Anadolu Selçuklularında Ölümle İlgili Adetler ve Mezar taşları: Bölüm 1

Eski Türklerde can ve ruh kavramları “tin” (nefes) kelimesi ile anlatılmaktaydı. Ölüm, ruhun bedeni kesin olarak terk etmesi şeklinde görülmekteydi. Ölümle bedeni terk eden ruh, bazen serseri olarak dolaşabilirdi. Ölüm halinde ruhun bir kuş şeklinde uçarak bedeni terk ettiği düşüncesi, Türklerde çok eski bir mevcudiyete sahiptir. Orhun Kitabeleri’nde Bilge Kağan ve Kültigin için “uçtu” tabiri yer almaktadır. Kağan ve beyler öldükleri zaman ruhlarının bir kuş gibi uçarak göğe, Tanrı’nın yanına gittiğine inanılmaktaydı. Bu nedenle “Uçmak” kelimesi, İslami dönemde Türkler tarafından cennet anlamında kullanılmıştır. Eski Türklerde ölümün bir son olmadığı ve ölümden sonra bir hayat ve ahiret inancının olduğu kesindir. Bu inanç özellikle Türklerde ölü defnetme geleneklerini çok etkilemiştir. Türklerin dönem dönem inandıkları dinler (Şamanizm, Maniheizm ve Budizm gibi) ve bu dinlerin ölümle ilgili düşünce ve inançları mezar yapma geleneklerine yansımıştır. Eski Türklerde Mezar Geleneği ve çok daha fazlası…

Eski Türklerle ilgili ölü defnetme geleneklerine ait ilk bilgiler MÖ 3. yüzyıla aittir. Çin kaynaklarında Hunların defin törenleri ile ilgili bilgilere göre “Hunlar ölülerini tabut içine koyarlardı. Bu tabut iki katlı olup, iç ve dış tabutlardı. Bu tabutları altın ve gümüş işlemeli kumaş ve kürklerle örterlerdi. Ağaçlar dikilmiş mezarlıkları ve matem elbiseleri yoktu. Ölü ile beraber öldürülenler yüz, hatta yüzden fazla olurdu”. Çin kaynaklarında Göktürklerle ilgili bilgilere daha fazla rastlanmaktadır. Çin kaynaklarından alınan bu bilgilere göre, eski Türklerin defin törenleri ile ilgili adetleri, ölü için yapılan yas merasimi “yoğ”, ölüyü gömmek, ölüyü yakmak, birden fazla ölü gömmek, cesetleri mumyalamak “tahnit etmek”, eşyaları ve yiyecekleri ile birlikte gömmek, mezarlarının bir köşesine at gömmek, Alpın mezarı yanına kendi heykelini “sin” ve balbalını dikmek, ölüyü tabuta koyup ağaca asmak şeklinde sıralanabilir.

Arkeoloji ve Sanat Tarihi Dergisi: Arkhe Dergisi

Gerçekte, muhtemelen başlangıçta defin merasimini ifade eden “yoğ” terimi, daha sonra “ölü aşı”, ölüler için verilen yemek veya ziyafeti ifade eder olmuştur. Türkler, başka dinlere girdiklerinde de bu geleneği devam ettirmişlerdir ki, bu durumda yoğ, ölüm ve cenaze törenleri ve uygulamaları içerisinde, Türklerde en sürekli unsurlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Göktürklerde yoğ aşı törenine, imparatorluğa dahil bulunan bütün ulusların katıldığını Orhun Yazıtları’ndan öğreniyoruz. Göktürk devrinde Türklerin “yoğ” (cenaze) merasimine Çinliler “kubbeli otağ altındaki tabut” adını verirlerdi. Çünkü Türk geleneğinde ölen kimsenin cesedi, kubbeli otağ altına konarak otağın etrafında at koşturulurdu. Otağın kapısına gelince matem tutanlar yüzlerini ve kulaklarını bıçaklarlardı. Matem işareti olarak saç da kesilirdi. “Kokuluk” (tütsü) kullanılır, çından ağacı ve “yug yıpar” (tütsülü matem meşalesi) yakılırdı. Eski Sir derya göçebelerinde olduğu gibi, Uluğ Kem vadisinde Tuva bölgesinde bulunan Göktürk atalar tapınaklarında, cesedi yakma merasiminin, kümbedli otağ şeklinde bir tahta köşk içerisinde olduğu anlaşılmaktadır. Cenaze Törenleri için genelde uygun bir yer, Pazırık’ ta görüldüğü ya da Moğol Prenslerinde olduğu gibi bir dağ seçilirdi. Seçilen yer kimi zaman saklı tutulurdu (mezar hırsızlarından çok saygısızlardan çekinildiği için ). Bazen de cenaze bir tapınağa gömüldüğünde mezar yeri her yıl ziyaret edilen kutsal bir yer halini alırdı. Mezarın üzerinde ağlayıp dövünürler, yüzlerini gözlerini çizer, bedenlerini tırmalarlardı. Saçlar kesilir ve ölüye övgüler düzülürdü. Cenaze yemeği ölünün gömüldüğü gün ya da daha sonra üçüncü, yedinci, ya da kırkıncı gün düzenlenirdi. Bu gelenek Anadolu Selçukluları tarafından da devam ettirilmiştir.

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir