Anadolu Selçuklularında Ölümle İlgili Adetler ve Mezar Taşları: Bölüm 5

Erken Dönem Türk Sanatı’nda mezar taşı dikme geleneği çok eski kültür katlarına kadar inmektedir. Göktürk Devleti’nde mezar taşı dikme geleneği ölen kişinin heykelini yapma şeklindeydi. Hatta erkek olanlarına “taş baba”, kadın olanlarına ise, “taş nine” adı verilmekte idi. Göktürklerden kalma, çok gelişmiş bir portrecilik anlayışı ile gerçekçi bir üslupla yapılmış çok sayıda taş baba ve taş nine günümüze ulaşmıştır. Heykel ya da tasvir ise “Bediz” olarak kaynaklarda isimlendirilmektedir. “Eski Türk heykelleri ile ilgili çalışmalarda Türk heykellerini adlandırmak için genel olarak “kamennaya baba”, “taş baba”, “taş nine”, “balbal”, “bedi” kavram işaretlerinin kullanıldığı görülür. Taş baba ve taş nine mezar heykellerinin dışında Göktürk Dönemi’nde bir de “balbal” kavramından söz etmek yerinde olacaktır. Balbal, alplerin, kağanların, hanedan üyesi kişilerin düşmanlarının sayısı kadar öldürdüklerinde diktikleri amorf (şekilsiz) mezar taşlarına (bazen tahta da olabilir) verilen addır. Herkes balbal diktiremez. Bunlar düşmanların ruhlarını temsil eder ve kağana ya da alpe öteki dünyada hizmet etmek için mezarın başına dikilirler. Bazen bu mezar taşları şekillendirilirler ama detaya girmeksizin oluşturulurlar. Yani balbal öldüren düşmanın taşa dönüşmesidir. Bir taraftan mezarın çevresinin balbal şeklinde tutsak edilen düşman askerlerinin ruhları ile korunduğuna inanılıyor, öteki yandan balbal ordusuyla öteki dünyada hizmet edeceğine, bunların onu koruyup kollayacağına inanılıyordu. Kaba, şekilsiz oldukça basit işlenmiş, kare ya da yuvarlak taşlar olan balbalların en küçüğü 40-50 cm en büyüğü 170-200 cm yüksekliğindedir. Taştan yapılan, Anadolu Selçuklu döneminde de varlığı bilinen balbalların, 13. yüzyıldan itibaren daha kolay işlenebilen ağaçtan yapılmaya başlandığı ve Türklerin diğer ölü gömme gelenekleriyle birlikte yavaş yavaş ortadan kalktığı bilinmektedir. Eski Türklerde Mezar Geleneği ve çok daha fazlası…

Genellikle kurganın üzerine birisi kocayı diğeri de karısını temsil eden iki mezar heykeli dikilmekteydi. Bazen tek başlarına durmakta, ancak genelde matem yerinin taş halkasının doğu tarafında, çok nadiren de mezarların ve kurganların önünde bulunmaktadırlar. Bunlar ölen kişi ya da kişileri bazen de ata ruhlarını veya bir tanrıyı temsilen mezar taşına yakın bir anlayışla dikilmiştir. Ölen kişinin varlığının elle tutulur biçimde sürmesini sağlamak amacıyla yapılmışlardır.

Taş heykeller, balballara oranla mümkün olduğu kadar ayrıntılı ve özentili işlenmektedir. Heykellerin hemen hepsinin belden aşağısı, toprağa saplanması için düz bir şekilde daralarak, aşağı doğru inmekte ve taşın alt kısmı nispeten sivriltilmektedir. Baş kısımları gövdeye kıyasla daha büyük ve saçsız olduğu görülmektedir. Genelde erkek heykellerin kısa boylu, tıknaz, sakalsız, iri burunlu oldukları görülmektedir. Bazı heykellerin çene kısımlarında kısa ve seyrek bir sakal gösterilmiştir. Silahlı ve sağ elinde bir kupa tutan erkekler, silahsız sağ elinde kupa tutan erkek ya da cinsiyeti belirsiz heykeller, iki eliyle kap ya da kupa tutan erkekler, yalnızca yüz betimine sahip heykeller, iki eliyle kupa tutan kadın heykelleri, sayıları az olan kuşlu kadın heykeli, sayıları az olan kuşlu heykeller, ana Tanrıça “umay” ı yansıtan heykeller, sayıları çok az olan ve elinde çiçek tutan heykeller bunlara örnek verilebilir. Bilig olarak nitelendirilebilecek dikdörtgen nesneler, elle tutulan sopa, asa şeklinde nesneler, silahlar, kemerler, bir elinde kuş tutma, müzik aleti tutma vb. şekiller taş heykellerde yaygın olarak karşılaşılmaktadır.

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir