Anadolu Selçuklularında Ölümle İlgili Adetler ve Mezar Taşları: Bölüm 3

Ölünün yakılması adeti Andronovo Döneminin sonunda (1300’e doğru) ortaya çıkmıştır; bu adet Karasuk (1300-700) ve Tagar (700-300) dönemlerinde sıkça uygulanırdı, sonra 300’e doğru, hatta biraz daha önce, ölülerin gömülmesi adeti ile birlikte uygulanır olmuştu. Ama Çin kaynaklarına göre ölülerin yakılması adetine Türklerde 7. yüzyılın başından önce çok sık rastlanmaz: “kimi kavimlerin ölülerini yakarken, kimilerinin gömdüğünü görüyoruz” ama ölüler yakılsa da gömülse de cenaze törenleri değişmezdi. Çin ve Arap kaynakları, Göktürk Dönemi’nde Kırgız Türklerinin ölülerini, ateşin en temiz şey olması ve ateşe düşen her şeyin temizlendiği düşüncesi ile ve yine ölünün ateşle kirlerinden ve günahlarından temizleneceği inancıyla yaktıklarını yazarlar. Arkeoloji ve Sanat Tarihi alanında özgün yayınlar sunan Arkhe Dergisi‘nin katkılarıyla.

Çin kaynakları Türklerde defin usullerinin devirden devire ve hatta bazen aynı dönem içerisinde bile farklılıklar arz ettiğini kaydediyorlar. Ölüyü yakma veya toprağa gömmenin yanı sıra tabuta yerleştirilip dağların tepesinde bir ağacın üzerinde muhafaza usulünün de Türk boylarında görüldüğü anlaşılmaktadır. Bu adet Tabularda, Yakutlarda, Kırgızlarda da görülmektedir. Bununla birlikte, bu şekilde ölüyü dağların tepesinde ağaçlar veya sedirler üzerine koyarak muhafaza adetinin belli bir süre için olduğu ve daha doğrusu cesedin etlerin çürümesine kadar bu şekilde muhafaza edildiği ve daha sonra kemiklerin toplanarak yakıldığı anlaşılmaktadır.

Altaylar’daki Pazırık kurganlarında cesetlerin başları doğuya çevrilidir. Yüzler ise batıya bakmaktadır. Arkeolojik kazılar kurganlarda erkek cesetlerinin yanı sıra kadın, çocuk ve çok miktarda at cesetlerinin bulunduğunu ortaya koyuyor. Bunda amaç asil kişinin eşi ya da hizmetkarı öbür dünyada kendine hizmet etmesidir. Pazırık kurganlarından iki ve beş numaralı kurganlarda ağaç kütüğünden oyularak yapılmış bir çatma lahitte erkekle beraber bir kadın cesedi görülmüştür. Dördüncü Pazırık kurganında ise iki ayrı çatma lahitte hem erkeğin hem de kadının cesedi bulunmuştur.

Anadolu Selçukluları

Türklerde çok eski dönemlerden beri cesetleri mumyalamak (tahnit etmek) adetini görmekteyiz. Hun asillerinde cesetlerin tahnit (mumya) edilmesinin gereği, muayyen zamanlarda gömülme geleneğinden doğuyordu. Ayrıca bu adet dolaylı olarak çok emek ve zahmet isteyen büyük kurganların bitimine bağlıydı. Küçük tip kurganlarda tahnit edilmiş cesetlere rastlanılmamıştır. Çünkü mumyalama işi asil kişilere mahsustu. Şibe ve Pazırık kurganlarında mumyalanmış kadın ve erkek cesetleri görülmüştür. Buradaki cesetlerin iç uzuvları ve kafatasları boşaltılmış olup, içleri kokulu ot, kozalaklar ve toprakla doldurulmuştur. Mumyalama işlemi sırasında iç organlarının çıkarılmasının nedeni, kötülüklerin insan içine toplanması fikrinden doğmaktaydı. Bu iç organlar yerine insanın ölümünden sonraki hayatında bedenin gücünü sağlayacak doğadan toplanmış şifalı otlar, kokular konulurdu. Ayrıca ölenin bedenine dışardan kötü ruhların girmesini önlemek amacıyla mumyalanmış bezler, lifler sarılırdı. İslamiyet’in kabulü ile mumyalama geleneği, bu geleneğin devamı olarak Anadolu’da Selçuklular ve Beylikler döneminde görülmüştür. Doğu ve Orta Anadolu’nun bazı kentlerinde, (Konya, Karaman, Amasya, Harput, Kemah, Kayseri) mumyalanmış cesetlere rastlanılmıştır. Bunlardan biri Kemah’ın kuzeyinde bulunan Mengücek Türbesi’ndedir. Yine Kayseri Melikgazi Türbesinde de mumyalanmış Selçuklu Dönemi’ne ait ceset bulunmaktadır. Belki bu eski geleneğin uzantısı olarak Osmanlı padişahlarında “mumyalama” olmasa da zaruri durumlarda “tahnit” işlemleri görülmektedir.

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir