar ya da Antik Çağ yazarlarının eserlerinde rastlanmaktadır.

1 Yorum

  1. Bakınız: Antik Dönem'de Ölüm ve Gömü Gelenekleri - Arkhe Dergisi - Arkeoloji

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir